<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:googleplay="http://www.google.com/schemas/play-podcasts/1.0"><channel><title><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></title><description><![CDATA[I'm Ahmet Öncü, a passionate learner, educator, and thinker based in Istanbul. With a rich background in sociology, economics, and business, I've dedicated my life to the pursuit of knowledge and the dissemination of ideas.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com</link><image><url>https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg</url><title>Prof. Dr. Ahmet Öncü</title><link>https://profdrahmetoncu.com</link></image><generator>Substack</generator><lastBuildDate>Sun, 28 Jun 2026 20:17:58 GMT</lastBuildDate><atom:link href="https://profdrahmetoncu.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml"/><copyright><![CDATA[Ahmet Öncü]]></copyright><language><![CDATA[en]]></language><webMaster><![CDATA[ahmetoncu@substack.com]]></webMaster><itunes:owner><itunes:email><![CDATA[ahmetoncu@substack.com]]></itunes:email><itunes:name><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></itunes:name></itunes:owner><itunes:author><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></itunes:author><googleplay:owner><![CDATA[ahmetoncu@substack.com]]></googleplay:owner><googleplay:email><![CDATA[ahmetoncu@substack.com]]></googleplay:email><googleplay:author><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></googleplay:author><itunes:block><![CDATA[Yes]]></itunes:block><item><title><![CDATA[Montella Paşa’ya Açık Mektup]]></title><description><![CDATA[Say&#305;n Vincenzo Montella,]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/montella-pasaya-ack-mektup</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/montella-pasaya-ack-mektup</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Wed, 24 Jun 2026 07:00:48 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p>Say&#305;n Vincenzo Montella,</p><p>Size bu mektupta &#8220;Pa&#351;a&#8221; diye hitap etmek istiyorum. Bu kelimenin ne anlama geldi&#287;ini, tarihimizde nas&#305;l bir yeri oldu&#287;unu bilmenizi isterim. Osmanl&#305; d&#246;neminde T&#252;rkler, kendi i&#231;lerinden &#231;&#305;kmam&#305;&#351; olsa bile bu &#252;lkeye b&#252;y&#252;k hizmetleri olan, kaderini bu topra&#287;&#305;n kaderiyle birle&#351;tiren, sava&#351;ta, siyasette, y&#246;netimde ya da millet hayat&#305;nda iz b&#305;rakan insanlara &#8220;Pa&#351;a&#8221; demi&#351;lerdir. Osmanl&#305; toplumu i&#231;in pa&#351;al&#305;k sadece asker&#238; bir r&#252;tbe de&#287;ildir. Daha &#231;ok, milletin g&#246;nl&#252;nde &#246;zel bir yere sahip olunmas&#305;na i&#351;aret eder.</p><p>Bug&#252;ne gelecek olursak, mill&#238; tak&#305;m&#305;m&#305;za eme&#287;ini, akl&#305;n&#305;, disiplinini ve y&#252;re&#287;ini vermi&#351; bir ki&#351;i olarak siz de bizim i&#231;in bir pa&#351;as&#305;n&#305;z. Bu y&#252;zden size &#8220;Montella Pa&#351;a&#8221; demekten hi&#231;bir teredd&#252;t duymuyorum.</p><p>&#304;lk iki ma&#231; olmad&#305;, Pa&#351;am. &#199;ok b&#252;y&#252;k ihtimalle D&#252;nya Kupas&#305;&#8217;na erken veda ediyoruz. Bunun ac&#305;s&#305; &#231;ok. Bu ac&#305; sadece al&#305;nan sonucun ac&#305;s&#305;yla s&#305;n&#305;rl&#305; de&#287;il. Tak&#305;m&#305;m&#305;z&#305;n son iki y&#305;ll&#305;k yolculu&#287;unu izlemi&#351; olan herkes, yenildi&#287;imiz son iki ma&#231;ta b&#252;t&#252;n&#252;yle k&#246;t&#252; bir oyun ortaya koymad&#305;&#287;&#305;m&#305;z&#305; g&#246;rd&#252;. T&#252;rkiye k&#246;t&#252; oynamad&#305;; ancak kendi potansiyeline g&#246;re yeterince iyi de oynamad&#305;.</p><p>Buna ra&#287;men iki ma&#231;ta da rakiplerini bask&#305; alt&#305;na ald&#305;, onlar&#305; taktiklerinin &#246;tesinde kendi sahalar&#305;na hapsetti. Kar&#351;&#305;m&#305;zdaki tak&#305;mlar hi&#231; rahat de&#287;ildi. Korkuyorlard&#305;. Her an i&#351;lerin onlar i&#231;in k&#246;t&#252;ye gidebilece&#287;ini d&#252;&#351;&#252;nerek oynad&#305;lar. Ba&#351;ar&#305;lar&#305;, T&#252;rkiye&#8217;nin g&#252;&#231;l&#252; oldu&#287;u alanlara kar&#351;&#305; ald&#305;klar&#305; &#246;nlemlerin sonucuydu. Kanatlardan kaleye inecek ak&#305;nlar&#305; kestiler. Ceza sahas&#305; &#231;evresinden gelecek &#351;utlar&#305; engellediler. Oyunu daraltt&#305;lar. Disiplinli kald&#305;lar. Bunu ba&#351;ard&#305;lar. Buna ra&#287;men direkten d&#246;nen toplar vard&#305;. Kaleyi az farkla s&#305;y&#305;ran &#351;utlar vard&#305;. Bir an olaylar ba&#351;ka t&#252;rl&#252; aksayd&#305;, bug&#252;n bamba&#351;ka bir kupa hik&#226;yesi yaz&#305;yor olabilirdik. Olmad&#305;. Durum budur. Anlayan, anlad&#305;.</p><p>Ama futbol yaln&#305;zca skor de&#287;ildir. Hele mill&#238; tak&#305;m futbolu hi&#231; de&#287;ildir. Mill&#238; tak&#305;m, bir &#252;lkenin kendisi hakk&#305;nda anlatt&#305;&#287;&#305; bir hik&#226;yedir. Bu hik&#226;ye hi&#231;bir zaman tamamlanmaz. Bazen &#351;an ve zafer vard&#305;r bu anlat&#305;da. Bazen de yenilgi ve keder. Fakat bu hik&#226;yenin kahramanlar&#305;n&#305;n ba&#351;&#305; her daim dikse, m&#252;cadele varsa, inan&#231; varsa, yenilgiler milletin haf&#305;zas&#305;nda sadece bir ders olarak yaz&#305;l&#305;r.</p><p>Siz bu tak&#305;mla b&#246;yle bir hik&#226;ye yazd&#305;n&#305;z. Bu, olmu&#351; bitmi&#351; bir &#351;eydir. Oyuncular&#305;n yaln&#305;zca yeteneklerini de&#287;il, birlikte oynama cesaretlerini de b&#252;y&#252;tt&#252;n&#252;z. Avrupa&#8217;n&#305;n ve d&#252;nyan&#305;n kar&#351;&#305;s&#305;na &#231;ekingen bir tak&#305;m de&#287;il; oyun kurmak isteyen, rakibin &#252;st&#252;ne gitmek isteyen, sahada kendine yer a&#231;mak isteyen bir T&#252;rkiye &#231;&#305;kard&#305;n&#305;z. Bunun de&#287;eri bir ma&#231;la, iki ma&#231;la &#246;l&#231;&#252;lmez.</p><p>Ay-y&#305;ld&#305;zl&#305; &#351;apkay&#305; ba&#351;&#305;n&#305;za ge&#231;irip sahaya &#231;&#305;kman&#305;z da sadece bir reklam ya da sosyal medya g&#246;sterisi de&#287;ildi. D&#252;nyada ba&#351;ka bir mill&#238; tak&#305;m&#305;n ba&#351;&#305;na ge&#231;mi&#351; yabanc&#305; bir hocan&#305;n buna benzer bir g&#246;r&#252;nt&#252;s&#252;n&#252; hat&#305;rlam&#305;yorum. Bu hareket, sizin bizden biri oldu&#287;unuzu anlat&#305;yor. Bu &#252;lkenin heyecan&#305;na milletin bir bireyi olarak kat&#305;lan biri gibi hissetti&#287;inizi g&#246;steriyor. Mill&#238; mar&#351;&#305;m&#305;z okunurken sergiledi&#287;iniz gururlu duru&#351;unuz da bunu g&#246;steriyor. O anda y&#252;z&#252;n&#252;zde g&#246;r&#252;nen &#351;ey resm&#238; bir nezaket de&#287;il, payla&#351;&#305;lan bir mutluluk ve sorumluluk duygusu. K&#305;sacas&#305;, Pa&#351;am, bizim g&#246;nl&#252;m&#252;zde siz bir T&#252;rks&#252;n&#252;z.</p><p>T&#252;rkl&#252;k, sadece do&#287;umla gelen bir kimlik de&#287;ildir. Tarih boyunca bu millete sonradan kat&#305;lan, onun kaderini kendi kaderi bilen, onunla y&#252;r&#252;yen, onunla y&#305;k&#305;lan ve onunla yeniden aya&#287;a kalkan nice insan bu kimli&#287;i ta&#351;&#305;m&#305;&#351; ve benimsemi&#351;tir.</p><p>Burada size bizim tarihimizden gelen bir kavram&#305; da hat&#305;rlatmak isterim. Peter B. Golden&#8217;&#305;n T&#252;rk halklar&#305;n&#305;n tarihini yazarken g&#246;sterdi&#287;i gibi, T&#252;rkl&#252;k biyolojik anlamda kapal&#305; bir &#305;rk&#305;n ad&#305; de&#287;ildir. T&#252;rkl&#252;k bir etnogenez, yani halk olu&#351;umu s&#252;recidir. Etnogenez, bir halk&#305;n tarih i&#231;inde olu&#351;mas&#305; demektir. Farkl&#305; boylar&#305;n, dillerin, siyasal birliklerin, g&#246;&#231;lerin, sava&#351;lar&#305;n, ittifaklar&#305;n, din de&#287;i&#351;tirmelerin, ortak haf&#305;zalar&#305;n ve ortak kaderlerin zaman i&#231;inde bir ad etraf&#305;nda birle&#351;mesidir. T&#252;rk ad&#305; da b&#246;yle do&#287;mu&#351;, b&#246;yle b&#252;y&#252;m&#252;&#351;, b&#246;yle yay&#305;lm&#305;&#351;t&#305;r. Bu nedenle T&#252;rk olmak yaln&#305;zca kanla a&#231;&#305;klanamaz. T&#252;rk olmak, belirli bir tarihsel varolu&#351; h&#226;lini ve bunun gerektirdi&#287;i sorumlulu&#287;u benimsemek, bir aidiyeti ta&#351;&#305;mak, o aidiyetin sevinci kadar y&#252;k&#252;n&#252; de kabul etmektir.</p><p>Bu tarih i&#231;inde bir ba&#351;ka kavram daha vard&#305;r: budun. Budun, eski T&#252;rk d&#252;nyas&#305;nda halk demektir; ama bug&#252;nk&#252; anlamda yaln&#305;zca n&#252;fus ya da kalabal&#305;k de&#287;ildir. Boylar&#305;n, topluluklar&#305;n, y&#246;neticilerin, sava&#351;&#231;&#305;lar&#305;n, &#252;reticilerin, ba&#287;l&#305; olanlar&#305;n ve sadakat ili&#351;kilerinin olu&#351;turdu&#287;u siyasal-etnik b&#252;t&#252;nd&#252;r.</p><p>Bu &#231;er&#231;evede eski metinlerde ve tarihsel yorumlarda bazen ak budun ve kara budun ayr&#305;m&#305;yla kar&#351;&#305;la&#351;&#305;r&#305;z. Bu ayr&#305;m ten rengiyle, &#305;rkla, biyolojiyle ilgili de&#287;ildir. Eski d&#252;nyada daha &#231;ok stat&#252;, tav&#305;r, siyasal bilin&#231; ve toplumsal konumla ilgilidir. Ak ve kara, y&#246;neten-y&#246;netilen s&#305;n&#305;f ayr&#305;m&#305;na i&#351;aret eder. Bug&#252;ne ta&#351;&#305;nd&#305;&#287;&#305;nda ise bunu s&#305;n&#305;fsal ya da soysal bir ayr&#305;m olarak de&#287;il, bir ruh h&#226;li ve tarih kar&#351;&#305;s&#305;ndaki duru&#351; olarak anlamak gerekir.</p><p>Modern T&#252;rkiye, bu uzun etnogenez s&#252;recinin yeni ve anayasal bir devlet d&#252;zeni i&#231;indeki kurumsal bir a&#351;amas&#305; olarak d&#252;&#351;&#252;n&#252;lebilir. T&#252;rkiye Cumhuriyeti&#8217;nde bug&#252;n yurtta&#351;lar aras&#305;nda &#8220;ak budun&#8221; ve &#8220;kara budun&#8221; gibi hukuki, resm&#238; ya da me&#351;ru bir ayr&#305;m olamaz ve yoktur. Ancak tarihsel-toplumsal haf&#305;za a&#231;&#305;s&#305;ndan bak&#305;ld&#305;&#287;&#305;nda, eski bozk&#305;r d&#252;nyas&#305;ndaki bu ayr&#305;m&#305;n baz&#305; izleri tutumlarda, siyasal ahlakta ve aidiyet bi&#231;imlerinde ya&#351;amaya devam eder. Bu anlamda &#8220;kara budun&#8221;u bug&#252;n belirli bir s&#305;n&#305;f, gelir grubu ya da etnik k&#246;ken olarak g&#246;rmek yanl&#305;&#351; olur; onun zengini de vard&#305;r, fakiri de; okumu&#351;u da vard&#305;r, okumam&#305;&#351;&#305; da. T&#252;rk&#252; de vard&#305;r, &#199;erkezi de, Arnavutu da. Kara budun, halk&#305;n birli&#287;inden, refah&#305;ndan ve ba&#351;ar&#305;s&#305;ndan yararlanan; fakat zor zamanlarda y&#246;n&#252;n&#252; kaybeden, sorumluluk almaktan ka&#231;an, umutsuzlu&#287;u &#231;o&#287;altan, d&#252;&#351;man&#305;n yenilemeyece&#287;ine inanan ve ortak kader duygusunu terk etmeye yatk&#305;n kitle h&#226;lini anlat&#305;r bug&#252;n. Bu &#246;zellik, Bilge Ka&#287;an yaz&#305;tlar&#305;nda o zamanlar&#305;n ko&#351;ullar&#305;na uyan bir &#246;zellik olarak da mevcuttur. Buna kar&#351;&#305;l&#305;k &#8220;ak budun&#8221; da biyolojik ya da aristokratik bir &#252;st&#252;nl&#252;k de&#287;il, T&#252;rk olmay&#305; tarihsel bir sorumluluk, onur ve sadakat meselesi olarak kavram&#305;&#351; yurtta&#351;l&#305;k bilincidir; iyi g&#252;nde de k&#246;t&#252; g&#252;nde de ba&#351;&#305; dik duran, ulusal ba&#287;&#305;ms&#305;zl&#305;&#287;&#305; ve Cumhuriyet fikrini yaln&#305;zca bir nimet olarak de&#287;il, korunmas&#305; gereken bir emanet olarak g&#246;ren toplumsal iradedir.</p><p>Bu yorum a&#231;&#305;s&#305;ndan Mustafa Kemal, sadece d&#305;&#351; d&#252;&#351;manlara kar&#351;&#305; de&#287;il, ayn&#305; zamanda yenilgiyi ka&#231;&#305;n&#305;lmaz g&#246;ren, manday&#305; &#231;are sayan, halk&#305;n direncini k&#252;&#231;&#252;mseyen ve teslimiyeti ak&#305;lc&#305;l&#305;k gibi sunan &#8220;kara budun&#8221; e&#287;ilimlerine kar&#351;&#305; da m&#252;cadele etmi&#351;tir. Onun cevab&#305; bir nutukla de&#287;il, uzun bir siyasal ve asker&#238; m&#252;cadeleyle verilmi&#351;tir. B&#252;y&#252;k ba&#351;ar&#305;s&#305;, i&#351;gal ko&#351;ullar&#305;nda da&#287;&#305;lm&#305;&#351;, yoksulla&#351;m&#305;&#351; ve umutsuzla&#351;t&#305;r&#305;lm&#305;&#351; bir toplumdan ba&#287;&#305;ms&#305;z bir Cumhuriyet &#231;&#305;karabilmektir. Bu nedenle Gen&#231;li&#287;e Hitabe de bu tarihsel tecr&#252;benin gelece&#287;e d&#246;n&#252;k uyar&#305;s&#305; gibi okunabilir: kara budun e&#287;ilimi tarihin bir d&#246;neminde kaybolup gitmez; felaket zamanlar&#305;nda, &#231;&#305;kar hesaplar&#305;nda, korkuda, teslimiyet&#231;ilikte ve hatta ihanet i&#231;inde yeniden belirebilir. Mustafa Kemal&#8217;in gen&#231;li&#287;e seslenmesi, bu nedenle &#8220;ak budun&#8221;un s&#252;reklili&#287;ini gen&#231; ku&#351;aklara emanet etmesidir: Cumhuriyet&#8217;i yaln&#305;zca devralmak de&#287;il, onu her ko&#351;ulda bilin&#231;le, onurla ve diren&#231;le savunmak.</p><p>Pa&#351;am,</p><p>Bug&#252;n sizin etraf&#305;n&#305;zda da kara &#231;alanlar olacakt&#305;r. Bu &#252;lkede yenilgi an&#305;n&#305; bekleyen, ilk sars&#305;nt&#305;da da&#287;&#305;lan, iyi g&#252;n&#252;n sofras&#305;nda yer al&#305;p k&#246;t&#252; g&#252;n&#252;n y&#252;k&#252;n&#252; ta&#351;&#305;mayan, ba&#351;ar&#305; geldi&#287;inde alk&#305;&#351;layan ama zorluk geldi&#287;inde ilk ta&#351;&#305; atan insanlar her zaman &#231;&#305;km&#305;&#351;t&#305;r. Bunlar bazen &#231;ok y&#252;ksek sesle konu&#351;urlar. Bazen ak&#305;l ad&#305;na umutsuzlu&#287;u yayarlar. Bazen ger&#231;ek&#231;ilik ad&#305;na teslimiyeti &#246;nerirler. Bazen vatanseverlik ad&#305;na eme&#287;i, sabr&#305; ve m&#252;cadeleyi k&#252;&#231;&#252;mserler. Onlara bak&#305;p bu milletin tamam&#305;n&#305; &#246;yle sanmay&#305;n. T&#252;rkiye yaln&#305;zca &#8220;kara budun&#8221;dan ibaret de&#287;ildir. T&#252;rkiye, zor zamanlarda susup bekleyen, sonra do&#287;ru y&#246;nde do&#287;ru s&#246;z&#252;n&#252; s&#246;yleyen b&#252;y&#252;k bir g&#246;n&#252;l ba&#287;&#305;n&#305; da ya&#351;ar ve ya&#351;at&#305;r.</p><p>Sizinle y&#252;r&#252;mek isteyenler her zaman olacakt&#305;r. Bu &#231;ocuklara inananlar her zaman olacakt&#305;r. Bu tak&#305;m&#305;n bir iki k&#246;t&#252; sonu&#231;la de&#287;il, uzun bir zamanda b&#252;y&#252;yece&#287;ini bilenler vard&#305;r. Siz o yolculu&#287;un hocas&#305;s&#305;n&#305;z. Daha gidecek yolumuz var. Bu iki ma&#231; olmad&#305;. Ama bu iki ma&#231;, b&#252;t&#252;n hik&#226;yenin ne ba&#351;&#305; ne de sonudur. Futbolda kazanmak kadar yenilgi de vard&#305;r. Tarihte de zaferler kadar yenilgiler de vard&#305;r. Milletlerin b&#252;y&#252;kl&#252;&#287;&#252; yenilmemekte de&#287;il, yenilgiden sonra nas&#305;l do&#287;rulduklar&#305;nda g&#246;r&#252;l&#252;r.</p><p>Onun i&#231;in s&#305;k&#305; durun. Dik durun. &#8220;Ak budun&#8221; sizinle.</p><p>Bu &#252;lkenin tarihinde nice insan T&#252;rk olarak do&#287;mu&#351;, ama T&#252;rkl&#252;&#287;e ihanet etmi&#351;tir. Yine bu &#252;lkenin tarihinde nice insan T&#252;rk olarak do&#287;mam&#305;&#351;, ama T&#252;rkl&#252;&#287;e b&#252;y&#252;k hizmet etmi&#351;, bu ad&#305;n &#351;erefine &#351;eref katm&#305;&#351;t&#305;r. Siz bu ikinci k&#252;medensiniz. T&#252;rk tarihine sonradan kat&#305;lanlar&#305;n, bu millete omuz verenlerin, bu milleti kendi kaderi bilenlerin saf&#305;ndas&#305;n&#305;z. Bunu unutmay&#305;n.</p><p>Ay-y&#305;ld&#305;zl&#305; &#351;apka size &#231;ok yak&#305;&#351;&#305;yor. Bu millet bunu mutlulukla g&#246;r&#252;yor, sizinle gurur duyuyor. Bu duyguyu siz de ya&#351;&#305;yorsunuz. Bu sat&#305;rlar&#305; bu y&#252;zden yazd&#305;m. Yenilgi g&#252;n&#252;nde yazd&#305;m. Bizim ruhumuzda ve tarihimizde as&#305;l sadakat, zafer ak&#351;am&#305;nda de&#287;il, yenilgi sabah&#305;nda ortaya &#231;&#305;kar.</p><p>Yolunuz a&#231;&#305;k olsun Pa&#351;am. Yolunuz a&#231;&#305;k olsun &#8220;Bizim &#199;ocuklar&#8221;.</p><p>Tanr&#305; sizleri korusun.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Yazılarıma Bir Süreliğine Ara Verirken: Hakk, Right ve Yarım Kalan Bir Proje]]></title><description><![CDATA[2019 y&#305;l&#305;nda Journal of Historical Sociology&#8217;de (JOHS) yay&#305;mlanan &#8220;Hakk or Right: A Veblenian Narration of the Differences between the Justice Notions in Western Europe and Turkey&#8221; ba&#351;l&#305;kl&#305; makalemden bu yana kafamda tam olarak &#231;&#246;z&#252;mlenmemi&#351; bir soru d&#246;n&#252;p duruyor: T&#252;rkiye&#8217;nin d&#252;nya tarihi, &#246;zellikle de Avrupa tarihi i&#231;indeki yerini ve bu tarihlerle ili&#351;kili &#246;zg&#252;nl&#252;&#287;&#252;n&#252; nas&#305;l anlamal&#305;y&#305;z?]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/yazlarma-bir-sureligine-ara-verirken</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/yazlarma-bir-sureligine-ara-verirken</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Sun, 17 May 2026 10:44:08 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!atl9!,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Faee7fdfe-45ea-4fe3-80e5-31cb36d280dc_1448x1086.png" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p>2019 y&#305;l&#305;nda <em>Journal of Historical Sociology</em>&#8217;de (JOHS) yay&#305;mlanan &#8220;Hakk or Right: A Veblenian Narration of the Differences between the Justice Notions in Western Europe and Turkey&#8221; ba&#351;l&#305;kl&#305; makalemden bu yana kafamda tam olarak &#231;&#246;z&#252;mlenmemi&#351; bir soru d&#246;n&#252;p duruyor: T&#252;rkiye&#8217;nin d&#252;nya tarihi, &#246;zellikle de Avrupa tarihi i&#231;indeki yerini ve bu tarihlerle ili&#351;kili &#246;zg&#252;nl&#252;&#287;&#252;n&#252; nas&#305;l anlamal&#305;y&#305;z?</p><p>Bu soru benim i&#231;in hi&#231;bir zaman soyut bir akademik merak olmad&#305;. Zamanla, d&#252;&#351;&#252;nsel olarak benden geriye bir &#351;ey kalacaksa, bunun bu soruya verece&#287;im yan&#305;t olaca&#287;&#305; d&#252;&#351;&#252;ncesine d&#246;n&#252;&#351;t&#252;. Bu t&#252;r bir &#231;al&#305;&#351;ma zaman, odaklanma ve enerji ister. &#199;ileli bir i&#351;tir. Bug&#252;n Substack kanal&#305;nda yazmakta oldu&#287;um yaz&#305;lar&#305;ma bir s&#252;re ara vermem, sonunda bu &#231;ileli yola girmeye karar vermi&#351; olmamla ilgili.</p><p>JOHS makalesinde meseleye adalet kavram&#305; &#252;zerinden yakla&#351;m&#305;&#351;t&#305;m. Bat&#305; Avrupa&#8217;da bug&#252;n T&#252;rk&#231;eye &#231;o&#287;u zaman &#8220;hak&#8221; diye &#231;evirdi&#287;imiz kavram&#305;n arkas&#305;nda <em>right</em>, Osmanl&#305; ve T&#252;rkiye ba&#287;lam&#305;nda ise <em>hakk</em> kavram&#305; bulunuyordu. Makalede, bu farkl&#305; kavramsal k&#246;klerin farkl&#305; iktidar bi&#231;imleriyle nas&#305;l ili&#351;kilendi&#287;ini tart&#305;&#351;m&#305;&#351;t&#305;m. Amac&#305;m iki kelime aras&#305;ndaki basit bir anlam fark&#305;n&#305; g&#246;stermek de&#287;ildi. Bu kavramlar&#305;n farkl&#305; tarihsel deneyimler i&#231;inde nas&#305;l &#351;ekillendi&#287;ini anlamaya &#231;al&#305;&#351;&#305;yordum.</p><p>Yaz&#305;da savundu&#287;um g&#246;r&#252;&#351;lerin bir b&#246;l&#252;m&#252;, benden &#246;nce &#231;e&#351;itli d&#252;&#351;&#252;n&#252;rler ve tarih&#231;iler taraf&#305;ndan farkl&#305; bi&#231;imlerde ortaya konmu&#351;tu. Bat&#305; Avrupa feodalizminin par&#231;al&#305; yap&#305;s&#305;, yerel lordluklar&#305;n &#246;zel tahakk&#252;m alanlar&#305;, serfli&#287;in ki&#351;isel ba&#287;&#305;ml&#305;l&#305;k bi&#231;imi, kentlerin daha g&#252;venli bir hukuki alan a&#231;mas&#305;, m&#252;lkiyetin zamanla bireysel &#246;zg&#252;rl&#252;kle ili&#351;kilendirilmesi ve do&#287;al haklar d&#252;&#351;&#252;ncesinin bu ko&#351;ullar i&#231;inde geli&#351;mesi tart&#305;&#351;man&#305;n bir yan&#305;n&#305; olu&#351;turuyordu.</p><p>Di&#287;er yanda Osmanl&#305; d&#252;zeni vard&#305;. Burada kamu otoritesi, Bat&#305; Avrupa&#8217;daki gibi yerel aristokratik lordluklar i&#231;inde par&#231;alanmam&#305;&#351;t&#305;. Y&#246;netici s&#305;n&#305;f sultana ba&#287;l&#305;yd&#305;. Toprak &#252;zerindeki nihai yetki devlete aitti. Reaya s&#246;m&#252;r&#252;l&#252;yordu; fakat Bat&#305; Avrupa&#8217;daki serf gibi yerel bir lordun ki&#351;isel h&#226;kimiyeti alt&#305;nda de&#287;ildi. Adalet talebi de &#231;o&#287;u zaman otoriteden ka&#231;&#305;&#351; olarak de&#287;il, otoritenin kendi me&#351;ruiyet iddias&#305;na uygun davranmas&#305;n&#305; isteme bi&#231;iminde dile geliyordu.</p><p>Bu &#231;er&#231;evede <em>right</em> ile <em>hakk</em> aras&#305;ndaki fark, hukuk dilleri aras&#305;ndaki teknik bir ayr&#305;m olmaktan &#231;&#305;k&#305;yordu. <em>Right</em>, ki&#351;inin kendisini bir ba&#351;kas&#305;n&#305;n keyf&#238; h&#226;kimiyetinden koruma arzusuyla ili&#351;kiliydi. <em>Hakk</em> ise adalet, d&#252;zen, do&#287;ru y&#246;netim ve me&#351;ru otorite fikriyle birlikte varl&#305;&#287;&#305;n&#305; s&#252;rd&#252;r&#252;yordu. Aradaki fark yaln&#305;zca hukuk metinleri kar&#351;&#305;la&#351;t&#305;r&#305;larak a&#231;&#305;klanamazd&#305;. &#304;nsanlar&#305;n hangi iktidar bi&#231;imleri alt&#305;nda ya&#351;ad&#305;&#287;&#305;, haks&#305;zl&#305;&#287;&#305; nas&#305;l deneyimledi&#287;i ve adaleti hangi kurumlar i&#231;inde arad&#305;&#287;&#305; da dikkate al&#305;nmal&#305;yd&#305;.</p><p>Bug&#252;n tezimi daha k&#305;sa bi&#231;imde &#351;&#246;yle &#246;zetleyebilirim: JOHS makalesinde, adalet kavram&#305; &#252;zerinden devletin olu&#351;um s&#252;recinin modern zamanlara ge&#231;erken iki farkl&#305; tarihsel yol izledi&#287;ini g&#246;stermeye &#231;al&#305;&#351;m&#305;&#351;t&#305;m. Bat&#305; Avrupa&#8217;da modern devlet; feodal par&#231;alanma, yerel lordluklar, &#246;zel tahakk&#252;m alanlar&#305;, kentlerin y&#252;kseli&#351;i, m&#252;lkiyetin g&#252;vence aray&#305;&#351;&#305; ve do&#287;al haklar d&#252;&#351;&#252;ncesiyle i&#231; i&#231;e geli&#351;mi&#351;ti. Osmanl&#305; ve T&#252;rkiye ba&#287;lam&#305;nda ise devlet, yerel aristokratik lordluklar&#305;n tasfiyesi yoluyla de&#287;il, zaten g&#252;&#231;l&#252; olan merkezi kamu otoritesinin farkl&#305; tarihsel ko&#351;ullar alt&#305;nda d&#246;n&#252;&#351;mesiyle &#351;ekillenmi&#351;ti.</p><p>JOHS makalesinin kapan&#305;&#351;&#305;nda bunu a&#231;&#305;k bir sonu&#231; olarak form&#252;le etmemi&#351; olsam da ima etmi&#351;tim: T&#252;rkiye modernli&#287;i, Avrupa modernli&#287;inin gecikmi&#351; ya da eksik bir tekrar&#305; olarak anla&#351;&#305;lamaz. Osmanl&#305;&#8217;dan devral&#305;nan merkezi otorite, adalet fikri, <em>hakk</em> anlay&#305;&#351;&#305;, y&#246;netici s&#305;n&#305;f yap&#305;s&#305; ve devlet-toplum ili&#351;kisi, T&#252;rkiye&#8217;de modern devletin olu&#351;umuna &#246;zg&#252;l bir y&#246;n verdi. Bu &#246;zg&#252;ll&#252;k dikkate al&#305;nmadan yap&#305;lan kar&#351;&#305;la&#351;t&#305;rmalar, T&#252;rkiye&#8217;yi s&#252;rekli &#8220;eksik Avrupa&#8221; olarak g&#246;rme e&#287;ilimine d&#252;&#351;er. Sorulmas&#305; gereken, T&#252;rkiye&#8217;nin Avrupa&#8217;dan ne kadar geri kald&#305;&#287;&#305; de&#287;il, farkl&#305; bir tarihsel devlet olu&#351;umu s&#252;recinde yol alarak modernli&#287;e nas&#305;l ge&#231;i&#351; yapt&#305;&#287;&#305;d&#305;r.</p><p>Bu kapsamda yaz&#305;da iki teorik eksen &#246;ne &#231;&#305;k&#305;yordu. Birincisi, y&#246;netici s&#305;n&#305;flar&#305;n olu&#351;umunu ve karakterini anlamak i&#231;in ba&#351;vurdu&#287;um Thorstein Veblen&#8217;in radikal kurumsalc&#305;l&#305;&#287;&#305;yd&#305;. &#304;kincisi, kurumlar&#305;n maddi temelini ay&#305;rt edebilmek i&#231;in kulland&#305;&#287;&#305;m Sencer Divit&#231;io&#287;lu&#8217;nun Osmanl&#305; d&#252;zenini Asya &#220;retim Tarz&#305; &#231;er&#231;evesinde okuyan yakla&#351;&#305;m&#305;yd&#305;. Yaz&#305;n&#305;n amac&#305;, b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;&#252;de bu iki teorik &#231;izgiyi bir araya getiren bir sentez kurmakt&#305;.</p><p>Ayr&#305;nt&#305;lar&#305;na burada girmeyece&#287;im bu sentezin oda&#287;&#305;nda, daha &#246;nce belirtti&#287;im gibi, adalet kavram&#305; yer al&#305;yordu. Adalet, y&#246;netici s&#305;n&#305;f&#305;n yerine getirmekle y&#252;k&#252;ml&#252; oldu&#287;u tarihsel bir ko&#351;ul olarak ele al&#305;n&#305;yordu. Y&#246;netici s&#305;n&#305;f&#305;n varl&#305;&#287;&#305;n&#305; s&#252;rd&#252;rebilmesi, adaleti tesis edebilmesine ba&#287;l&#305;yd&#305;. Osmanl&#305; d&#252;zeninde bu y&#252;k&#252;ml&#252;l&#252;k, y&#246;neticilerin ki&#351;isel iradelerine b&#305;rak&#305;lm&#305;&#351; ahlaki bir tercih de&#287;ildi. Y&#246;netici olmak, adaleti tesis etmekle tan&#305;mlanan i&#351;levsel bir konumdu. Bu ili&#351;ki, devletin yap&#305;s&#305;na yerle&#351;mi&#351;ti.</p><p>Avrupa&#8217;da ise durum farkl&#305;yd&#305;. Roma &#304;mparatorlu&#287;u&#8217;nun y&#305;k&#305;lmas&#305;ndan sonra, imparatorluk d&#246;neminde zaten zay&#305;f olan devlet olu&#351;umu ile &#252;st s&#305;n&#305;f&#305;n tarihsel y&#252;k&#252;ml&#252;l&#252;&#287;&#252; aras&#305;ndaki ba&#287; daha da gev&#351;edi. &#304;mparatorluk sonras&#305;nda ortaya &#231;&#305;kan yap&#305;da adaletin nas&#305;l sa&#287;lanaca&#287;&#305; b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;&#252;de &#252;st s&#305;n&#305;flar&#305;n fiil&#238; davran&#305;&#351;lar&#305;na ve toplumsal g&#252;&#231; ili&#351;kilerine ba&#287;l&#305; h&#226;le geldi. Bu durum, aristokrasinin adalet ad&#305;na ne yapt&#305;&#287;&#305;n&#305; ve kendi egemenli&#287;ini hangi sembolik ve kurumsal ara&#231;larla me&#351;rula&#351;t&#305;rd&#305;&#287;&#305;n&#305; Avrupa&#8217;ya &#246;zg&#252; bir yola soktu. Avrupa&#8217;da adalet, merkezi ve yerle&#351;ik bir kamu otoritesinin i&#351;levi olmaktan &#231;ok, toplumsal yap&#305;n&#305;n i&#231; dinamikleri i&#231;inde kurulacakt&#305;.</p><p>Veblen bu a&#351;amada devreye giriyordu. Avrupa aristokrasisi, kendisini serflerden ve alt s&#305;n&#305;flardan ayr&#305;, onur sahibi ve tanr&#305;sal d&#252;zenin temsilcisi bir s&#305;n&#305;f olarak g&#246;stermek zorundayd&#305;. Onur; &#252;retici emekten uzak durma, sava&#351;&#231;&#305;l&#305;k, soy, g&#246;steri&#351; ve t&#252;ketim yoluyla kuruluyordu. Aristokratik g&#246;steri&#351;, &#252;st s&#305;n&#305;f ile alt s&#305;n&#305;f aras&#305;ndaki ayr&#305;m&#305; g&#246;r&#252;n&#252;r k&#305;l&#305;yor; aristokratlar&#305;n y&#246;netmeye lay&#305;k olduklar&#305;n&#305; kan&#305;tlamaya y&#246;neliyordu.</p><p>Osmanl&#305;&#8217;da ise farkl&#305; bir onur anlay&#305;&#351;&#305; vard&#305;. Burada yery&#252;z&#252;ndeki tanr&#305;sal d&#252;zeni temsil edenler soylular de&#287;il, devletti. Bu d&#252;zenin ba&#351;&#305;nda, adaleti kurmakla y&#252;k&#252;ml&#252; h&#252;k&#252;mdar ve ona ba&#287;l&#305; hareket eden devlet g&#246;revlileri bulunuyordu. Onur, toplumdan ayr&#305;&#351;may&#305; ya da &#252;st s&#305;n&#305;flar&#305;n alt s&#305;n&#305;flardan tanr&#305;sal bir nitelikle farkl&#305; oldu&#287;u iddias&#305;n&#305; de&#287;il, devletin topluma hizmet etme i&#351;levini yerine getirme &#351;erefine eri&#351;mi&#351; olmay&#305; ifade ediyordu. Osmanl&#305; y&#246;netici s&#305;n&#305;f&#305; a&#231;&#305;s&#305;ndan sayg&#305;nl&#305;k; reayan&#305;n beklentilerini kar&#351;&#305;lama, adaleti sa&#287;lama ve kendisini halktan b&#252;t&#252;n&#252;yle kopmu&#351; aristokratik bir z&#252;mre olarak de&#287;il, adaleti koruyan bir &#8220;halk adam&#305;&#8221; gibi g&#246;sterme e&#287;ilimiyle ili&#351;kiliydi.</p><p>O tarihlerde elimdeki temel iktisadi kavramsal ara&#231;, dedi&#287;im gibi, Sencer Divit&#231;io&#287;lu&#8217;nun Asya &#220;retim Tarz&#305; kavram&#305;yd&#305;. Yukar&#305;da &#246;zetledi&#287;im &#252;st s&#305;n&#305;f&#305;n onursal farkl&#305;la&#351;mas&#305;n&#305;n iki ayr&#305; bi&#231;imini, ka&#231;&#305;n&#305;lmaz olarak iki farkl&#305; &#252;retim tarz&#305; aras&#305;ndaki ayr&#305;m &#252;zerinden okumaya &#231;al&#305;&#351;&#305;yordum: Avrupa i&#231;in feodal &#252;retim tarz&#305;, Osmanl&#305; i&#231;in Asya &#220;retim Tarz&#305;.</p><p>Bu ayr&#305;m ilk bak&#305;&#351;ta a&#231;&#305;klay&#305;c&#305; g&#246;r&#252;n&#252;yordu. Yine de k&#305;sa s&#252;rede bir g&#252;&#231;l&#252;kle kar&#351;&#305;la&#351;t&#305;m. Feodal &#220;retim Tarz&#305; ile Asya &#220;retim Tarz&#305;, birbirinden b&#252;t&#252;n&#252;yle farkl&#305; iki toplumsal d&#252;nya de&#287;ildi. Nitekim baz&#305; tarih&#231;iler bu fark&#305;n abart&#305;ld&#305;&#287;&#305;n&#305;, Osmanl&#305;&#8217;n&#305;n da esas olarak feodal &#252;retim tarz&#305; i&#231;inde ortaya &#231;&#305;km&#305;&#351; bir toplumsal olu&#351;um olarak g&#246;r&#252;lebilece&#287;ini ileri s&#252;r&#252;yordu. Buna ra&#287;men ortada &#231;ok belirgin kurumsal farkl&#305;l&#305;klar vard&#305;. Bu fark&#305; nas&#305;l a&#231;&#305;klamak gerekiyordu? Makalenin zay&#305;f halkas&#305; buydu.</p><p>Bu a&#351;amada &#252;retim tarz&#305; kavram&#305;n&#305; daha dikkatli d&#252;&#351;&#252;nmem gerekti&#287;ini g&#246;rd&#252;m. Asya &#220;retim Tarz&#305; &#252;zerine daha kapsaml&#305; bir ara&#351;t&#305;rmaya y&#246;neldi&#287;im s&#305;rada Japon d&#252;&#351;&#252;n&#252;r Kojin Karatani ile kar&#351;&#305;la&#351;t&#305;m. Ne yaz&#305;k ki makalem &#231;oktan yay&#305;mlanm&#305;&#351;t&#305;. Karatani, &#231;&#246;zmekte zorland&#305;&#287;&#305;m bilmeceye yeni bir boyut kazand&#305;r&#305;yordu. Ona g&#246;re toplumlar aras&#305;ndaki kurumsal farkl&#305;l&#305;klar&#305; anlamak i&#231;in sadece &#252;retim tarzlar&#305;na de&#287;il, m&#252;badele tarzlar&#305;na da bakmak gerekiyordu.</p><p>Bu benim i&#231;in kolay yutulacak bir lokma de&#287;ildi. Radikal bir paradigma de&#287;i&#351;imi anlam&#305;na geliyordu. O g&#252;ne kadar tek yazarl&#305; olarak kaleme ald&#305;&#287;&#305;m ciddi akademik &#231;al&#305;&#351;malar&#305;n arka plan&#305;nda hep &#252;retim tarz&#305; kavram&#305; vard&#305;. Karatani&#8217;nin &#246;nerisini kabul edersem, daha &#246;nce yazd&#305;klar&#305;m&#305;n &#246;nemli bir b&#246;l&#252;m&#252;n&#252; yeniden de&#287;erlendirmem gerekecekti. Belki de onlar&#305; ba&#351;ka bir g&#246;zle yeniden yazmal&#305;yd&#305;m. Zor olan buydu. Zoru se&#231;tim.</p><p>Bu arada JOHS makalesi, uluslararas&#305; Veblen literat&#252;r&#252;nde olumlu bir kar&#351;&#305;l&#305;k buldu. Alan&#305;n &#246;nde gelen isimlerinden Sidney Plotkin, William M. Dugger ve Phillip Anthony O&#8217;Hara beni cesaretlendiren yorumlar yazd&#305;lar. &#199;al&#305;&#351;may&#305; s&#252;rd&#252;rmemi beklediklerini belirttiler. &#214;zel say&#305;lara davetli yazar olarak &#231;a&#287;r&#305;ld&#305;m. Birka&#231;&#305;na yan&#305;t verdim; fakat bu &#231;al&#305;&#351;may&#305; s&#252;rd&#252;remedim.</p><p>O s&#305;ralarda Sabanc&#305; &#220;niversitesi&#8217;nde profes&#246;r olarak &#231;al&#305;&#351;&#305;yordum. &#220;niversite radikal bir y&#246;netim de&#287;i&#351;imi s&#252;recine girdi. &#199;ok say&#305;da eski &#246;&#287;retim &#252;yesini olumsuz etkileyen kararlar al&#305;nd&#305;. Bir&#231;ok &#246;&#287;retim &#252;yesi okuldan ayr&#305;ld&#305;. Ben de onlardan biriydim. Bu kriz, ba&#351;ka bir&#231;ok &#351;eyin yan&#305;nda, devam eden &#231;al&#305;&#351;mama ara vermeme yol a&#231;t&#305;.</p><p>Yeni normale ge&#231;i&#351;im yakla&#351;&#305;k d&#246;rt y&#305;l s&#252;rd&#252;. 2025&#8217;ten bu yana bu projeye yeniden d&#246;nm&#252;&#351; durumday&#305;m. Substack benim i&#231;in bu ge&#231;i&#351;te &#246;nemli bir mecra h&#226;line geldi. Sizlerle bir dizi yaz&#305; payla&#351;t&#305;m. Dikkatle bak&#305;ld&#305;&#287;&#305;nda, &#246;zellikle son yaz&#305;larda yar&#305;m kalan projeme nas&#305;l geri d&#246;nd&#252;&#287;&#252;m g&#246;r&#252;lebilir. Son iki yaz&#305; &#8212; &#8220;Bilge Ka&#287;an&#8217;&#305;n Bilgeli&#287;i&#8221; ve &#8220;Bug&#252;n&#252; Anlaman&#305;n &#304;ki Yolu&#8221; &#8212; ile &#351;u anda okudu&#287;unuz bu &#252;&#231;&#252;nc&#252; yaz&#305;, asl&#305;nda yeni ba&#351;lang&#305;c&#305;n habercileri.</p><p>&#214;n&#252;m&#252;zdeki d&#246;nemde, sa&#287;l&#305;&#287;&#305;m el verdi&#287;i &#246;l&#231;&#252;de, ba&#351;ta <em>Bilge Ka&#287;an&#8217;&#305;n Bilgeli&#287;i</em> ba&#351;l&#305;kl&#305; kitap &#231;al&#305;&#351;mas&#305; olmak &#252;zere, JOHS makalesinde geli&#351;tirmi&#351; oldu&#287;um &#231;er&#231;eveyi Karatani&#8217;nin a&#231;t&#305;&#287;&#305; yeni yoldan yeniden form&#252;le etmeye &#231;al&#305;&#351;aca&#287;&#305;m. Substack kanal&#305;nda yazmakta oldu&#287;um yaz&#305;lar&#305;ma bu nedenle bir s&#252;re ara veriyorum. Bunu sadece biraz dinlenmek i&#231;in de&#287;il, daha &#231;ok odaklanarak &#231;al&#305;&#351;mak i&#231;in yap&#305;yorum.</p><div class="captioned-image-container"><figure><a class="image-link image2 is-viewable-img" target="_blank" href="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!atl9!,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Faee7fdfe-45ea-4fe3-80e5-31cb36d280dc_1448x1086.png" data-component-name="Image2ToDOM"><div class="image2-inset"><picture><source type="image/webp" srcset="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!atl9!,w_424,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Faee7fdfe-45ea-4fe3-80e5-31cb36d280dc_1448x1086.png 424w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!atl9!,w_848,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Faee7fdfe-45ea-4fe3-80e5-31cb36d280dc_1448x1086.png 848w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!atl9!,w_1272,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Faee7fdfe-45ea-4fe3-80e5-31cb36d280dc_1448x1086.png 1272w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!atl9!,w_1456,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Faee7fdfe-45ea-4fe3-80e5-31cb36d280dc_1448x1086.png 1456w" sizes="100vw"><img src="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!atl9!,w_1456,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Faee7fdfe-45ea-4fe3-80e5-31cb36d280dc_1448x1086.png" width="1448" height="1086" data-attrs="{&quot;src&quot;:&quot;https://substack-post-media.s3.amazonaws.com/public/images/aee7fdfe-45ea-4fe3-80e5-31cb36d280dc_1448x1086.png&quot;,&quot;srcNoWatermark&quot;:null,&quot;fullscreen&quot;:null,&quot;imageSize&quot;:null,&quot;height&quot;:1086,&quot;width&quot;:1448,&quot;resizeWidth&quot;:null,&quot;bytes&quot;:2427454,&quot;alt&quot;:null,&quot;title&quot;:null,&quot;type&quot;:&quot;image/png&quot;,&quot;href&quot;:null,&quot;belowTheFold&quot;:true,&quot;topImage&quot;:false,&quot;internalRedirect&quot;:&quot;https://profdrahmetoncu.com/i/198103574?img=https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Faee7fdfe-45ea-4fe3-80e5-31cb36d280dc_1448x1086.png&quot;,&quot;isProcessing&quot;:false,&quot;align&quot;:null,&quot;offset&quot;:false}" class="sizing-normal" alt="" srcset="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!atl9!,w_424,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Faee7fdfe-45ea-4fe3-80e5-31cb36d280dc_1448x1086.png 424w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!atl9!,w_848,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Faee7fdfe-45ea-4fe3-80e5-31cb36d280dc_1448x1086.png 848w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!atl9!,w_1272,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Faee7fdfe-45ea-4fe3-80e5-31cb36d280dc_1448x1086.png 1272w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!atl9!,w_1456,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Faee7fdfe-45ea-4fe3-80e5-31cb36d280dc_1448x1086.png 1456w" sizes="100vw" loading="lazy"></picture><div class="image-link-expand"><div class="pencraft pc-display-flex pc-gap-8 pc-reset"><button tabindex="0" type="button" class="pencraft pc-reset pencraft icon-container restack-image"><svg role="img" width="20" height="20" viewBox="0 0 20 20" fill="none" stroke-width="1.5" stroke="var(--color-fg-primary)" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg"><g><title></title><path d="M2.53001 7.81595C3.49179 4.73911 6.43281 2.5 9.91173 2.5C13.1684 2.5 15.9537 4.46214 17.0852 7.23684L17.6179 8.67647M17.6179 8.67647L18.5002 4.26471M17.6179 8.67647L13.6473 6.91176M17.4995 12.1841C16.5378 15.2609 13.5967 17.5 10.1178 17.5C6.86118 17.5 4.07589 15.5379 2.94432 12.7632L2.41165 11.3235M2.41165 11.3235L1.5293 15.7353M2.41165 11.3235L6.38224 13.0882"></path></g></svg></button><button tabindex="0" type="button" class="pencraft pc-reset pencraft icon-container view-image"><svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="20" height="20" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round" class="lucide lucide-maximize2 lucide-maximize-2"><polyline points="15 3 21 3 21 9"></polyline><polyline points="9 21 3 21 3 15"></polyline><line x1="21" x2="14" y1="3" y2="10"></line><line x1="3" x2="10" y1="21" y2="14"></line></svg></button></div></div></div></a></figure></div><p></p><p>Kendinize iyi bak&#305;n. Kitap bitti&#287;inde, k&#305;smetse, yeniden yaz&#305;lar&#305;ma d&#246;nece&#287;im.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Bugünü Anlamanın İki Yolu: Harari’nin Hikâyesi, Karatani’nin Teorisi]]></title><description><![CDATA[Yapay zek&#226;, teknolojik yenilikler, jeopolitik gerilimler, ekonomik krizler, sava&#351;lar, enerji rekabeti ve finansal k&#305;r&#305;lganl&#305;klar bug&#252;n&#252;n en &#231;ok konu&#351;ulan ba&#351;l&#305;klar&#305; aras&#305;nda yer al&#305;yor.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/bugunu-anlamann-iki-yolu-hararinin</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/bugunu-anlamann-iki-yolu-hararinin</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Fri, 15 May 2026 09:22:41 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!k1e3!,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Ff51706eb-6b5a-4fe0-bfe3-6cd9fde3af5d_1448x1086.png" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p>Yapay zek&#226;, teknolojik yenilikler, jeopolitik gerilimler, ekonomik krizler, sava&#351;lar, enerji rekabeti ve finansal k&#305;r&#305;lganl&#305;klar bug&#252;n&#252;n en &#231;ok konu&#351;ulan ba&#351;l&#305;klar&#305; aras&#305;nda yer al&#305;yor. G&#252;ndemi b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;&#252;de bunlar belirliyor; siyasetin, medyan&#305;n ve kamusal tart&#305;&#351;man&#305;n dili bu ba&#351;l&#305;klar etraf&#305;nda kuruluyor. Bu tart&#305;&#351;malar &#231;ok h&#305;zl&#305; bi&#231;imde geni&#351; kitlelere ula&#351;&#305;yor ve k&#305;sa s&#252;rede k&#252;resel s&#246;ylemi olu&#351;turuyor.</p><p>B&#252;t&#252;n bunlar&#305;n buzda&#287;&#305;n&#305;n g&#246;r&#252;nen k&#305;sm&#305; oldu&#287;u ise unutuluyor. Daha a&#351;a&#287;&#305;da, bu geli&#351;meleri m&#252;mk&#252;n k&#305;lan ve birbirine ba&#287;layan daha derin ili&#351;kiler var. &#304;nsan topluluklar&#305;n&#305;n nas&#305;l &#246;rg&#252;tlendi&#287;i, iktidar&#305;n hangi ba&#287;lar &#252;zerinden kuruldu&#287;u, piyasan&#305;n toplumsal hayat&#305; nas&#305;l d&#246;n&#252;&#351;t&#252;rd&#252;&#287;&#252;, devletin neden yeniden g&#252;&#231; kazand&#305;&#287;&#305;, toplumlar&#305;n neden h&#226;l&#226; aidiyet, koruma ve y&#246;n duygusu arad&#305;&#287;&#305; gibi sorular bu derin d&#252;zeyle ilgili. B&#252;y&#252;k s&#246;zler aras&#305;nda kaybolan insanlar&#305;n g&#246;remedi&#287;i i&#351;te bu d&#252;zey.</p><p>Bug&#252;n&#252; anlamak i&#231;in pop&#252;ler tart&#305;&#351;malar&#305;n h&#305;z&#305;na kap&#305;lmadan, bu derin d&#252;zeydeki ili&#351;kilerin nas&#305;l kuruldu&#287;una ve nas&#305;l de&#287;i&#351;ti&#287;ine bakmak gerekir. Peki ama nas&#305;l?</p><p>Bu yaz&#305;da, bu soruya verilebilecek yan&#305;t i&#231;in iki farkl&#305; d&#252;&#351;&#252;nme yolunu ele al&#305;yorum: Yuval Noah Harari&#8217;nin <em>Sapiens</em>&#8217;te kurdu&#287;u b&#252;y&#252;k tarih anlat&#305;s&#305; ile Kojin Karatani&#8217;nin <em>D&#252;nya Tarihinin Yap&#305;s&#305;</em>&#8217;nda geli&#351;tirdi&#287;i teori. Harari, insanl&#305;k tarihini geni&#351; kitlelerin ilgiyle okuyabilece&#287;i bir hik&#226;ye olarak anlat&#305;r. Karatani ise tarihi, toplumlar&#305; kuran ili&#351;ki bi&#231;imleri &#252;zerinden &#231;&#246;z&#252;mler. Harari, okuru b&#252;y&#252;k bir insanl&#305;k maceras&#305;n&#305;n i&#231;ine &#231;eker; Karatani ise zor, soyut fakat bug&#252;n&#252; anlamak bak&#305;m&#305;ndan ciddi bir d&#252;&#351;&#252;nme &#231;abas&#305;na davet eder. Harari&#8217;yi okurken insan, sanki ba&#351;ka bir gezegenden d&#252;nyam&#305;za bak&#305;yor ve olup biteni anlamaya &#231;al&#305;&#351;&#305;yor gibidir. Karatani&#8217;yi okurken ise insan, kendisini zihninde yazmaya ba&#351;lar. Anlat&#305;lan&#305;n kendi hik&#226;yesi oldu&#287;unu &#246;nce sezer, sonra onu kendisine anlatabilir.</p><p>Harari&#8217;nin <em>Sapiens</em>&#8217;i, insanl&#305;k tarihini avc&#305;-toplay&#305;c&#305; toplumlardan tar&#305;ma, devletlere, imparatorluklara, bilime ve kapitalizme uzanan geni&#351; bir &#231;izgi i&#231;inde ele al&#305;r. Okur, bu &#231;izgide insan t&#252;r&#252;n&#252;n nas&#305;l g&#252;&#231; kazand&#305;&#287;&#305;n&#305;, d&#252;nyay&#305; nas&#305;l de&#287;i&#351;tirdi&#287;ini ve sonunda kendi kurdu&#287;u d&#252;zenlerin i&#231;inde nas&#305;l s&#305;k&#305;&#351;&#305;p kald&#305;&#287;&#305;n&#305; izler. Kitab&#305;n etkisi de b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;&#252;de buradan gelir. Harari, da&#287;&#305;n&#305;k ve karma&#351;&#305;k tarihsel s&#252;reci birka&#231; b&#252;y&#252;k d&#246;n&#252;m noktas&#305; etraf&#305;nda toplar: bili&#351;sel devrim, tar&#305;m devrimi, bilimsel devrim. B&#246;ylece karma&#351;&#305;k tarih, hi&#231; de zor olmayan basit bir yap&#305; olarak anla&#351;&#305;l&#305;r h&#226;le gelmi&#351; olur &#8212; ya da &#246;yle san&#305;l&#305;r.</p><p>Ancak bu basitlik, <em>Sapiens</em>&#8217;in s&#305;n&#305;r&#305;n&#305; da belirler. Harari, tarihi fazla d&#252;zg&#252;n bir ak&#305;&#351; i&#231;ine yerle&#351;tirir. Toplumlar aras&#305;ndaki farklar, b&#246;lgesel ayr&#305;mlar, arkeolojik belirsizlikler ve kurumsal &#231;e&#351;itlilik ayr&#305;nt&#305; d&#252;zeyine indirilir. Peki ya bunlar ayr&#305;nt&#305; de&#287;il de tarihin ta kendisiyse? Bu soru unutulur gider.</p><p>Harari&#8217;nin hik&#226;yesinin dayanak noktas&#305;, insan&#305;n ortak kurgular yaratma yetene&#287;ini tarihin motoru olarak kabul etmesidir. Ona g&#246;re dinler, milletler, para, hukuk, &#351;irketler ve insan haklar&#305; gibi kurumlar, insanlar&#305;n birlikte inand&#305;klar&#305; &#8220;hayal&#238; d&#252;zenler&#8221; sayesinde varl&#305;k kazan&#305;r. Bu fikir ilk bak&#305;&#351;ta &#231;arp&#305;c&#305; ve zihin a&#231;&#305;c&#305;d&#305;r. Nitekim insan toplumlar&#305;n&#305;n yaln&#305;zca maddi zorunluluklarla de&#287;il; ortak anlamlarla, kabullerle ve inan&#231;larla kuruldu&#287;u ger&#231;e&#287;ini vurgular. Ancak Harari, bu fikri &#246;ylesine geni&#351; bir yakla&#351;&#305;mla kullanmaktad&#305;r ki birbirinden &#231;ok farkl&#305; kurumlar, sanki birbirinden farkl&#305; hi&#231;bir maddi temele sahip de&#287;ilmi&#351; gibi bir sonu&#231; ortaya &#231;&#305;kar.</p><p>Devlet yaln&#305;zca ortak inanca dayal&#305; bir d&#252;zen de&#287;ildir. Vergi toplar, yasa yapar, s&#305;n&#305;r &#231;izer, n&#252;fusu kaydeder ve gerekti&#287;inde zor kullan&#305;r. Para yaln&#305;zca kolektif bir inan&#231;tan ibaret de&#287;ildir. Bor&#231; ili&#351;kileri, &#246;deme sistemleri, devlet otoritesi, piyasa beklentileri ve sermaye hareketleri i&#231;inde i&#351;ler. &#350;irket de yaln&#305;zca hukuki bir &#8220;hayal&#8221; de&#287;ildir. M&#252;lkiyet haklar&#305;, yat&#305;r&#305;m kararlar&#305;, emek s&#252;re&#231;leri, risk hesaplar&#305; ve rekabet ili&#351;kileriyle var olur. Bu kurumlar&#305; sadece kurgusal d&#252;zenler olarak g&#246;rmek, onlar&#305;n tarihsel ve maddi varl&#305;&#287;&#305;n&#305; yok saymakla sonu&#231;lan&#305;r.</p><p>Benzer bir sorun Harari&#8217;nin tar&#305;m devrimi yorumunda da g&#246;r&#252;l&#252;r. <em>Sapiens</em>, tar&#305;ma ge&#231;i&#351;i insanl&#305;k tarihinin b&#252;y&#252;k k&#305;r&#305;lma anlar&#305;ndan biri olarak soyutlar. Harari&#8217;ye g&#246;re bu d&#246;n&#252;&#351;&#252;m, insan&#305; kendi kurdu&#287;u d&#252;zenin tutsa&#287;&#305; h&#226;line getiren en belirleyici e&#351;iktir. Bu yorumun g&#252;&#231;l&#252; yanlar&#305; oldu&#287;u ink&#226;r edilemez. Erken tar&#305;m toplumlar&#305;nda emek y&#252;k&#252;n&#252;n artt&#305;&#287;&#305;, beslenmenin birka&#231; temel &#252;r&#252;ne ba&#287;&#305;ml&#305; h&#226;le geldi&#287;i, hastal&#305;klar&#305;n &#231;o&#287;ald&#305;&#287;&#305; ve e&#351;itsizliklerin derinle&#351;ti&#287;i, bir&#231;ok ara&#351;t&#305;rmac&#305;n&#305;n vurgulad&#305;&#287;&#305; geli&#351;melerdir. Ancak tar&#305;ma ge&#231;i&#351; tek bir anda, tek bir yerde ve tek bir sonu&#231;la ya&#351;anmam&#305;&#351;t&#305;r. G&#246;&#231;ebelik tar&#305;mla birlikte devam etmi&#351;, yerle&#351;iklik tar&#305;m olmadan da ba&#351;ar&#305;lm&#305;&#351;, tar&#305;ma ge&#231;i&#351; &#246;ncesinde ortaya &#231;&#305;km&#305;&#351; rit&#252;eller &#246;nemini korumu&#351;; bitki t&#252;rleri, hayvan evcille&#351;tirme, n&#252;fus art&#305;&#351;&#305; ve toplumsal karma&#351;&#305;kl&#305;k farkl&#305; b&#246;lgelerde farkl&#305; s&#305;ralarla geli&#351;mi&#351;tir. Harari bu &#231;e&#351;itlili&#287;i teorik bir sorun olarak g&#246;rmemektedir. Oysa tarihin anlam&#305;, bu &#231;e&#351;itlili&#287;in ortaya &#231;&#305;k&#305;&#351; nedenlerinde gizlidir.</p><p>Karatani i&#351;te bu &#231;e&#351;itlili&#287;i yaratan nedenleri anlaman&#305;n pe&#351;inden gider. Bu nedenle insanl&#305;k tarihini b&#252;y&#252;k bulu&#351;lar&#305;n, b&#252;y&#252;k s&#305;&#231;ramalar&#305;n ya da b&#252;y&#252;k k&#305;r&#305;lmalar&#305;n pe&#351; pe&#351;e geldi&#287;i bir hik&#226;ye olarak anlatmaz. O, daha temel bir soruya yan&#305;t arar: &#304;nsan topluluklar&#305; hangi ili&#351;kilerle kurulur ve varl&#305;&#287;&#305;n&#305; nas&#305;l s&#252;rd&#252;r&#252;r?</p><p>Bu a&#231;&#305;dan Karatani&#8217;yi &#246;zg&#252;n k&#305;lan &#246;zellik, bir toplumu anlamak i&#231;in yaln&#305;zca neyi ve nas&#305;l &#252;retti&#287;ine bakman&#305;n yeterli olmayaca&#287;&#305;n&#305; g&#246;stermesidir. &#304;nsanlar&#305;n &#252;rettiklerini nas&#305;l payla&#351;t&#305;&#287;&#305;na, kimin kime kar&#351;&#305; y&#252;k&#252;ml&#252; say&#305;ld&#305;&#287;&#305;na, g&#252;venli&#287;in nas&#305;l sa&#287;land&#305;&#287;&#305;na, otoritenin nas&#305;l kuruldu&#287;una, piyasan&#305;n ne zaman devreye girdi&#287;ine ve sermayenin hangi ko&#351;ullarda ortaya &#231;&#305;karak hayat&#305;n t&#252;m&#252; &#252;zerinde bask&#305;n h&#226;le geldi&#287;ine bakmak gerekir.</p><p>Karatani, b&#252;t&#252;n bu ili&#351;kileri anlamak i&#231;in &#8220;m&#252;badele tarzlar&#305;&#8221; kavram&#305;n&#305; geli&#351;tirir ve tarih teorisini bu kavram &#252;zerine in&#351;a eder. Buradaki &#8220;m&#252;badele&#8221; s&#246;zc&#252;&#287;&#252;n&#252; dar anlamda al&#305;&#351;veri&#351; olarak d&#252;&#351;&#252;nmemek gerekir. Karatani i&#231;in m&#252;badele, insanlar&#305;n birbirleriyle nas&#305;l ili&#351;ki kurdu&#287;unu anlatan genel bir kavramd&#305;r. Arma&#287;an vermek de vergi &#246;demek de mal al&#305;p satmak da devletten korunma beklemek de farkl&#305; m&#252;badele ili&#351;kileridir. Bu nedenle Karatani&#8217;nin temel kavram&#305; yaln&#305;zca piyasa, para ve sermayenin toplumsal sonu&#231;lar&#305;n&#305; anlamaya odaklanmaz. Bundan daha fazlas&#305;na, toplumun farkl&#305; ba&#287;larla nas&#305;l kuruldu&#287;unu ve de&#287;i&#351;ti&#287;ini anlamaya odaklan&#305;r.</p><p>Bu &#231;er&#231;evede Karatani, d&#246;rt temel m&#252;badele ili&#351;kisi bi&#231;iminden s&#246;z eder. &#304;lki kar&#351;&#305;l&#305;kl&#305;l&#305;kt&#305;r. K&#252;&#231;&#252;k topluluklarda, akrabal&#305;k ba&#287;lar&#305;nda, cemaatlerde, kabile d&#252;zenlerinde ve modern d&#252;nyada ulus olu&#351;umunda insanlar, birbirlerine kar&#351;&#305;l&#305;kl&#305; arma&#287;an verme y&#252;k&#252;ml&#252;l&#252;kleriyle ba&#287;lanm&#305;&#351; olarak ya&#351;arlar. Bir ki&#351;i ulusu i&#231;in &#351;ehit olmay&#305;, yani ulusuna can&#305;n&#305; arma&#287;an etmeyi se&#231;er; &#231;&#252;nk&#252; bir g&#252;n geride kalan yak&#305;nlar&#305;na ulusunun sahip &#231;&#305;kaca&#287;&#305;n&#305;, onlara destek olaca&#287;&#305;n&#305; d&#252;&#351;&#252;n&#252;r. Dayan&#305;&#351;ma burada bu ki&#351;inin karakteriyle a&#231;&#305;klanamaz. S&#246;z konusu olan bir m&#252;badeledir. Varl&#305;&#287;&#305;n&#305; ulusun varl&#305;&#287;&#305;na arma&#287;an eden ki&#351;i, ulusunun onu yaln&#305;z b&#305;rakmayaca&#287;&#305;n&#305; bilir ya da bunu bekler. Karatani, bu m&#252;badele ili&#351;kisi bi&#231;imini A tarz&#305; olarak adland&#305;r&#305;r.</p><p>&#304;kinci m&#252;badele ili&#351;kisi bi&#231;imi devletle ilgilidir. Devlet ortaya &#231;&#305;kt&#305;&#287;&#305;nda topluluk i&#231;indeki ili&#351;kiler yaln&#305;zca kar&#351;&#305;l&#305;kl&#305; arma&#287;an verme de&#287;eri &#252;zerinden s&#252;rmez. Devlet g&#252;venlik sa&#287;lar, d&#252;zen kurar, yasa koyar, vergi toplar, n&#252;fusu kaydeder ve gerekti&#287;inde zor kullan&#305;r. &#304;nsanlar devlete tabi olur; bunun kar&#351;&#305;l&#305;&#287;&#305;nda koruma, d&#252;zen ve maddi destek bekler. Karatani, bu m&#252;badele ili&#351;kisi bi&#231;imini B tarz&#305; olarak adland&#305;r&#305;r.</p><p>&#220;&#231;&#252;nc&#252; m&#252;badele ili&#351;kisi bi&#231;imi piyasa ve sermaye ile ilgilidir. Mal ve para dola&#351;&#305;m&#305; piyasa kanal&#305;yla yayg&#305;nla&#351;maya ve &#231;e&#351;itlenmeye ba&#351;lad&#305;&#287;&#305;nda, insanlar&#305;n aras&#305;ndaki ba&#287;lara bir yenisi eklenmi&#351; olur. &#304;nsanlar bundan b&#246;yle birbirlerine do&#287;rudan topluluk ba&#287;&#305;yla ya da siyasal itaatle de&#287;il; fiyat, s&#246;zle&#351;me, bor&#231; ve rekabet ili&#351;kileriyle ba&#287;lan&#305;r. Karatani, bu m&#252;badele ili&#351;kisi bi&#231;imini C tarz&#305; olarak adland&#305;r&#305;r. Kapitalist toplumlarda bu tarz &#231;ok belirleyici h&#226;le gelir. Sermaye, meta de&#287;i&#351;imini ve dolay&#305;s&#305;yla maddi hayat&#305;n s&#252;rd&#252;r&#252;lme dinami&#287;ini kendi birikim a&#287;lar&#305;na ba&#287;lar.</p><p>Karatani bir de D tarz&#305;ndan s&#246;z eder. Bu, modern d&#252;nya ba&#287;lam&#305;nda ulus, devlet ve sermayenin m&#252;badele tarzlar&#305;n&#305;n s&#305;n&#305;rlar&#305;n&#305; a&#351;ma aray&#305;&#351;&#305;n&#305; anlat&#305;r. D tarz&#305;, bu &#252;&#231; tarz&#305;n &#246;tesine ge&#231;ilerek &#246;zg&#252;r ama e&#351;itlik&#231;i, evrensel yani kozmopolitan bir m&#252;badele ili&#351;kisi tarz&#305;n&#305;n nas&#305;l kurulabilece&#287;inin d&#252;&#351;&#252;n&#252;ld&#252;&#287;&#252;, bu y&#246;nde siyasal tahayy&#252;llerin geli&#351;tirildi&#287;i ve harekete ge&#231;ildi&#287;i bir aray&#305;&#351; alan&#305; olarak ortaya &#231;&#305;kar.</p><p>Bu d&#246;rt m&#252;badele tarz&#305;n&#305; birlikte kullanarak Karatani, toplumlar&#305;n &#8220;ilkelden moderne&#8221; do&#287;ru d&#252;z bir hat &#252;zerinde ilerlemediklerini g&#246;steriri. Her toplum, bu d&#246;rt m&#252;badele tarz&#305;n&#305;n belirli bir bile&#351;iminden olu&#351;ur. Bir toplumsal olu&#351;umda akrabal&#305;k ve kar&#351;&#305;l&#305;kl&#305;l&#305;k ili&#351;kileri g&#252;&#231;l&#252; olabilir. Ba&#351;ka birinde devletin koruma ve vergi d&#252;zeni belirleyici h&#226;le gelebilir. Kapitalist toplumsal olu&#351;umda ise piyasa ve sermaye ili&#351;kileri di&#287;erleri &#252;zerinde bask&#305;n olur. Ancak hi&#231;bir toplumsal olu&#351;umda bunlardan hi&#231;biri di&#287;erlerini tamamen ortadan kald&#305;rmaz.</p><div class="captioned-image-container"><figure><a class="image-link image2 is-viewable-img" target="_blank" href="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!k1e3!,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Ff51706eb-6b5a-4fe0-bfe3-6cd9fde3af5d_1448x1086.png" data-component-name="Image2ToDOM"><div class="image2-inset"><picture><source type="image/webp" srcset="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!k1e3!,w_424,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Ff51706eb-6b5a-4fe0-bfe3-6cd9fde3af5d_1448x1086.png 424w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!k1e3!,w_848,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Ff51706eb-6b5a-4fe0-bfe3-6cd9fde3af5d_1448x1086.png 848w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!k1e3!,w_1272,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Ff51706eb-6b5a-4fe0-bfe3-6cd9fde3af5d_1448x1086.png 1272w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!k1e3!,w_1456,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Ff51706eb-6b5a-4fe0-bfe3-6cd9fde3af5d_1448x1086.png 1456w" sizes="100vw"><img src="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!k1e3!,w_1456,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Ff51706eb-6b5a-4fe0-bfe3-6cd9fde3af5d_1448x1086.png" width="1448" height="1086" data-attrs="{&quot;src&quot;:&quot;https://substack-post-media.s3.amazonaws.com/public/images/f51706eb-6b5a-4fe0-bfe3-6cd9fde3af5d_1448x1086.png&quot;,&quot;srcNoWatermark&quot;:null,&quot;fullscreen&quot;:null,&quot;imageSize&quot;:null,&quot;height&quot;:1086,&quot;width&quot;:1448,&quot;resizeWidth&quot;:null,&quot;bytes&quot;:2945133,&quot;alt&quot;:null,&quot;title&quot;:null,&quot;type&quot;:&quot;image/png&quot;,&quot;href&quot;:null,&quot;belowTheFold&quot;:true,&quot;topImage&quot;:false,&quot;internalRedirect&quot;:&quot;https://profdrahmetoncu.com/i/197818738?img=https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Ff51706eb-6b5a-4fe0-bfe3-6cd9fde3af5d_1448x1086.png&quot;,&quot;isProcessing&quot;:false,&quot;align&quot;:null,&quot;offset&quot;:false}" class="sizing-normal" alt="" srcset="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!k1e3!,w_424,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Ff51706eb-6b5a-4fe0-bfe3-6cd9fde3af5d_1448x1086.png 424w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!k1e3!,w_848,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Ff51706eb-6b5a-4fe0-bfe3-6cd9fde3af5d_1448x1086.png 848w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!k1e3!,w_1272,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Ff51706eb-6b5a-4fe0-bfe3-6cd9fde3af5d_1448x1086.png 1272w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!k1e3!,w_1456,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2Ff51706eb-6b5a-4fe0-bfe3-6cd9fde3af5d_1448x1086.png 1456w" sizes="100vw" loading="lazy"></picture><div class="image-link-expand"><div class="pencraft pc-display-flex pc-gap-8 pc-reset"><button tabindex="0" type="button" class="pencraft pc-reset pencraft icon-container restack-image"><svg role="img" width="20" height="20" viewBox="0 0 20 20" fill="none" stroke-width="1.5" stroke="var(--color-fg-primary)" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg"><g><title></title><path d="M2.53001 7.81595C3.49179 4.73911 6.43281 2.5 9.91173 2.5C13.1684 2.5 15.9537 4.46214 17.0852 7.23684L17.6179 8.67647M17.6179 8.67647L18.5002 4.26471M17.6179 8.67647L13.6473 6.91176M17.4995 12.1841C16.5378 15.2609 13.5967 17.5 10.1178 17.5C6.86118 17.5 4.07589 15.5379 2.94432 12.7632L2.41165 11.3235M2.41165 11.3235L1.5293 15.7353M2.41165 11.3235L6.38224 13.0882"></path></g></svg></button><button tabindex="0" type="button" class="pencraft pc-reset pencraft icon-container view-image"><svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="20" height="20" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round" class="lucide lucide-maximize2 lucide-maximize-2"><polyline points="15 3 21 3 21 9"></polyline><polyline points="9 21 3 21 3 15"></polyline><line x1="21" x2="14" y1="3" y2="10"></line><line x1="3" x2="10" y1="21" y2="14"></line></svg></button></div></div></div></a></figure></div><p></p><p>Bu y&#252;zden modern kapitalist toplumda bile aile, akrabal&#305;k, cemaat, ulusal aidiyet, devlet otoritesi, piyasa ili&#351;kileri, bor&#231; d&#252;zenleri ve dayan&#305;&#351;ma aray&#305;&#351;lar&#305; birlikte var olur. &#304;nsanlar ayn&#305; anda aile, cemaat ve ulus ili&#351;kileri i&#231;inde kar&#351;&#305;l&#305;kl&#305;l&#305;&#287;a; yurtta&#351; olarak devlete; t&#252;ketici ve &#252;retici olarak piyasaya; bor&#231;lu ya da yat&#305;r&#305;mc&#305; olarak finansal sisteme ba&#287;lan&#305;r. Kriz d&#246;nemlerinde koruma, aidiyet ve y&#246;n aray&#305;&#351;&#305; &#246;ne &#231;&#305;kar; sermayenin bask&#305;nl&#305;&#287;&#305;na ra&#287;men bu ili&#351;kiler yeniden g&#252;&#231; kazan&#305;r. Karatani&#8217;nin yakla&#351;&#305;m&#305; bu nedenle tarihi hem evrimsel bir s&#252;re&#231; olarak hem de belli anlarda m&#252;badele tarzlar&#305;n&#305;n toplumsal varl&#305;&#287;&#305;n olu&#351;umundaki de&#287;i&#351;en a&#287;&#305;rl&#305;klar&#305; ve birle&#351;imleri &#252;zerinden kavrar.</p><p>Karatani&#8217;nin teorisiyle bug&#252;ne bakarsak, i&#231;inde bulundu&#287;umuz d&#252;nya yaln&#305;zca piyasa, yaln&#305;zca devlet, yaln&#305;zca teknoloji ya da yaln&#305;zca kimlik &#252;zerinden a&#231;&#305;klanamaz. Devlet geri d&#246;nm&#252;&#351;t&#252;r ancak piyasa h&#226;l&#226; merkezdedir; sermaye birikimi h&#305;zla devam etmekte ancak bor&#231; s&#252;rekli artmaktad&#305;r; g&#252;venlik siyaseti ekonomik kararlar&#305;n merkezine yerle&#351;mi&#351;tir ancak insanlar&#305;n korunma, aidiyet, adalet ve y&#246;n duygusuna ili&#351;kin beklenti ve aray&#305;&#351;lar&#305;, ekonomi kanal&#305;yla yan&#305;tlanabilecek siyasal talepler olman&#305;n &#231;ok &#246;tesine ge&#231;mi&#351;tir. Braudel&#8217;in s&#246;z&#252;n&#252; etti&#287;i uzun s&#252;re olarak tarih, b&#252;t&#252;n a&#287;&#305;rl&#305;&#287;&#305;yla su y&#252;z&#252;ne &#231;&#305;km&#305;&#351;t&#305;r. &#304;nsanlar sanki zaman&#305;n durdu&#287;u ya da uzun ge&#231;mi&#351;le uzun gelecek aras&#305;nda hi&#231;bir ayr&#305;m yapmadan, her an&#305;n her ana yak&#305;nla&#351;t&#305;&#287;&#305; garip bir ahir zamanda ya&#351;ar olmu&#351;lard&#305;r.</p><p>Karatani bu garip tabloyu tek bir nedene indirgemez. Bu y&#252;zden haz&#305;r cevaplar da vermez, veremez. Bize, C tarz&#305; h&#226;l&#226; h&#226;kim olmas&#305;na ra&#287;men uluslar&#305;n neden kadim zamanlardaki alt&#305;n &#231;a&#287;lar&#305; hat&#305;rlad&#305;&#287;&#305;n&#305;; devletlerin bir zamanlar bir &#8220;baba&#8221; gibi kendilerini korudu&#287;una neden inand&#305;&#287;&#305;n&#305;; bir zamanlar dize getirdikleri d&#252;&#351;manlar&#305;n&#305;n nas&#305;l olup da i&#231;lerine s&#305;zarak varl&#305;klar&#305;n&#305; tehdit etti&#287;ini neden d&#252;&#351;&#252;nd&#252;&#287;&#252;n&#252;; inand&#305;klar&#305; y&#252;ce de&#287;erlerin neden belli &#231;&#305;karlar i&#231;in ara&#231;salla&#351;t&#305;r&#305;ld&#305;&#287;&#305;n&#305; ve benzeri zor ama sonu&#231;lar&#305; tehlikeli sorular&#305; sordurur. Karatani i&#351;te bunlar&#305;n nedenlerini g&#246;rmemizi sa&#287;lar. Bize, insanlar&#305;n ufkunu &#231;izen tarihsel yap&#305;y&#305; ve bunun her bir toplumun yap&#305;s&#305;nda ve haf&#305;zas&#305;nda nas&#305;l tecelli edece&#287;ini d&#252;&#351;&#252;nd&#252;r&#252;r.</p><p>Sonu&#231; olarak, ba&#351;a d&#246;nersek, Harari bizi tarihin y&#252;zeyde akan, kolay izlenen ve rahatlat&#305;c&#305; bir hik&#226;yesiyle ba&#351; ba&#351;a b&#305;rak&#305;r. Bu hik&#226;ye etkileyicidir; &#231;&#252;nk&#252; karma&#351;&#305;k insanl&#305;k tarihini anla&#351;&#305;l&#305;r bir &#231;izgiye yerle&#351;tirir. Fakat bu rahatlama, bug&#252;n ya&#351;ad&#305;&#287;&#305;m&#305;z sorunlar&#305; anlamaya yetmez. Hatta &#231;o&#287;u zaman yan&#305;lt&#305;c&#305; sonu&#231;lara varmam&#305;za yol a&#231;ar. Sermaye, ulus ve devletin nas&#305;l hareket etti&#287;ini g&#246;r&#252;nmez k&#305;lar. B&#246;ylece a&#231;&#305;klama gibi sundu&#287;u &#351;ey, bir t&#252;r k&#246;rl&#252;k &#252;retmi&#351; olur.</p><p>Karatani ise bizi belki rahatlatmaz ama sars&#305;c&#305; bi&#231;imde uyar&#305;r. Tarihi olaylar&#305;n, anlat&#305;lar&#305;n ve b&#252;y&#252;k k&#305;r&#305;lmalar&#305;n arkas&#305;nda sermayenin, devletin ve ulusun nas&#305;l devreye girdi&#287;ini ve insanlar&#305;n bunlardan ne anlad&#305;&#287;&#305;n&#305; g&#246;rmemiz i&#231;in g&#246;zlerimizi a&#231;maya zorlar.</p><p>Bug&#252;n kendimize sormam&#305;z gereken soru &#351;udur: Tarihi ve bug&#252;n&#252;, Harari&#8217;nin &#246;nerdi&#287;i gibi, insanlar&#305;n birlikte inand&#305;&#287;&#305; &#8220;hayal&#238; d&#252;zenler&#8221; &#252;zerinden mi okuyaca&#287;&#305;z, yoksa farkl&#305; &#8220;m&#252;badele tarzlar&#305;&#8221;n&#305;n s&#252;rekli yeni bile&#351;imlerle birbirine ba&#287;lanarak tarihsel ak&#305;&#351;&#305; ve g&#252;n&#252;m&#252;z d&#252;nyas&#305;n&#305; &#351;ekillendirdi&#287;ini mi d&#252;&#351;&#252;nece&#287;iz? Akl&#305;n&#305;zda bulunsun: Bug&#252;n&#252; anlamak istiyorsak rahatlat&#305;c&#305; hik&#226;yelerden &#231;ok, y&#252;zeyin alt&#305;ndaki ili&#351;kileri g&#246;sterebilen bir teoriye ihtiyac&#305;m&#305;z var.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Bilge Kağan’ın Bilgeliği]]></title><description><![CDATA[Yak&#305;nda yay&#305;mlanmay&#305; hedefledi&#287;im Bilge Ka&#287;an&#8217;&#305;n Bilgeli&#287;i: T&#252;rk Liderli&#287;inin DNA&#8217;s&#305; ba&#351;l&#305;kl&#305; &#231;al&#305;&#351;mamda, Bilge Ka&#287;an&#8217;&#305; bir liderlik kuramc&#305;s&#305; ve uygulay&#305;c&#305;s&#305; olarak g&#252;n&#252;m&#252;ze ta&#351;&#305;maya &#231;al&#305;&#351;&#305;yorum.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/bilge-kagann-bilgeligi</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/bilge-kagann-bilgeligi</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Wed, 13 May 2026 16:19:00 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!HYGj!,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F9e755621-e764-4e04-aa5e-b2b39b2170ee_1672x941.png" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p>Yak&#305;nda yay&#305;mlanmay&#305; hedefledi&#287;im <em>Bilge Ka&#287;an&#8217;&#305;n Bilgeli&#287;i: T&#252;rk Liderli&#287;inin DNA&#8217;s&#305;</em> ba&#351;l&#305;kl&#305; &#231;al&#305;&#351;mamda, Bilge Ka&#287;an&#8217;&#305; bir liderlik kuramc&#305;s&#305; ve uygulay&#305;c&#305;s&#305; olarak g&#252;n&#252;m&#252;ze ta&#351;&#305;maya &#231;al&#305;&#351;&#305;yorum.</p><p>Son y&#305;llarda Bilge Ka&#287;an&#8217;a, Orhun Yaz&#305;tlar&#305;&#8217;na ve G&#246;kt&#252;rklere y&#246;nelik ilginin belirgin bi&#231;imde artt&#305;&#287;&#305;n&#305; g&#246;r&#252;yoruz. Tarih&#231;ilerin ve ara&#351;t&#305;rmac&#305;lar&#305;n bu alanda ortaya koydu&#287;u &#231;al&#305;&#351;malar, d&#246;nemin daha geni&#351; bir dikkatle okunmas&#305;na &#246;nemli katk&#305;lar sa&#287;lad&#305;. Ben de bir sosyolog olarak uzun s&#252;redir G&#246;kt&#252;rk d&#252;nyas&#305;n&#305; ve &#246;zellikle Bilge Ka&#287;an&#8217;&#305;n b&#305;rakt&#305;&#287;&#305; d&#252;&#351;&#252;nsel miras&#305; anlamaya &#231;al&#305;&#351;&#305;yorum. Bu s&#252;re&#231;te rahmetli Sencer Divit&#231;io&#287;lu&#8217;nun eserleri benim i&#231;in &#246;nemli bir ufuk sa&#287;lad&#305;.</p><p>Bu &#231;al&#305;&#351;ma, klasik anlamda bir tarih kitab&#305; olma iddias&#305; ta&#351;&#305;m&#305;yor. Daha &#231;ok, Bilge Ka&#287;an&#8217;&#305;n kendi anlat&#305;s&#305;ndan ve Orhun Yaz&#305;tlar&#305;&#8217;nda dile gelen tarihsel tecr&#252;beden hareketle liderlik, devlet akl&#305;, me&#351;ruiyet, memleket fikri, toplumsal haf&#305;za ve yeniden kurulu&#351; meseleleri &#252;zerine d&#252;&#351;&#252;nme &#231;abas&#305; olarak &#351;ekilleniyor.</p><p>Bu y&#252;zden Bilge Ka&#287;an&#8217;&#305; T&#252;rk tarihinin b&#252;y&#252;k bir h&#252;k&#252;mdar olarak anlatmakla yetinmiyorum. Onun ya&#351;am hikayesini; devletin kurulu&#351;u, zay&#305;flamas&#305;, toplumsal &#231;&#246;z&#252;lme, yeniden toparlanma ve bir toplumun kendisini tarihsel &#246;zne olarak var edebilmesi a&#231;&#305;s&#305;ndan okuyorum.</p><p>Bu okuman&#305;n merkezinde &#214;t&#252;ken kavram&#305; yer al&#305;yor. &#214;t&#252;ken, eski T&#252;rk d&#252;nyas&#305;nda sadece &#246;nemli olaylar&#305;n ya&#351;and&#305;&#287;&#305; kutsal bir mek&#226;n&#305;n ad&#305; de&#287;ildir; toplumsal varl&#305;&#287;&#305;n s&#252;reklili&#287;ini temsil eden siyasi merkez yani memleket fikrinin mek&#226;nsal kar&#351;&#305;l&#305;&#287;&#305;d&#305;r. T&#252;rklerin hareketli bir hayat s&#252;rmeleri, yerle&#351;ik olmad&#305;klar&#305; anlam&#305;na gelmez. Bilge Ka&#287;an&#8217;&#305;n &#214;t&#252;ken&#8217;in budunun memleketi oldu&#287;u &#252;zerinde &#305;srarla durmas&#305;, eski T&#252;rklerde g&#246;&#231;ebelik ile yerle&#351;iklik fikrinin birbirini d&#305;&#351;lamad&#305;&#287;&#305;n&#305; g&#246;sterir. Hareket etmek ba&#351;ka bir &#351;eydir; bir mek&#226;n&#305; budunsal, yani ulusal merkez, memleket olarak bellemek ba&#351;ka bir &#351;eydir.</p><p>Bu kitapta, Bilge Ka&#287;an&#8217;&#305;n liderli&#287;inin bile&#351;enlerini &#231;&#246;z&#252;mleyerek bu ayr&#305;m&#305;n T&#252;rk tarihini anlamak bak&#305;m&#305;ndan son derece &#246;nemli oldu&#287;unu vurguluyorum. Eski T&#252;rkler geni&#351; bir bozk&#305;r co&#287;rafyas&#305;nda ya&#351;ad&#305;lar; hareket ettiler, sava&#351;t&#305;lar, farkl&#305; g&#252;&#231;lerle ili&#351;kiler kurdular, b&#252;y&#252;k k&#252;lt&#252;rel sentezler yapt&#305;lar ve yeni alanlara a&#231;&#305;ld&#305;lar. Fakat bu &#8220;g&#246;&#231;ebelik&#8221;, siyasal anlamda yersiz yurtsuz olma h&#226;li &#252;retmedi. Tam tersine, T&#252;rklerin &#246;zg&#252;n tarihsel varl&#305;&#287;&#305;, co&#287;rafi hareket kabiliyetini kaybetmeden memleket fikrini sahiplenmelerinde belirginle&#351;ti.</p><p>Bozk&#305;r, bug&#252;nk&#252; anlamda s&#305;n&#305;rlar&#305; &#231;izilmi&#351; kapal&#305; bir &#252;lke de&#287;ildi. &#214;te yandan, bu geni&#351; alanda, merkez fikrinden yoksun bir T&#252;rk kavmi de ortaya &#231;&#305;kmad&#305;. &#214;t&#252;ken, bu geni&#351; hareket alan&#305; i&#231;inde T&#252;rklerin kendilerini siyasal ve tarihsel olarak sabitledikleri merkezdi.</p><p>T&#252;rklerde hareketli hayat; &#231;eviklik, co&#287;rafi esneklik ve geni&#351; alanlarla ili&#351;ki kurma becerisi sa&#287;lad&#305;. Memleket fikri ise bu hareketin da&#287;&#305;lmaya d&#246;n&#252;&#351;mesini engelledi. Memleket, terk edilse bile unutulmayan; uzak kal&#305;nsa bile haf&#305;zadan silinmeyen; tehdit alt&#305;nda oldu&#287;unda u&#287;runa birle&#351;ilen, savunulan ve yeniden imar edilen yer olarak benimsendi.</p><p>Bu bak&#305;&#351;, T&#252;rklerin Anadolu&#8217;daki uzun tarihini de farkl&#305; bir a&#231;&#305;dan d&#252;&#351;&#252;nmemizi sa&#287;lar. Bug&#252;nk&#252; T&#252;rkiye, &#246;zellikle de Anadolu, T&#252;rk tarihinin yeni &#214;t&#252;ken&#8217;idir. Buradaki &#8220;yeni &#214;t&#252;ken&#8221; ifadesini iki co&#287;rafya aras&#305;nda basit bir yer de&#287;i&#351;tirme ili&#351;kisi kurmak i&#231;in kullanm&#305;yorum. Kastetti&#287;im &#351;ey, merkez fikrinin tarihsel d&#246;n&#252;&#351;&#252;m&#252;d&#252;r. &#214;t&#252;ken eski T&#252;rk d&#252;nyas&#305;nda nas&#305;l merkez, haf&#305;za ve siyasal s&#252;reklilik fikrini ta&#351;&#305;yorsa, Anadolu da 11. y&#252;zy&#305;ldan itibaren T&#252;rklerin yeni tarihsel merkezi h&#226;line gelmi&#351;tir.</p><p>Bu s&#252;recin Cumhuriyet&#8217;le ba&#351;lamad&#305;&#287;&#305;n&#305; hepimiz biliyoruz. T&#252;rklerin Anadolu&#8217;daki varl&#305;&#287;&#305;, Malazgirt sonras&#305;nda yaln&#305;zca asker&#238; fetihlerle a&#231;&#305;klanamaz. 11. y&#252;zy&#305;ldan itibaren Anadolu&#8217;da yeni bir yurt kurma s&#252;reci ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;r. Bu nedenle T&#252;rklerin Anadolu&#8217;ya geli&#351;i, mek&#226;nla ba&#287;&#305; olmayan birtak&#305;m g&#246;&#231;ebelerin Orta Asya&#8217;dan kopup k&#246;ks&#252;z bi&#231;imde ba&#351;ka bir co&#287;rafyaya savrulmalar&#305; ve talihin bir cilvesiyle burada k&#246;k salmalar&#305; &#351;eklinde anla&#351;&#305;lamaz, anlat&#305;lamaz</p><div class="captioned-image-container"><figure><a class="image-link image2 is-viewable-img" target="_blank" href="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!HYGj!,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F9e755621-e764-4e04-aa5e-b2b39b2170ee_1672x941.png" data-component-name="Image2ToDOM"><div class="image2-inset"><picture><source type="image/webp" srcset="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!HYGj!,w_424,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F9e755621-e764-4e04-aa5e-b2b39b2170ee_1672x941.png 424w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!HYGj!,w_848,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F9e755621-e764-4e04-aa5e-b2b39b2170ee_1672x941.png 848w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!HYGj!,w_1272,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F9e755621-e764-4e04-aa5e-b2b39b2170ee_1672x941.png 1272w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!HYGj!,w_1456,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F9e755621-e764-4e04-aa5e-b2b39b2170ee_1672x941.png 1456w" sizes="100vw"><img src="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!HYGj!,w_1456,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F9e755621-e764-4e04-aa5e-b2b39b2170ee_1672x941.png" width="1456" height="819" data-attrs="{&quot;src&quot;:&quot;https://substack-post-media.s3.amazonaws.com/public/images/9e755621-e764-4e04-aa5e-b2b39b2170ee_1672x941.png&quot;,&quot;srcNoWatermark&quot;:null,&quot;fullscreen&quot;:null,&quot;imageSize&quot;:null,&quot;height&quot;:819,&quot;width&quot;:1456,&quot;resizeWidth&quot;:null,&quot;bytes&quot;:2571033,&quot;alt&quot;:null,&quot;title&quot;:null,&quot;type&quot;:&quot;image/png&quot;,&quot;href&quot;:null,&quot;belowTheFold&quot;:true,&quot;topImage&quot;:false,&quot;internalRedirect&quot;:&quot;https://profdrahmetoncu.com/i/197533992?img=https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F9e755621-e764-4e04-aa5e-b2b39b2170ee_1672x941.png&quot;,&quot;isProcessing&quot;:false,&quot;align&quot;:null,&quot;offset&quot;:false}" class="sizing-normal" alt="" srcset="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!HYGj!,w_424,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F9e755621-e764-4e04-aa5e-b2b39b2170ee_1672x941.png 424w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!HYGj!,w_848,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F9e755621-e764-4e04-aa5e-b2b39b2170ee_1672x941.png 848w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!HYGj!,w_1272,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F9e755621-e764-4e04-aa5e-b2b39b2170ee_1672x941.png 1272w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!HYGj!,w_1456,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F9e755621-e764-4e04-aa5e-b2b39b2170ee_1672x941.png 1456w" sizes="100vw" loading="lazy"></picture><div class="image-link-expand"><div class="pencraft pc-display-flex pc-gap-8 pc-reset"><button tabindex="0" type="button" class="pencraft pc-reset pencraft icon-container restack-image"><svg role="img" width="20" height="20" viewBox="0 0 20 20" fill="none" stroke-width="1.5" stroke="var(--color-fg-primary)" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg"><g><title></title><path d="M2.53001 7.81595C3.49179 4.73911 6.43281 2.5 9.91173 2.5C13.1684 2.5 15.9537 4.46214 17.0852 7.23684L17.6179 8.67647M17.6179 8.67647L18.5002 4.26471M17.6179 8.67647L13.6473 6.91176M17.4995 12.1841C16.5378 15.2609 13.5967 17.5 10.1178 17.5C6.86118 17.5 4.07589 15.5379 2.94432 12.7632L2.41165 11.3235M2.41165 11.3235L1.5293 15.7353M2.41165 11.3235L6.38224 13.0882"></path></g></svg></button><button tabindex="0" type="button" class="pencraft pc-reset pencraft icon-container view-image"><svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="20" height="20" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round" class="lucide lucide-maximize2 lucide-maximize-2"><polyline points="15 3 21 3 21 9"></polyline><polyline points="9 21 3 21 3 15"></polyline><line x1="21" x2="14" y1="3" y2="10"></line><line x1="3" x2="10" y1="21" y2="14"></line></svg></button></div></div></div></a></figure></div><p>T&#252;rkler hi&#231;bir zaman anayurtlar&#305;yla ba&#287;lar&#305;n&#305; t&#252;m&#252;yle kopararak g&#246;&#231; eden topluluklar olmad&#305;lar. Eski yurt fikrini, merkez duygusunu ve siyasal haf&#305;zay&#305; yanlar&#305;nda ta&#351;&#305;yarak yeni co&#287;rafyalarda yeniden kurucu bir tarihsel &#246;zne olarak hareket ettiler. Anadolu&#8217;ya yerle&#351;meleri, tarih bilgisi ve sezgisinden yoksun kimi ki&#351;ilerin iddia etti&#287;i gibi gelip ba&#351;kalar&#305;n&#305;n topra&#287;&#305;na &#8220;&#231;&#246;kme&#8221; de&#287;ildir. T&#252;rkler Anadolu&#8217;yu yeni yurtlar&#305; bellemi&#351;; burada k&#246;k salm&#305;&#351;, devlet kurmu&#351;, &#351;ehirleri d&#246;n&#252;&#351;t&#252;rm&#252;&#351;, topra&#287;&#305; i&#351;lemi&#351;, kurumlar olu&#351;turmu&#351; ve memleket fikrini yeniden in&#351;a etmi&#351;lerdir.</p><p>Bu y&#252;zden Anadolu, T&#252;rkler i&#231;in yaln&#305;zca fethedilmi&#351; bir toprak par&#231;as&#305; de&#287;ildir. Bin y&#305;la yakla&#351;an bir s&#252;re i&#231;inde siyasal haf&#305;zan&#305;n &#252;retildi&#287;i, devletlerin kuruldu&#287;u, toplumsal varl&#305;&#287;&#305;n yeniden tan&#305;mland&#305;&#287;&#305; yeni &#214;t&#252;ken olmu&#351;tur. Bug&#252;nk&#252; T&#252;rkiye&#8217;nin tarihsel anlam&#305; da burada yatar. T&#252;rkiye, basit anlamda modern Cumhuriyet&#8217;in kurumsal ad&#305; de&#287;ildir; Anadolu&#8217;da uzun y&#252;zy&#305;llar boyunca biriken T&#252;rk siyasal varl&#305;&#287;&#305;n&#305;n, memleket fikrinin ve tarihsel s&#252;reklili&#287;in &#231;a&#287;da&#351; bi&#231;imidir.</p><p>Bilge Ka&#287;an&#8217;&#305;n d&#252;nyas&#305;, bu s&#246;ylediklerimi sade fakat derin bir kavray&#305;&#351;la destekler. Onun liderlik uyar&#305;lar&#305;n&#305; incelemek, bug&#252;n&#252; ve kendimizi anlamam&#305;za &#305;&#351;&#305;k tutar. Bilge Ka&#287;an bize y&#252;zy&#305;llar &#246;tesinden &#351;&#246;yle seslenir: G&#252;&#231; tek ba&#351;&#305;na yeterli de&#287;ildir. Sava&#351; kazanmak &#246;nemlidir; fakat kazan&#305;lan&#305; kal&#305;c&#305; bir d&#252;zene d&#246;n&#252;&#351;t&#252;rmek daha zordur. Ba&#287;&#305;ms&#305;zl&#305;k de&#287;erlidir; ancak onu koruyacak ak&#305;l, kurum, haf&#305;za ve memleket bilinci yoksa bu kazan&#305;m zamanla zay&#305;flayabilir. Ge&#231;mi&#351;le &#246;v&#252;nmek ho&#351; ve onur verici olabilir; fakat ge&#231;mi&#351;i ele&#351;tirmeden, felaketlerden ders &#231;&#305;karmadan ya&#351;ayan bir toplum gelece&#287;ini kaybedebilir.</p><p>Bilge Ka&#287;an&#8217;&#305;n bilgeli&#287;inin &#246;z&#252; sade ama ger&#231;ekle&#351;tirilmesi zor bir d&#252;&#351;&#252;ncede toplan&#305;r: G&#252;c&#252; ak&#305;lla birle&#351;tiren; d&#252;nyaya a&#231;&#305;l&#305;rken memlekete ba&#287;l&#305;l&#305;&#287;&#305;n&#305; s&#252;rd&#252;ren; haf&#305;zas&#305;n&#305; y&#305;k&#305;mlara ra&#287;men yeniden kurulu&#351; iradesiyle tazeleyen bir budun yoluna devam eder.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[İran Savaşı Sonrası Türkiye-AB İlişkileri: Avrupa Güvenlik Mimarisi, Enerji Krizi ve Türkiye’nin Stratejik Konumu]]></title><description><![CDATA[T&#252;rkiye-AB ili&#351;kileri, yeni d&#246;nemde &#252;yelik m&#252;zakerelerinin dar b&#252;rokratik &#231;er&#231;evesine indirgenemez.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/iran-savas-sonras-turkiye-ab-iliskileri</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/iran-savas-sonras-turkiye-ab-iliskileri</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Tue, 05 May 2026 07:46:27 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p>T&#252;rkiye-AB ili&#351;kileri, yeni d&#246;nemde &#252;yelik m&#252;zakerelerinin dar b&#252;rokratik &#231;er&#231;evesine indirgenemez. &#304;ran Sava&#351;&#305;&#8217;n&#305;n ard&#305;ndan ortaya &#231;&#305;kan jeopolitik tablo, Avrupa&#8217;n&#305;n g&#252;venlik, enerji ve tedarik s&#252;reklili&#287;i a&#231;&#305;s&#305;ndan T&#252;rkiye&#8217;ye duydu&#287;u stratejik ihtiyac&#305; belirgin bi&#231;imde art&#305;rm&#305;&#351;t&#305;r.</p><p>Bu yeni d&#246;nemde T&#252;rkiye; Karadeniz, Do&#287;u Akdeniz, Orta Koridor ve T&#252;rk d&#252;nyas&#305;yla kurdu&#287;u ba&#287;lant&#305;lar &#252;zerinden Avrupa g&#252;venli&#287;inin in&#351;as&#305;nda rol oynayabilecek ba&#287;&#305;ms&#305;z bir jeopolitik akt&#246;r konumundad&#305;r. Ancak bunun ger&#231;ekle&#351;mesi, iki taraf&#305;n ili&#351;kilerini yeniden de&#287;erlendirmesine ve ortak bir perspektifte bulu&#351;mas&#305;na ba&#287;l&#305;d&#305;r.</p><p>Bu yaz&#305;, s&#246;z konusu y&#246;nde at&#305;labilecek ad&#305;mlar i&#231;in dikkate al&#305;nmas&#305; gereken mevcut durumun genel &#231;er&#231;evesini ortaya koymay&#305; ama&#231;lamaktad&#305;r.</p><p>AB i&#231;erisindeki T&#252;rkiye alg&#305;s&#305; homojen de&#287;ildir. Fransa ve Almanya aras&#305;ndaki yakla&#351;&#305;m fark&#305;, Avrupa&#8217;n&#305;n T&#252;rkiye politikas&#305;ndaki temel ayr&#305;&#351;may&#305; g&#246;stermektedir. Fransa, T&#252;rkiye&#8217;nin Do&#287;u Akdeniz, Afrika, Kafkasya ve Orta Koridor&#8217;daki artan etkisini kendi &#8220;lider Avrupa&#8221; vizyonu a&#231;&#305;s&#305;ndan stratejik rekabet ba&#351;l&#305;&#287;&#305; alt&#305;nda okumaktad&#305;r. Paris&#8217;in T&#252;rkiye&#8217;ye y&#246;nelik mesafeli, hatta zaman zaman hasmane tutumu, de&#287;erler s&#246;yleminin &#246;tesine ge&#231;mi&#351;; n&#252;fuz m&#252;cadelesi, savunma sanayii dengeleri ve Akdeniz merkezli g&#252;&#231; &#231;at&#305;&#351;mas&#305;na evrilmi&#351;tir. Fransa tarihsel olarak emperyalist bir devlettir. Bu yakla&#351;&#305;m, ge&#231;mi&#351;te kalmas&#305; gereken emperyal hayallerin s&#252;rd&#252;&#287;&#252;n&#252; g&#246;stermektedir.</p><p>Almanya ise T&#252;rkiye&#8217;ye reelpolitik bir perspektiften yakla&#351;maktad&#305;r. Berlin a&#231;&#305;s&#305;ndan T&#252;rkiye, Avrupa sanayisinin enerji, lojistik, g&#246;&#231; y&#246;netimi ve tedarik zinciri s&#252;reklili&#287;i bak&#305;m&#305;ndan vazge&#231;ilmez bir devlettir. Almanya&#8217;n&#305;n T&#252;rkiye politikas&#305;nda ekonomik rasyonalite ve end&#252;striyel g&#252;venlik &#246;ncelikleri belirleyici olmaktad&#305;r. Bu nedenle Berlin, siyasi gerilimlere ra&#287;men Ankara ile ili&#351;kilerin kopmas&#305;n&#305; hem kendi ulusal &#231;&#305;karlar&#305; hem de Avrupa a&#231;&#305;s&#305;ndan y&#252;ksek maliyetli g&#246;rmektedir.</p><p>Avrupa Parlamentosu ise T&#252;rkiye tart&#305;&#351;malar&#305;nda normatif bir s&#305;k&#305;&#351;m&#305;&#351;l&#305;k i&#231;indedir. &#304;nsan haklar&#305;, demokrasi ve hukuk devleti ba&#351;l&#305;klar&#305; &#252;zerinden s&#252;rd&#252;r&#252;len ele&#351;tiriler &#246;nemini korusa da sava&#351;&#305;n yaratt&#305;&#287;&#305; bask&#305;lar bu yakla&#351;&#305;m&#305;n stratejik etkisini geri plana itmi&#351;tir. Avrupa&#8217;n&#305;n fiziki g&#252;venli&#287;i ve ekonomik s&#252;reklili&#287;i tehdit alt&#305;ndayken, T&#252;rkiye&#8217;yi yaln&#305;zca normatif s&#246;ylemler &#252;zerinden d&#305;&#351;layan bir yakla&#351;&#305;m Avrupa g&#252;venli&#287;ini zay&#305;flatmaktad&#305;r.</p><p>T&#252;rkiye&#8217;nin d&#305;&#351; politika olu&#351;umunda g&#252;ncel g&#252;venlik kayg&#305;lar&#305;n&#305;n &#246;tesinde tarihsel bir haf&#305;za her zaman belirleyici bir &#246;neme sahiptir. 19. y&#252;zy&#305;l&#305;n &#8220;B&#252;y&#252;k Oyun&#8221; rekabeti, Osmanl&#305;&#8217;n&#305;n par&#231;alanma s&#252;reci ve Avrupa emperyalizminin b&#246;lgesel m&#252;dahaleleri, T&#252;rkiye&#8217;nin stratejik zihninde silinmeyecek bi&#231;imde g&#252;&#231;l&#252; bir yer tutmaktad&#305;r. Bu nedenle Ankara&#8217;n&#305;n egemenlik hassasiyeti, Bat&#305; merkezli m&#252;dahale pratiklerine kar&#351;&#305; geli&#351;mi&#351; tarihsel duyarl&#305;l&#305;kla birlikte de&#287;erlendirilmelidir. T&#252;rkiye, Avrupa g&#252;venlik sistemine pasif bi&#231;imde eklemlenecek bir &#252;lke de&#287;il; ba&#287;&#305;ms&#305;zl&#305;k tecr&#252;besi, anti-emperyalist siyasal haf&#305;zas&#305; ve b&#246;lgesel kapasitesiyle yeni mimarinin &#351;artlar&#305;n&#305; do&#287;rudan etkileyebilecek &#246;zerk bir akt&#246;rd&#252;r.</p><p>ABD&#8217;nin NATO taahh&#252;tlerinden kademeli bi&#231;imde uzakla&#351;mas&#305; veya stratejik oda&#287;&#305;n&#305; Pasifik&#8217;e kayd&#305;rmas&#305; senaryosunda T&#252;rkiye&#8217;nin &#246;nemi daha da artacakt&#305;r. B&#246;yle bir tabloda Ankara, ba&#287;&#305;ms&#305;z Avrupa g&#252;venli&#287;i a&#231;&#305;s&#305;ndan ikamesi g&#252;&#231; bir konuma y&#252;kselecektir. Kazakistan&#8217;dan Balkanlar&#8217;a uzanan Orta Koridor, basit bir ticaret ya da enerji hatt&#305; de&#287;ildir; T&#252;rkiye&#8217;nin askeri kapasitesi, lojistik altyap&#305;s&#305; ve diplomatik a&#287;&#305;yla korunabilecek geni&#351; &#246;l&#231;ekli bir g&#252;venlik ku&#351;a&#287;&#305;d&#305;r.</p><p>&#304;ran Sava&#351;&#305; ve H&#252;rm&#252;z Bo&#287;az&#305;&#8217;n&#305;n fiilen kapanmas&#305;, Avrupa&#8217;n&#305;n enerji g&#252;venli&#287;indeki yap&#305;sal k&#305;r&#305;lganl&#305;&#287;&#305; a&#231;&#305;&#287;a &#231;&#305;karm&#305;&#351;t&#305;r. K&#246;rfez enerji ak&#305;&#351;&#305;n&#305;n kesintiye u&#287;ramas&#305;, AB i&#231;in sanayi &#252;retimini, toplumsal istikrar&#305; ve mali s&#252;rd&#252;r&#252;lebilirli&#287;i do&#287;rudan etkileyen kapsaml&#305; bir kriz yaratmaktad&#305;r. H&#252;rm&#252;z trafi&#287;inin sava&#351; &#246;ncesi seviyelerin y&#252;zde 5-10 band&#305;na gerilemesi, Basra K&#246;rfezi&#8217;nde b&#252;y&#252;k miktarda ham petrol ve LNG&#8217;nin mahsur kalmas&#305; ve kritik altyap&#305;lar&#305;n zarar g&#246;rmesi, eski enerji d&#252;zeninin g&#252;venilirli&#287;ini ciddi bi&#231;imde zay&#305;flatm&#305;&#351;t&#305;r.</p><p>Bu tablo, Hazar ve Orta Asya kaynaklar&#305;n&#305;n Avrupa a&#231;&#305;s&#305;ndan stratejik de&#287;erini art&#305;rmaktad&#305;r. Orta Asya ve Azerbaycan enerji kaynaklar&#305;, K&#246;rfez merkezli enerji d&#252;zeninin risk &#252;retmeye ba&#351;lad&#305;&#287;&#305; bir d&#246;nemde yeni ana ba&#287;lant&#305; ku&#351;a&#287;&#305; h&#226;line gelmi&#351;tir. T&#252;rk Devletleri Te&#351;kilat&#305; ise b&#246;lgesel istikrar, kurumsal koordinasyon ve enerji g&#252;venli&#287;i bak&#305;m&#305;ndan &#246;ne &#231;&#305;kmaktad&#305;r.</p><p>T&#252;rkiye bu denklemde k&#252;resel bir ge&#231;it &#252;lke konumundad&#305;r. TANAP, TAP ve Bak&#252;-Tiflis-Ceyhan hatt&#305;, Hazar kaynaklar&#305;n&#305;n Avrupa pazarlar&#305;na ula&#351;t&#305;r&#305;lmas&#305;nda g&#252;venli ve i&#351;levsel g&#252;zerg&#226;hlar sunmaktad&#305;r. Hazar&#8217;daki &#8220;Dostluk Alan&#305;&#8221; gibi stratejik kaynaklar&#305;n d&#252;nya pazarlar&#305;na ta&#351;&#305;nmas&#305;nda T&#252;rkiye&#8217;nin altyap&#305; kapasitesi ve diplomatik a&#287;&#305; belirleyici niteliktedir. T&#252;rkiye&#8217;yi d&#305;&#351;layan bir enerji ve g&#252;venlik mimarisi, mevcut kriz ko&#351;ullar&#305;nda stratejik a&#231;&#305;dan s&#252;rd&#252;r&#252;lebilir de&#287;ildir.</p><p>Sava&#351;&#305;n T&#252;rkiye ekonomisi &#252;zerindeki etkileri, k&#305;sa vadeli makroekonomik bask&#305;lar ile uzun vadeli stratejik kazan&#305;mlar aras&#305;ndaki gerilim &#252;zerinden &#351;ekillenmektedir. Enerji fiyatlar&#305;ndaki art&#305;&#351; T&#252;rkiye&#8217;nin ithalat faturas&#305;n&#305; y&#252;kseltmekte, enflasyon ve cari denge &#252;zerinde ek bask&#305; olu&#351;turmaktad&#305;r. Buna kar&#351;&#305;n T&#252;rkiye&#8217;nin enerji ge&#231;i&#351; hatlar&#305; &#252;zerindeki konumu, bu maliyetleri k&#305;smen dengeleyebilecek stratejik imk&#226;nlar sunmaktad&#305;r. Enerji aktar&#305;m&#305;, lojistik gelirleri, savunma sanayii ihracat&#305; ve Orta Koridor &#252;zerinden geli&#351;ecek ticaret hacmi, T&#252;rkiye&#8217;nin kriz ortam&#305;nda elde edebilece&#287;i avantajlar aras&#305;nda yer almaktad&#305;r.</p><p>On dokuzuncu y&#252;zy&#305;lda T&#252;rkiye Avrupa&#8217;n&#305;n &#8220;Hasta Adam&#305;&#8221;yd&#305;. Bug&#252;n ise Avrupa, T&#252;rkiye a&#231;&#305;s&#305;ndan &#8220;Hasta Adam&#8221; konumundad&#305;r. &#8220;Avrupal&#305; dostlar&#305;m&#305;z&#305;n&#8221; bunu unutmamas&#305; ve aradan ge&#231;en bir asr&#305;n ard&#305;ndan on dokuzuncu y&#252;zy&#305;l zihniyetini geride b&#305;rakmas&#305; takdire &#351;ayan olacakt&#305;r.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Yeni Bir Küresel Finansal Çöküşe Hazır mıyız?]]></title><description><![CDATA[2026 y&#305;l&#305; itibar&#305;yla k&#252;resel finansal sistem, klasik bankac&#305;l&#305;k krizlerinin &#246;tesine ge&#231;en &#231;ok katmanl&#305; ve yap&#305;sal bir risk sarmal&#305;yla kar&#351;&#305; kar&#351;&#305;ya bulunuyor.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/yeni-bir-kuresel-finansal-cokuse</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/yeni-bir-kuresel-finansal-cokuse</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Mon, 04 May 2026 02:50:59 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!XRA4!,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F20e61290-d861-408a-9962-8ac97caad114_787x626.png" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p>2026 y&#305;l&#305; itibar&#305;yla k&#252;resel finansal sistem, klasik bankac&#305;l&#305;k krizlerinin &#246;tesine ge&#231;en &#231;ok katmanl&#305; ve yap&#305;sal bir risk sarmal&#305;yla kar&#351;&#305; kar&#351;&#305;ya bulunuyor. Finansal k&#305;r&#305;lganl&#305;k, ge&#231;mi&#351; d&#246;nemlerde g&#246;r&#252;len tekil banka iflaslar&#305; modelinden uzakla&#351;arak; jeopolitik gerilimlerin, enerji &#351;oklar&#305;n&#305;n ve g&#246;r&#252;lmedik &#246;l&#231;ekte b&#252;y&#252;m&#252;&#351; bor&#231; stoklar&#305;n&#305;n i&#231; i&#231;e ge&#231;ti&#287;i yeni bir k&#305;r&#305;lganl&#305;k mimarisine d&#246;n&#252;&#351;m&#252;&#351; durumda.</p><p>Uluslararas&#305; Para Fonu&#8217;nun (International Monetary Fund - IMF) Nisan 2026 K&#252;resel Finansal &#304;stikrar Raporu&#8217;nda &#246;ne &#231;&#305;kan stratejik &#231;er&#231;eve, riskin art&#305;k yaln&#305;zca borcun nominal b&#252;y&#252;kl&#252;&#287;&#252;yle a&#231;&#305;klanamayaca&#287;&#305;n&#305; g&#246;steriyor. Bug&#252;n sistemik tehdit alan&#305;; bor&#231;, sava&#351; ve piyasa kald&#305;ra&#231;lar&#305;n&#305;n birlikte &#252;retti&#287;i yeni bir dinamik i&#231;inde olu&#351;uyor. 2026 bahar&#305;n&#305;n temel makroekonomik a&#231;maz&#305;, borcun mutlak seviyesi de&#287;il; bu borcun hangi jeopolitik iklimde, hangi faiz maliyetiyle ve hangi piyasa yap&#305;s&#305; i&#231;inde &#231;evrilece&#287;i sorunudur.</p><p>Bu tablo, y&#252;ksek kamu ve &#246;zel sekt&#246;r borcunun, bor&#231; &#231;evirme riskinin ve kald&#305;ra&#231;l&#305; banka d&#305;&#351;&#305; finansal kurumlar&#305;n ayn&#305; anda bask&#305; alt&#305;na girdi&#287;i bir senaryoyu g&#252;ndeme ta&#351;&#305;yor. &#199;ekirdek devlet tahvili piyasalar&#305;nda likiditenin bozulmas&#305;, k&#252;resel finansman ko&#351;ullar&#305;n&#305; h&#305;zla s&#305;k&#305;la&#351;t&#305;rarak psikolojik bula&#351;ma etkisine zemin haz&#305;rl&#305;yor.</p><p>Bu niteliksel de&#287;i&#351;imin boyutlar&#305;n&#305; anlayabilmek i&#231;in, 2007 k&#252;resel finans krizi &#246;ncesi veriler ile g&#252;ncel bor&#231; dinamikleri aras&#305;ndaki b&#252;y&#252;k fark&#305; incelemek gerekiyor.</p><h2>Niceliksel Patlama: 2007&#8217;den 2026&#8217;ya Bor&#231; Stokunun Evrimi</h2><p>2007&#8217;den bu yana k&#252;resel bor&#231; stoku, d&#252;nya ekonomisinin b&#252;y&#252;me h&#305;z&#305;n&#305; belirgin bi&#231;imde geride b&#305;rakarak sistemik bir y&#252;ke d&#246;n&#252;&#351;m&#252;&#351;t&#252;r. Bu art&#305;&#351;, s&#252;rd&#252;r&#252;lebilir bir ekonomik geni&#351;lemeden &#231;ok, finansal istikrar &#252;zerinde kal&#305;c&#305; bir bask&#305; unsuruna i&#351;aret etmektedir.</p><p>Farkl&#305; metodolojik yakla&#351;&#305;mlar kullan&#305;ld&#305;&#287;&#305;nda dahi tablonun ciddiyeti de&#287;i&#351;memektedir. Uluslararas&#305; Finans Enstit&#252;s&#252; (Institute of International Finance - IIF) verileri, k&#252;resel bor&#231;/GSYH oran&#305;n&#305;n y&#252;zde 315 band&#305;na ula&#351;t&#305;&#287;&#305;n&#305; g&#246;sterirken; IMF&#8217;nin daha dar tan&#305;ml&#305; analizleri bu oran&#305; y&#252;zde 235 d&#252;zeyinde vermektedir. Ancak her iki veri seti de 2007 ile kar&#351;&#305;la&#351;t&#305;r&#305;ld&#305;&#287;&#305;nda radikal bir kopu&#351;a i&#351;aret etmektedir.</p><div class="captioned-image-container"><figure><a class="image-link image2 is-viewable-img" target="_blank" href="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!XRA4!,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F20e61290-d861-408a-9962-8ac97caad114_787x626.png" data-component-name="Image2ToDOM"><div class="image2-inset"><picture><source type="image/webp" srcset="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!XRA4!,w_424,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F20e61290-d861-408a-9962-8ac97caad114_787x626.png 424w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!XRA4!,w_848,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F20e61290-d861-408a-9962-8ac97caad114_787x626.png 848w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!XRA4!,w_1272,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F20e61290-d861-408a-9962-8ac97caad114_787x626.png 1272w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!XRA4!,w_1456,c_limit,f_webp,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F20e61290-d861-408a-9962-8ac97caad114_787x626.png 1456w" sizes="100vw"><img src="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!XRA4!,w_1456,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F20e61290-d861-408a-9962-8ac97caad114_787x626.png" width="787" height="626" data-attrs="{&quot;src&quot;:&quot;https://substack-post-media.s3.amazonaws.com/public/images/20e61290-d861-408a-9962-8ac97caad114_787x626.png&quot;,&quot;srcNoWatermark&quot;:null,&quot;fullscreen&quot;:null,&quot;imageSize&quot;:null,&quot;height&quot;:626,&quot;width&quot;:787,&quot;resizeWidth&quot;:null,&quot;bytes&quot;:122639,&quot;alt&quot;:null,&quot;title&quot;:null,&quot;type&quot;:&quot;image/png&quot;,&quot;href&quot;:null,&quot;belowTheFold&quot;:false,&quot;topImage&quot;:true,&quot;internalRedirect&quot;:&quot;https://profdrahmetoncu.com/i/196375526?img=https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F20e61290-d861-408a-9962-8ac97caad114_787x626.png&quot;,&quot;isProcessing&quot;:false,&quot;align&quot;:null,&quot;offset&quot;:false}" class="sizing-normal" alt="" srcset="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!XRA4!,w_424,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F20e61290-d861-408a-9962-8ac97caad114_787x626.png 424w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!XRA4!,w_848,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F20e61290-d861-408a-9962-8ac97caad114_787x626.png 848w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!XRA4!,w_1272,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F20e61290-d861-408a-9962-8ac97caad114_787x626.png 1272w, https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!XRA4!,w_1456,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F20e61290-d861-408a-9962-8ac97caad114_787x626.png 1456w" sizes="100vw" fetchpriority="high"></picture><div class="image-link-expand"><div class="pencraft pc-display-flex pc-gap-8 pc-reset"><button tabindex="0" type="button" class="pencraft pc-reset pencraft icon-container restack-image"><svg role="img" width="20" height="20" viewBox="0 0 20 20" fill="none" stroke-width="1.5" stroke="var(--color-fg-primary)" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round" xmlns="http://www.w3.org/2000/svg"><g><title></title><path d="M2.53001 7.81595C3.49179 4.73911 6.43281 2.5 9.91173 2.5C13.1684 2.5 15.9537 4.46214 17.0852 7.23684L17.6179 8.67647M17.6179 8.67647L18.5002 4.26471M17.6179 8.67647L13.6473 6.91176M17.4995 12.1841C16.5378 15.2609 13.5967 17.5 10.1178 17.5C6.86118 17.5 4.07589 15.5379 2.94432 12.7632L2.41165 11.3235M2.41165 11.3235L1.5293 15.7353M2.41165 11.3235L6.38224 13.0882"></path></g></svg></button><button tabindex="0" type="button" class="pencraft pc-reset pencraft icon-container view-image"><svg xmlns="http://www.w3.org/2000/svg" width="20" height="20" viewBox="0 0 24 24" fill="none" stroke="currentColor" stroke-width="2" stroke-linecap="round" stroke-linejoin="round" class="lucide lucide-maximize2 lucide-maximize-2"><polyline points="15 3 21 3 21 9"></polyline><polyline points="9 21 3 21 3 15"></polyline><line x1="21" x2="14" y1="3" y2="10"></line><line x1="3" x2="10" y1="21" y2="14"></line></svg></button></div></div></div></a></figure></div><p></p><p>Toplam bor&#231; stokundaki bu &#252;&#231; kata yak&#305;n art&#305;&#351;&#305;n stratejik sonucu, k&#252;resel sistemin faiz hassasiyetinin de ciddi bi&#231;imde y&#252;kselmi&#351; olmas&#305;d&#305;r. 2026 y&#305;l&#305;nda ger&#231;ekle&#351;ecek 100 baz puanl&#305;k bir faiz art&#305;&#351;&#305;, 2007 y&#305;l&#305;ndaki ayn&#305; art&#305;&#351;a k&#305;yasla &#231;ok daha a&#287;&#305;r bir maliyet yaratmaktad&#305;r. Finansal sekt&#246;r borcunun 80 trilyon dolar&#305; a&#351;mas&#305;, merkez bankalar&#305;n&#305;n manevra alan&#305;n&#305; daraltmakta ve finansal istikrar&#305; koruma kapasitesini s&#305;n&#305;rlamaktad&#305;r.</p><p>Bor&#231; miktar&#305;ndaki bu say&#305;sal b&#252;y&#252;me, kamu maliyesinde sava&#351; ekonomisi ve kaynak milliyet&#231;ili&#287;i eksenli yeni bir d&#246;nemin de kap&#305;lar&#305;n&#305; aralamaktad&#305;r.</p><h2>Kamu Borcu ve Sava&#351; Ekonomisi: Mali Disiplinin Sonu</h2><p>Savunma harcamalar&#305;, teknoloji yar&#305;&#351;&#305; ve kaynak milliyet&#231;ili&#287;i ekseninde kamu borcu kal&#305;c&#305; bir y&#252;kseli&#351; e&#287;ilimine girmi&#351;tir. Geleneksel mali disiplin paradigmas&#305;, jeopolitik zorunluluklar&#305;n bask&#305;s&#305; alt&#305;nda yap&#305;sal bir a&#351;&#305;nmaya u&#287;ramaktad&#305;r.</p><p>G7 &#252;lkelerinde bor&#231; servis maliyetlerinin artan faiz oranlar&#305;yla birlikte b&#252;t&#231;eleri zorlad&#305;&#287;&#305; g&#246;r&#252;lmektedir. Devletlerin bor&#231; azaltmak yerine tedarik zinciri g&#252;venli&#287;ine, savunma kapasitesine ve stratejik sanayi yat&#305;r&#305;mlar&#305;na &#246;ncelik vermesi, b&#252;t&#231;e alan&#305;n&#305; daraltmaktad&#305;r. Bu s&#305;k&#305;&#351;ma, h&#252;k&#252;metleri daha k&#305;sa vadeli bor&#231;lanma ara&#231;lar&#305;na y&#246;nlendirerek yeniden finansman riskini art&#305;rmaktad&#305;r.</p><p>Mali disiplinden bu stratejik uzakla&#351;ma, uzun vadeli faiz y&#252;k&#252;n&#252; kal&#305;c&#305; hale getirmekte ve kamu maliyesini daha k&#305;r&#305;lgan bir yap&#305;ya sokmaktad&#305;r. Kamu harcamalar&#305;n&#305;n verimlilikten &#231;ok g&#252;venlik &#246;ncelikleriyle &#351;ekillenmesi, borcun s&#252;rd&#252;r&#252;lebilirli&#287;ini ekonomik b&#252;y&#252;meden ziyade jeopolitik ba&#351;ar&#305;n&#305;n belirsiz sonu&#231;lar&#305;na ba&#287;lamaktad&#305;r.</p><p>Kamu maliyesindeki bu daralma, riskin kamu denetiminden daha uzak alanlara; &#246;zellikle g&#246;lge bankac&#305;l&#305;k ve &#246;zel kredi piyasalar&#305;na kaymas&#305;na zemin haz&#305;rlamaktad&#305;r.</p><h2>G&#246;lge Bankac&#305;l&#305;k ve &#214;zel Kredi: Yeni Sistemik Risk Alan&#305;</h2><p>2008 sonras&#305;nda getirilen s&#305;k&#305; d&#252;zenlemeler, geleneksel bankac&#305;l&#305;k sistemini g&#246;rece g&#252;&#231;lendirmi&#351; olsa da finansal risklerin &#246;nemli bir b&#246;l&#252;m&#252; banka d&#305;&#351;&#305; finansal kurumlara ve &#246;zel kredi piyasalar&#305;na ta&#351;&#305;nm&#305;&#351;t&#305;r. Bu nedenle bug&#252;nk&#252; k&#305;r&#305;lganl&#305;&#287;&#305; yaln&#305;zca bankalar&#305;n bilan&#231;olar&#305;na bakarak anlamak m&#252;mk&#252;n de&#287;ildir. Risk finansal sistemde bankalar&#305;n d&#305;&#351;&#305;na ta&#351;arak da&#287;&#305;lm&#305;&#351;, daha az g&#246;r&#252;n&#252;r ve daha s&#305;n&#305;rl&#305; denetlenen alanlarda birikmeye ba&#351;lam&#305;&#351;t&#305;r. Bunlar&#305;n ba&#351;&#305;nda, son g&#252;nlerde ad&#305; s&#305;k&#231;a ge&#231;en &#246;zel krediler piyasas&#305; gelmektedir.</p><p>&#214;zel kredi piyasas&#305;, geleneksel bankac&#305;l&#305;k sistemi d&#305;&#351;&#305;nda faaliyet g&#246;steren yat&#305;r&#305;m fonlar&#305;, varl&#305;k y&#246;netim &#351;irketleri veya do&#287;rudan kredi veren finansal kurulu&#351;lar&#305;n &#351;irketlere bor&#231; sa&#287;lad&#305;&#287;&#305; bir finansman alan&#305;d&#305;r. Bu piyasa, orta &#246;l&#231;ekli, kald&#305;ra&#231;l&#305; veya daha y&#252;ksek riskli &#351;irketler a&#231;&#305;s&#305;ndan &#246;zel kredi, daha esnek ko&#351;ullarla finansmana eri&#351;im imk&#226;n&#305; sunarken; yat&#305;r&#305;mc&#305;lar a&#231;&#305;s&#305;ndan daha y&#252;ksek getiri vaat eden alternatif bir alan haline gelmi&#351;tir.</p><p>Ancak bu piyasan&#305;n cazibesi, ayn&#305; zamanda k&#305;r&#305;lganl&#305;&#287;&#305;n&#305;n da kayna&#287;&#305;d&#305;r. &#214;zel kredi i&#351;lemleri genellikle halka a&#231;&#305;k piyasalarda i&#351;lem g&#246;rmez. Bu nedenle fiyatlamalar&#305;, risk yo&#287;unla&#351;malar&#305; ve geri &#246;deme performanslar&#305; bankac&#305;l&#305;k sistemi ya da tahvil piyasalar&#305; kadar &#351;effaf bi&#231;imde izlenemez. Ekonomik ko&#351;ullar k&#246;t&#252;le&#351;ti&#287;inde, risklerin hangi fonlarda, hangi &#351;irketlerde ve hangi s&#246;zle&#351;me yap&#305;lar&#305;nda birikti&#287;ine ili&#351;kin belirsizlik artar. Bu da finansal sistem i&#231;inde g&#246;r&#252;nmeyen fakat potansiyel olarak k&#305;r&#305;lgan bir alan yarat&#305;r.</p><p>Bu piyasada en yayg&#305;n i&#351;lem y&#246;ntemi, fonlar&#305;n &#351;irketlere do&#287;rudan kredi vermesidir. Kredi veren taraf, genellikle kendini korumak i&#231;in &#351;irketin baz&#305; varl&#305;klar&#305;n&#305; teminat olarak ister. Ba&#351;ka bir ifadeyle &#351;irket borcunu &#246;deyemezse, kredi veren taraf bu teminatlar &#252;zerinden zarar&#305;n&#305; azaltmaya &#231;al&#305;&#351;&#305;r. Baz&#305; kredilerde ise farkl&#305; risk d&#252;zeylerine sahip bor&#231; t&#252;rleri tek bir paket i&#231;inde birle&#351;tirilir. Bu yap&#305;, &#351;irket i&#231;in daha pratik bir finansman imk&#226;n&#305; sa&#287;lar; ancak s&#246;zle&#351;menin i&#231;eri&#287;ini daha karma&#351;&#305;k h&#226;le getirir.</p><p>Daha riskli finansman t&#252;rlerinde kredi veren taraf daha y&#252;ksek faiz talep eder. Bunun nedeni bor&#231; alan &#351;irketin &#246;deme g&#252;c&#252;n&#252;n zay&#305;f olmas&#305; ya da &#351;irketin b&#252;y&#252;me, sat&#305;n alma veya yeniden yap&#305;land&#305;rma gibi belirsiz bir s&#252;re&#231;ten ge&#231;iyor olmas&#305; olabilir. Bazen kredi verenler yaln&#305;zca faiz almakla yetinmez; ileride &#351;irketten hisse alma hakk&#305; gibi ek avantajlar da talep edebilir. B&#246;ylece &#252;stlendikleri riskin kar&#351;&#305;l&#305;&#287;&#305;nda daha y&#252;ksek kazan&#231; elde etmeye &#231;al&#305;&#351;&#305;rlar.</p><p>Bu kredilerde s&#246;zle&#351;me &#351;artlar&#305; &#231;ok &#246;nemlidir. Bor&#231; alan &#351;irketten belirli mali g&#246;stergeleri korumas&#305; istenebilir. &#214;rne&#287;in &#351;irketin borcunun k&#226;r&#305;na oran&#305; belirli bir seviyenin &#252;zerine &#231;&#305;kmamal&#305; ya da nakit ak&#305;&#351;&#305; belirli bir d&#252;zeyin alt&#305;na d&#252;&#351;memelidir. Bu &#351;artlar bozulursa kredi veren taraf daha erken m&#252;dahale edebilir, yeni ko&#351;ullar talep edebilir veya kredinin yeniden yap&#305;land&#305;r&#305;lmas&#305;n&#305; isteyebilir.</p><p>&#214;zel kredilerin &#246;nemli bir b&#246;l&#252;m&#252; de&#287;i&#351;ken faizlidir. Yani &#351;irketin &#246;deyece&#287;i faiz, piyasadaki faiz oranlar&#305;na g&#246;re zaman i&#231;inde artabilir veya azalabilir. Faizler y&#252;kseldi&#287;inde, bor&#231; alan &#351;irketin &#246;deme y&#252;k&#252; de artar. Bu nedenle y&#252;ksek faiz ortam&#305; uzun s&#252;re devam ederse, &#246;zel kredi kullanan &#351;irketlerin nakit ak&#305;&#351;&#305; zorlanabilir.</p><p>Fed y&#246;neticisi Michael Barr&#8217;&#305;n psikolojik bula&#351;ma uyar&#305;s&#305; ile &#304;ngiltere Merkez Bankas&#305; (Bank of England) y&#246;neticisi Sarah Breeden&#8217;in, bankalar&#305;n g&#252;&#231;l&#252; oldu&#287;u ancak risklerin banka sistemi d&#305;&#351;&#305;nda yeniden ortaya &#231;&#305;kt&#305;&#287;&#305; y&#246;n&#252;ndeki de&#287;erlendirmesi; mevcut k&#305;r&#305;lganl&#305;&#287;&#305;n, ba&#351;ta &#246;zel kredi piyasalar&#305; olmak &#252;zere, adresini a&#231;&#305;k bi&#231;imde g&#246;stermektedir.</p><p>Bu &#231;er&#231;evede krizlerin tek bir zay&#305;f halkadan de&#287;il; &#246;zel kredi, sigorta fonlar&#305;, kald&#305;ra&#231;l&#305; pozisyonlar, de&#287;erleme belirsizlikleri ve likidite daralmas&#305; gibi birden fazla k&#305;r&#305;lganl&#305;&#287;&#305;n ayn&#305; anda kristalle&#351;mesinden do&#287;mas&#305; daha olas&#305;d&#305;r.</p><h2>Jeopolitik &#350;oklar ve K&#252;resel Dengesizliklerin Geri D&#246;n&#252;&#351;&#252;</h2><p>Orta Do&#287;u&#8217;daki sava&#351;&#305;n uzamas&#305; ve enerji arz&#305;ndaki kesintiler, 2026 finansal sistemi &#252;zerinde b&#252;y&#252;t&#252;c&#252; bir etki yaratmaktad&#305;r. Enerji &#351;oklar&#305; art&#305;k yaln&#305;zca bir emtia fiyat&#305; sorunu de&#287;ildir; finansal sistemin likiditesini, enflasyon beklentilerini ve tahvil piyasalar&#305;n&#305; do&#287;rudan etkileyen bir unsur haline gelmi&#351;tir.</p><p>IMF, s&#305;n&#305;rl&#305; sava&#351; senaryosunda bile 2026 b&#252;y&#252;me tahminini y&#252;zde 3,1&#8217;e &#231;ekerken; Wall Street Journal ve Fortune dergisi analizleri, &#351;okun uzamas&#305; halinde b&#252;y&#252;menin y&#252;zde 2 band&#305;na kadar gerileyebilece&#287;i uyar&#305;s&#305;nda bulunmaktad&#305;r. Finansal &#304;stikrar Kurulu (Financial Stability Board - FSB) ve Bloomberg ise devlet tahvili piyasalar&#305;ndaki y&#252;ksek ihra&#231; hacmi ile fonlarda yo&#287;unla&#351;an kald&#305;ra&#231;lar&#305;n, d&#252;zensiz sat&#305;&#351;lar yoluyla piyasa likiditesini bozabilece&#287;ine dikkat &#231;ekmektedir. Brookings ve The Economist &#231;izgisindeki analizlere g&#246;re k&#252;resel dengesizlikler geri d&#246;nm&#252;&#351;t&#252;r; ancak bug&#252;nk&#252; tabloyu ge&#231;mi&#351;ten ay&#305;ran temel fark, ABD&#8217;nin hem d&#305;&#351; bor&#231;lu pozisyonunun hem de federal bor&#231; seviyesinin tarihsel zirvelerde bulunmas&#305;d&#305;r.</p><p>Enerji ak&#305;&#351;&#305;ndaki kesintiler, enflasyon beklentilerini yukar&#305; &#231;ekerek tahvil faizlerini tetiklemektedir. Bu durum &#246;zellikle geli&#351;mekte olan &#252;lkelerden sermaye &#231;&#305;k&#305;&#351;&#305;n&#305; h&#305;zland&#305;rmakta, kur bask&#305;s&#305;n&#305; art&#305;rmakta ve d&#305;&#351; finansman maliyetlerini y&#252;kseltmektedir. Par&#231;alanan ticaret sistemi ve b&#252;y&#252;yen cari dengesizlikler, k&#252;resel finansal istikrar&#305; daha k&#305;r&#305;lgan hale getirmektedir.</p><p>T&#252;m bu fakt&#246;rler bir araya geldi&#287;inde, 2026 y&#305;l&#305; finansal d&#252;nyas&#305; i&#231;in yeni bir savunma ve strateji yol haritas&#305; zorunlu hale gelmektedir.</p><h2>Stratejik &#214;ng&#246;r&#252;ler</h2><p>2026 y&#305;l&#305;ndaki yeni k&#305;r&#305;lganl&#305;k mimarisi, riskin art&#305;k tek bir merkezden de&#287;il, birbirini besleyen yap&#305;sal zay&#305;fl&#305;klar&#305;n e&#351; zamanl&#305; hareketinden do&#287;du&#287;unu g&#246;stermektedir. Bu &#231;er&#231;evede k&#252;resel finansal sistemin &#246;n&#252;ndeki be&#351; temel risk fakt&#246;r&#252; &#351;unlard&#305;r:</p><ol><li><p>S&#252;rd&#252;r&#252;lemez devlet bor&#231;lar&#305;: Faiz y&#252;k&#252; ve yeniden finansman riskinin b&#252;t&#231;eleri zorlamas&#305; ve mali manevra alan&#305;n&#305; daraltmas&#305;.</p></li><li><p>&#214;zel kredi ve banka d&#305;&#351;&#305; finansal kurum riskleri: &#350;effafl&#305;k ve likidite eksikli&#287;i nedeniyle banka d&#305;&#351;&#305; finansal alanlarda biriken sistemik k&#305;r&#305;lganl&#305;klar.</p></li><li><p>Jeopolitik ve enerji &#351;oklar&#305;: Sava&#351;lar&#305;n enflasyonu ve tahvil faizlerini yukar&#305; iterek finansal ko&#351;ullar&#305; kontrols&#252;z bi&#231;imde s&#305;k&#305;la&#351;t&#305;rmas&#305;.</p></li><li><p>Geli&#351;mekte olan piyasa bask&#305;s&#305;: Sermaye &#231;&#305;k&#305;&#351;lar&#305;, kur bask&#305;s&#305; ve d&#305;&#351; bor&#231; y&#252;k&#252;n&#252;n yaratt&#305;&#287;&#305; finansal stres.</p></li><li><p>Yap&#305;sal k&#252;resel dengesizlikler: Par&#231;alanan ticaret sistemi ve ABD-&#199;in eksenindeki cari dengesizliklerin finansal istikrar&#305; a&#351;&#305;nd&#305;rmas&#305;.</p></li></ol><p></p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Bugünü Anlamak İçin Son Yüzyıla Bakmak]]></title><description><![CDATA[&#304;ran Sava&#351;&#305;&#8217;yla birlikte d&#252;nya siyasetinde yeni bir d&#246;neme girildi&#287;i a&#231;&#305;k bi&#231;imde g&#246;r&#252;lmektedir.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/bugunu-anlamak-icin-son-yuzyla-bakmak</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/bugunu-anlamak-icin-son-yuzyla-bakmak</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Thu, 30 Apr 2026 11:19:01 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p></p><p>&#304;ran Sava&#351;&#305;&#8217;yla birlikte d&#252;nya siyasetinde yeni bir d&#246;neme girildi&#287;i a&#231;&#305;k bi&#231;imde g&#246;r&#252;lmektedir. 1990&#8217;lar&#305;n ba&#351;&#305;nda b&#252;y&#252;k bir &#246;zg&#252;venle ilan edilen &#8220;Yeni D&#252;nya D&#252;zeni&#8221; sona ermi&#351;; ancak onun yerine istikrarl&#305;, b&#252;t&#252;nl&#252;kl&#252; ve herkes taraf&#305;ndan kabul edilmi&#351; yeni bir d&#252;nya d&#252;zeni kurulamam&#305;&#351;t&#305;r. Bug&#252;n&#252;n d&#252;nyas&#305;, giderek derinle&#351;en bir d&#252;zensizlikle tan&#305;mlanmaktad&#305;r. Bu d&#252;zensizli&#287;i anlamak i&#231;in yaln&#305;zca g&#252;ncel geli&#351;melere bakmak yeterli de&#287;ildir. Bug&#252;n&#252; kavraman&#305;n yolu, 20. y&#252;zy&#305;l&#305;n ba&#351;&#305;ndan g&#252;n&#252;m&#252;ze uzanan b&#252;y&#252;k tarihsel d&#246;n&#252;&#351;&#252;mlerin hik&#226;yesini yeniden okumaktan ge&#231;er.</p><p>D&#252;nya siyasetinde gelecek belirsizle&#351;ti&#287;inde, ge&#231;mi&#351; yaln&#305;zca geride kalm&#305;&#351; olaylar&#305;n toplam&#305; olmaktan &#231;&#305;kar; bug&#252;n&#252;n &#231;at&#305;&#351;malar&#305;n&#305; anlaman&#305;n anahtar&#305; h&#226;line gelir. &#304;ran Sava&#351;&#305; da bu nedenle yaln&#305;zca b&#246;lgesel bir kriz olarak de&#287;il, uzun s&#252;redir &#231;&#246;z&#252;lmekte olan k&#252;resel d&#252;zenin yeni bir k&#305;r&#305;lma noktas&#305; olarak ele al&#305;nmal&#305;d&#305;r. Bu sava&#351;&#305;n anlam&#305;n&#305; kavrayabilmek i&#231;in 19. y&#252;zy&#305;l liberal d&#252;nya d&#252;zeninden &#304;ngiliz hegemonyas&#305;n&#305;n &#231;&#246;z&#252;l&#252;&#351;&#252;ne, Sovyetler Birli&#287;i&#8217;nin do&#287;u&#351;undan ABD merkezli sava&#351; sonras&#305; d&#252;zene, neoliberal k&#252;reselle&#351;meden 2008 krizine ve &#199;in&#8217;in y&#252;kseli&#351;ine kadar uzanan tarihsel &#231;izgiye bakmak gerekir.</p><p><strong>19. Y&#252;zy&#305;l Liberal D&#252;nya D&#252;zeni ve &#304;ngiliz Hegemonyas&#305;</strong></p><p>19. y&#252;zy&#305;lda &#351;ekillenen liberal d&#252;nya d&#252;zeni, &#231;o&#287;u zaman kesintisiz ve homojen bir serbest ticaret sistemi olarak ele al&#305;nsa da, ger&#231;ekte &#304;ngiliz hegemonyas&#305;n&#305;n farkl&#305; tarihsel evrelerinden olu&#351;an dinamik bir yap&#305; olarak anla&#351;&#305;lmal&#305;d&#305;r. 1810&#8217;lardan itibaren &#304;ngiltere&#8217;nin Sanayi Devrimi&#8217;nden kaynaklanan &#252;retim &#252;st&#252;nl&#252;&#287;&#252;, deniz ticareti &#252;zerindeki h&#226;kimiyeti, finansal kapasitesi ve d&#252;nya piyasalar&#305;na eri&#351;im g&#252;c&#252;, bu d&#252;zenin maddi temelini olu&#351;turdu. Bu d&#246;nemde liberalizm yaln&#305;zca bir siyasi ideoloji de&#287;il, &#304;ngiliz sanayi sermayesinin d&#252;nya &#246;l&#231;e&#287;inde geni&#351;lemesini m&#252;mk&#252;n k&#305;lan hegemonik bir d&#252;zenleme bi&#231;imiydi. &#304;ngiltere a&#231;&#305;s&#305;ndan serbest ticaret, evrensel bir ilke olarak sunulsa da, tarihsel olarak belirli bir g&#252;&#231; konumuna dayan&#305;yordu. &#304;ngiliz sanayisi rakiplerine g&#246;re daha geli&#351;mi&#351; oldu&#287;u i&#231;in, g&#252;mr&#252;k duvarlar&#305;n&#305;n kald&#305;r&#305;lmas&#305; ve piyasalar&#305;n a&#231;&#305;lmas&#305; &#304;ngiltere&#8217;nin &#231;&#305;kar&#305;na geliyordu. Bu nedenle 19. y&#252;zy&#305;l&#305;n erken d&#246;nem liberal d&#252;zeni, bi&#231;imsel olarak serbest ticaret ilkelerine dayan&#305;rken, &#246;z&#252;nde &#304;ngiliz &#252;retim, ticaret ve finans &#252;st&#252;nl&#252;&#287;&#252;n&#252;n kurumsalla&#351;m&#305;&#351; ifadesiydi.</p><p>Ancak bu d&#252;zen 19. y&#252;zy&#305;l boyunca ayn&#305; bi&#231;imde devam etmedi. 1870&#8217;lere gelindi&#287;inde Almanya, ABD ve Japonya gibi yeni g&#252;&#231;lerin y&#252;kseli&#351;i &#304;ngiliz &#252;st&#252;nl&#252;&#287;&#252;n&#252; a&#351;&#305;nd&#305;rmaya ba&#351;lad&#305;. Bu &#252;lkeler, &#304;ngiltere&#8217;nin daha &#246;nce ula&#351;t&#305;&#287;&#305; sanayi kapasitesine eri&#351;ebilmek i&#231;in korumac&#305;, merkantilist ve devlet destekli sanayile&#351;me politikalar&#305;na y&#246;neldiler. B&#246;ylece d&#252;nya ekonomisi, serbest ticaretin geni&#351;ledi&#287;i bir alan olmaktan &#231;ok, y&#252;kselen g&#252;&#231;lerin kendi sermaye birikimlerini g&#252;vence alt&#305;na almak i&#231;in rekabet etti&#287;i bir alana d&#246;n&#252;&#351;t&#252;.</p><p>Bu noktada &#304;ngiltere&#8217;nin konumu da de&#287;i&#351;ti. &#304;ngiltere liberal s&#246;yleme ba&#287;l&#305; kalmay&#305; s&#252;rd&#252;rse de, pratikte giderek emperyalist ve merkantilist ara&#231;lara ba&#351;vurdu. S&#246;m&#252;rge alanlar&#305;n&#305;n geni&#351;letilmesi, stratejik ticaret yollar&#305;n&#305;n denetimi, hammadde kaynaklar&#305;n&#305;n g&#252;vence alt&#305;na al&#305;nmas&#305; ve finansal n&#252;fuz b&#246;lgelerinin olu&#351;turulmas&#305; &#304;ngiliz politikas&#305;n&#305;n temel unsurlar&#305; h&#226;line geldi. Dolay&#305;s&#305;yla 1870&#8217;lerden sonra &#304;ngiltere&#8217;nin kurmu&#351; oldu&#287;u d&#252;zen, ders kitaplar&#305;nda anlat&#305;lan liberal bir serbest ticaret d&#252;zeni olmaktan &#231;ok emperyalist bir d&#252;nya ekonomisiydi.</p><p>Ayn&#305; d&#246;nemde d&#252;nya ekonomisinde yeni bir sanayi paradigmas&#305; ortaya &#231;&#305;kt&#305;. &#199;elik, kimya, elektrik, makine, demiryolu, gemicilik ve daha sonra petrol gibi sekt&#246;rler sermaye birikiminin yeni motorlar&#305; h&#226;line geldi. Bu sekt&#246;rler, &#246;nceki sanayi dallar&#305;na k&#305;yasla daha y&#252;ksek sabit sermaye yat&#305;r&#305;mlar&#305;, b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;ekli &#252;retim yap&#305;lar&#305;, yo&#287;un teknoloji kullan&#305;m&#305; ve g&#252;&#231;l&#252; devlet deste&#287;i gerektiriyordu. Bu nedenle, yeni sanayi paradigmas&#305;; devletin daha etkin rol &#252;stlenmesini, finans sermayesinin b&#252;y&#252;mesini, asker&#238; kapasitenin art&#305;r&#305;lmas&#305;n&#305; ve emperyalist yay&#305;lma politikalar&#305;n&#305; ayn&#305; anda i&#231;eren bir dinamik ortaya &#231;&#305;kard&#305;.</p><p>Bu d&#246;n&#252;&#351;&#252;m, d&#252;nya piyasas&#305;n&#305;n niteli&#287;ini de de&#287;i&#351;tirdi. Bu a&#351;amada rekabet yaln&#305;zca ucuz mal &#252;retmek ya da ticaret hacmini art&#305;rmak &#252;zerinden de&#287;il; stratejik hammaddelere eri&#351;im, yat&#305;r&#305;m alanlar&#305;n&#305; denetleme, sanayi kapasitesini koruma, finansal a&#287;lar&#305; kontrol etme ve asker&#238; &#252;st&#252;nl&#252;k kurma &#252;zerinden y&#252;r&#252;yordu. B&#246;ylece d&#252;nya ekonomisi, liberal bir piyasa olmaktan &#231;ok, emperyalist g&#252;&#231;lerin payla&#351;&#305;m sava&#351;&#305;na sahne olan  bir iktidar ili&#351;kileri alan&#305;na d&#246;n&#252;&#351;t&#252;.</p><p>Bu ba&#287;lamda Birinci D&#252;nya Sava&#351;&#305;&#8217;na giden s&#252;re&#231;, liberal d&#252;nya d&#252;zeninin do&#287;al bir krizi olarak de&#287;il, 1870&#8217;lerden itibaren belirginle&#351;en emperyalist rekabetin yo&#287;unla&#351;mas&#305; olarak okunmal&#305;d&#305;r. Serbest ticaret bu d&#246;nemde fiilen &#231;&#246;z&#252;lm&#252;&#351;; yerine korumac&#305;l&#305;k, s&#246;m&#252;rgecilik, finansal n&#252;fuz alanlar&#305; ve devlet destekli sanayi rekabeti ge&#231;mi&#351;tir. Bu nedenle 1910-1940 aras&#305;nda &#231;&#246;ken &#351;ey, &#304;ngiliz liberal d&#252;nya d&#252;zeni de&#287;ildir. &#199;&#246;ken &#351;ey, &#304;ngiltere&#8217;nin kurmu&#351; oldu&#287;u fakat &#231;oktan liberal niteli&#287;ini yitirmi&#351; olan a&#231;&#305;k emperyalist bir k&#252;resel d&#252;zendir.</p><p><strong>Sovyetler Birli&#287;i&#8217;nin Do&#287;u&#351;u ve &#304;ki Sava&#351; Aras&#305; Kriz</strong></p><p>Bu tarihsel k&#305;r&#305;lman&#305;n en &#246;nemli sonu&#231;lar&#305;ndan biri 1917 Rus Devrimi ve Sovyetler Birli&#287;i&#8217;nin ortaya &#231;&#305;k&#305;&#351;&#305;d&#305;r. Sovyetler Birli&#287;i yaln&#305;zca yeni bir devlet olarak de&#287;il, kapitalist d&#252;nya ekonomisine kar&#351;&#305; alternatif bir kalk&#305;nma ve modernle&#351;me modeli olarak sahneye &#231;&#305;kt&#305;. Planl&#305; ekonomi, devlet m&#252;lkiyeti, h&#305;zl&#305; sanayile&#351;me, tar&#305;msal d&#246;n&#252;&#351;&#252;m ve d&#305;&#351; piyasalara ba&#287;&#305;ml&#305;l&#305;&#287;&#305; s&#305;n&#305;rlama hedefi, Sovyet modelini liberal-kapitalist d&#252;nya d&#252;zeninden ay&#305;rd&#305;.</p><p>Sovyetler Birli&#287;i&#8217;nin ortaya &#231;&#305;k&#305;&#351;&#305;, &#304;ngiliz merkezli emperyalist d&#252;zenin krizinin yaln&#305;zca b&#252;y&#252;k g&#252;&#231;ler aras&#305;ndaki rekabeti derinle&#351;tirmedi&#287;ini; ayn&#305; zamanda kapitalizmin kar&#351;&#305;s&#305;na sistemik bir alternatif &#231;&#305;kard&#305;&#287;&#305;n&#305; da g&#246;sterdi. &#304;ki sava&#351; aras&#305; d&#246;nem bu a&#231;&#305;dan &#231;ok katmanl&#305; bir kriz d&#246;nemiydi. Bir yanda &#304;ngiliz hegemonyas&#305; &#231;&#246;z&#252;l&#252;yor, di&#287;er yanda Almanya, Japonya ve ABD gibi g&#252;&#231;ler d&#252;nya piyasas&#305;nda yeni konumlar elde etmeye &#231;al&#305;&#351;&#305;yordu. Ayn&#305; s&#252;re&#231;te Sovyetler Birli&#287;i, kapitalist d&#252;nya sisteminin d&#305;&#351;&#305;nda alternatif bir sanayile&#351;me ve kalk&#305;nma yolu kuruyordu.</p><p><strong>&#304;kinci D&#252;nya Sava&#351;&#305; Sonras&#305; ABD Merkezli D&#252;zen</strong></p><p>&#304;kinci D&#252;nya Sava&#351;&#305; sonras&#305;nda temel soru, uluslararas&#305; d&#252;zenin yeniden liberal bir ideoloji temelinde kurulup kurulamayaca&#287;&#305;yd&#305;. Bu kez bu g&#246;revi &#304;ngiltere de&#287;il, yeni hegemonik g&#252;&#231; konumuna y&#252;kselen ABD &#252;stlendi. ABD&#8217;nin &#252;retim kapasitesi, finansal &#252;st&#252;nl&#252;&#287;&#252;, asker&#238; g&#252;c&#252; ve dolar merkezli para sistemi, sava&#351; sonras&#305; liberal d&#252;nya d&#252;zeninin temel dayanaklar&#305;n&#305; olu&#351;turdu. </p><p>Ancak sava&#351; sonras&#305; d&#252;zen, siyaset felsefesinde anlat&#305;lan t&#252;rden ideal bir liberal d&#252;nya d&#252;zeni de&#287;ildir. Fiil&#238; d&#252;zen So&#287;uk Sava&#351; ko&#351;ullar&#305;nda kuruldu. Sovyetler Birli&#287;i&#8217;nin varl&#305;&#287;&#305;, ABD &#246;nc&#252;l&#252;&#287;&#252;ndeki kapitalist blokun s&#305;n&#305;rlar&#305;n&#305; ve bi&#231;imini do&#287;rudan etkiledi. ABD liberal d&#252;nya d&#252;zenini kurarken yaln&#305;zca serbest ticareti ve kapitalist piyasalar&#305; geni&#351;letmeyi de&#287;il, ayn&#305; zamanda Sovyet etkisini s&#305;n&#305;rlamay&#305; da hedefledi. Bu nedenle sava&#351; sonras&#305; liberal d&#252;zen, &#246;z&#252;nde jeopolitik bir g&#252;venlik d&#252;zeniydi.</p><p>Bu durum &#246;zellikle &#231;evre ve yar&#305;-&#231;evre &#252;lkeler a&#231;&#305;s&#305;ndan &#246;nemlidir. Asya, Afrika ve Latin Amerika&#8217;da s&#246;m&#252;rgecili&#287;in son bulmas&#305;yla ortaya &#231;&#305;kan yeni devletler, kalk&#305;nma sorununu yaln&#305;zca piyasa mekanizmalar&#305;yla &#231;&#246;zmeye &#231;al&#305;&#351;mad&#305;. Bir&#231;ok &#252;lke ithal ikameci sanayile&#351;me, devlet&#231;ilik, planlama, kamu yat&#305;r&#305;mlar&#305; ve korumac&#305; politikalarla sanayile&#351;meye y&#246;neldi. Bu e&#287;ilimde Sovyet modelinin varl&#305;&#287;&#305;, ulusal kurtulu&#351; hareketleri ve So&#287;uk Sava&#351; rekabeti belirleyici oldu. B&#246;ylece sava&#351; sonras&#305; d&#246;nem,  kalk&#305;nmac&#305; devletin ve planlamac&#305; politikalar&#305;n da y&#252;kseldi&#287;i bir d&#246;nemdi.</p><p>Bu &#246;zg&#252;n ko&#351;ular&#305;n do&#287;rudan bir sonucu olarak, 1945 sonras&#305; ABD &#246;nc&#252;l&#252;&#287;&#252;ndeki d&#252;zen, liberal ilkeler ile devlet m&#252;dahalesi aras&#305;nda kurulan &#246;zel bir tarihsel uzla&#351;maya dayan&#305;yordu. Bat&#305; Avrupa&#8217;da refah devleti, tam istihdam politikalar&#305;, sosyal g&#252;venlik mekanizmalar&#305; ve Keynesyen iktisat politikalar&#305; bu uzla&#351;man&#305;n par&#231;alar&#305;yd&#305;. ABD, Sovyet alternatifinin varl&#305;&#287;&#305; kar&#351;&#305;s&#305;nda kapitalizmi daha istikrarl&#305;, daha kapsay&#305;c&#305; ve toplumsal olarak daha kabul edilebilir bir bi&#231;imde &#246;rg&#252;tlemek zorundayd&#305;. Ba&#351;ka bir deyi&#351;le, sava&#351; sonras&#305; liberal d&#252;zen 19. y&#252;zy&#305;l liberalizminden farkl&#305; olarak sosyal devlet, kalk&#305;nmac&#305;l&#305;k ve d&#252;zenlenmi&#351; liberal kapitalizm unsurlar&#305;n&#305; i&#231;eriyordu.</p><p><strong>1970&#8217;ler Krizi ve Neoliberal D&#246;n&#252;&#351;&#252;m</strong></p><p>Sava&#351; sonras&#305; d&#252;zen 1970&#8217;lerde ciddi krizlerle kar&#351;&#305;la&#351;t&#305;. K&#226;r oranlar&#305; &#252;zerindeki bask&#305;, petrol krizleri, alt&#305;n-dolar de&#287;i&#351;im sisteminin &#231;&#246;kmesi, sanayi rekabetinin artmas&#305; ve ABD&#8217;nin &#252;retim &#252;st&#252;nl&#252;&#287;&#252;n&#252;n a&#351;&#305;nmas&#305; bu d&#252;zenin &#231;atlamas&#305;na yol a&#231;t&#305;. Ayn&#305; d&#246;nemde Sovyetler Birli&#287;i de kendi i&#231; ekonomik sorunlar&#305;yla kar&#351;&#305; kar&#351;&#305;ya kald&#305;. Planl&#305; ekonominin b&#252;y&#252;me kapasitesi zay&#305;fl&#305;yor, teknolojik yenilenme sorunlar&#305; belirginle&#351;iyor ve sosyalist blok k&#252;resel rekabette zorlan&#305;yordu.</p><p>1970&#8217;ler bu nedenle hem ABD merkezli liberal-kapitalist d&#252;zenin hem de Sovyet merkezli planl&#305; sosyalist d&#252;zenin kriz belirtileri g&#246;sterdi&#287;i bir d&#246;nemdi. Ancak bu iki krize verilen yan&#305;tlar farkl&#305; oldu. ABD ve Bat&#305; kapitalizmi, krize neoliberal yeniden yap&#305;lanma ile kar&#351;&#305;l&#305;k verdi. Sermaye hareketlerinin serbestle&#351;tirilmesi, finansal piyasalar&#305;n g&#252;&#231;lendirilmesi, sendikal g&#252;c&#252;n k&#305;r&#305;lmas&#305;, &#246;zelle&#351;tirme, kamu harcamalar&#305;n&#305;n s&#305;n&#305;rland&#305;r&#305;lmas&#305; ve k&#252;resel &#252;retim zincirlerinin yeniden &#246;rg&#252;tlenmesi bu yan&#305;t&#305;n temel unsurlar&#305;yd&#305;.</p><p>1980&#8217;lerden itibaren neoliberalizm, ABD &#246;nc&#252;l&#252;&#287;&#252;nde k&#252;resel &#246;l&#231;ekte kurumsalla&#351;t&#305;. Neoliberalizm devletin ekonomiden &#231;ekilmesi ya da piyasalar&#305;n serbestle&#351;mesi anlam&#305;na gelmiyordu. Daha derin anlamda, ABD merkezli sermayenin k&#252;resel &#246;l&#231;ekte yeniden yap&#305;land&#305;r&#305;lmas&#305;yd&#305;. Finansal serbestle&#351;me, sermaye hareketlerinin &#246;n&#252;ndeki engellerin kald&#305;r&#305;lmas&#305;, &#246;zelle&#351;tirme, ticaretin serbestle&#351;tirilmesi ve &#252;retimin k&#252;resel de&#287;er zincirleri i&#231;inde yeniden &#246;rg&#252;tlenmesi bu d&#246;nemin temel &#246;zellikleri oldu.</p><p>Bu s&#252;re&#231;, 1870 sonras&#305; &#304;ngiltere&#8217;de g&#246;r&#252;len d&#246;n&#252;&#351;&#252;mle belirgin benzerlikler sergiler. &#304;ngiltere&#8217;de oldu&#287;u gibi ABD&#8217;de de sanayinin g&#246;reli a&#287;&#305;rl&#305;&#287;&#305; azal&#305;rken finans ve ticaret, sermaye birikiminin merkezine yerle&#351;ti. Amerikan ekonomisi giderek daha fazla finans, dolar sistemi, teknoloji, fikr&#238; m&#252;lkiyet, k&#252;resel &#351;irket a&#287;lar&#305; ve uluslararas&#305; yat&#305;r&#305;m ak&#305;mlar&#305; &#252;zerinden &#246;rg&#252;tlendi. Sanayi &#252;retiminin &#246;nemli bir b&#246;l&#252;m&#252; ise &#199;in&#8217;e ve Asya&#8217;n&#305;n di&#287;er &#252;retim merkezlerine kayd&#305;.</p><p>Sovyetler Birli&#287;i&#8217;nin 1991&#8217;de da&#287;&#305;lmas&#305;, neoliberal k&#252;reselle&#351;menin &#246;n&#252;ndeki en &#246;nemli sistemik alternatifin ortadan kalkmas&#305; anlam&#305;na geldi. Bu geli&#351;me, ABD &#246;nc&#252;l&#252;&#287;&#252;ndeki d&#252;zenin kendisini evrensel ve alternatifsiz bir liberal d&#252;zen olarak sunmas&#305;n&#305; kolayla&#351;t&#305;rd&#305;. 1990&#8217;larda k&#252;reselle&#351;me s&#246;ylemi, liberal demokrasinin, serbest piyasan&#305;n ve sermaye hareketlerinin d&#252;nya &#231;ap&#305;nda yay&#305;lmas&#305;n&#305; tarihsel bir zorunluluk gibi g&#246;sterdi. Ancak bu d&#246;nem de tarafs&#305;z bir liberal evrenselle&#351;me de&#287;il, &#304;ngiltere vakas&#305;nda oldu&#287;u gibi, ABD merkezli emperyalist bir k&#252;reselle&#351;me bi&#231;imiydi.</p><p><strong>2008 Krizi ve Neoliberal D&#252;zenin S&#305;n&#305;rlar&#305;</strong></p><p>2008 k&#252;resel finans krizi, ABD &#246;nc&#252;l&#252;&#287;&#252;ndeki neoliberal yani son emperyalist d&#252;nya d&#252;zeninin tarihsel s&#305;n&#305;rlar&#305;n&#305; g&#246;r&#252;n&#252;r h&#226;le getiren temel k&#305;r&#305;lma noktalar&#305;ndan biridir. Bu kriz yaln&#305;zca finansal piyasalardaki reg&#252;lasyon bo&#351;luklar&#305;ndan do&#287;mu&#351; bir &#231;&#246;k&#252;&#351; de&#287;il, 1980&#8217;lerden itibaren kurulan sermaye birikim rejiminin yap&#305;sal kriziydi. Finansalla&#351;ma, bor&#231;lanma, varl&#305;k fiyatlar&#305; &#252;zerinden b&#252;y&#252;me, &#252;retimin k&#252;resel &#246;l&#231;ekte par&#231;alanmas&#305; ve sermaye hareketlerinin serbestle&#351;mesi &#252;zerine kurulan model, 2008&#8217;de kendi i&#231; &#231;eli&#351;kileriyle kar&#351;&#305; kar&#351;&#305;ya geldi.</p><p>2008 krizi bir yandan bu &#231;eli&#351;kileri g&#246;r&#252;n&#252;r k&#305;larken, di&#287;er yandan d&#252;nya ekonomisinin a&#287;&#305;rl&#305;k merkezindeki de&#287;i&#351;imi de h&#305;zland&#305;rd&#305;. ABD ve Bat&#305; ekonomileri finansal &#231;&#246;k&#252;&#351;&#252;n etkilerini y&#246;netmeye &#231;al&#305;&#351;&#305;rken, &#199;in &#252;retim kapasitesi, devlet destekli sanayile&#351;me stratejisi ve k&#252;resel ticaret a&#287;lar&#305;ndaki a&#287;&#305;rl&#305;&#287;&#305;yla daha belirgin bir g&#252;&#231; h&#226;line geliyordu. B&#246;ylece neoliberal k&#252;reselle&#351;menin ABD merkezli yap&#305;s&#305;, kendi i&#231;inden yeni bir jeoekonomik rekabet dinami&#287;i &#252;retmi&#351; oldu.</p><p>Bu nedenle 2008 sonras&#305; d&#246;nem yaln&#305;zca neoliberalizmin krizi olarak de&#287;il, ABD hegemonyas&#305;n&#305;n s&#305;n&#305;rlar&#305;n&#305;n a&#231;&#305;&#287;a &#231;&#305;kt&#305;&#287;&#305; tarihsel bir e&#351;ik olarak de&#287;erlendirilmelidir. Kriz, k&#252;resel kapitalizmin merkezinde finansalla&#351;maya dayal&#305; b&#252;y&#252;me modelinin s&#252;rd&#252;r&#252;lemezli&#287;ini g&#246;sterirken, ayn&#305; zamanda d&#252;nya ekonomisinin a&#287;&#305;rl&#305;k merkezinin de&#287;i&#351;meye ba&#351;lad&#305;&#287;&#305;n&#305; da ortaya koydu.</p><p><strong>&#199;in&#8217;in Y&#252;kseli&#351;i ve K&#252;reselle&#351;menin Tersine D&#246;n&#252;&#351;&#252;</strong></p><p>2008 sonras&#305;nda d&#252;nya ekonomisinde belirginle&#351;en en &#246;nemli geli&#351;melerden biri &#199;in&#8217;in y&#252;kseli&#351;inin g&#246;r&#252;lmedik &#246;l&#231;&#252;de h&#305;zlanmas&#305;d&#305;r. &#199;in, neoliberal k&#252;reselle&#351;menin sundu&#287;u &#252;retim a&#287;lar&#305;na zaten bir &#246;nceki d&#246;nemde eklemlenmi&#351;ti. 2008 sonras&#305;nda g&#252;&#231;l&#252; devlet kapasitesi, uzun vadeli sanayi politikalar&#305; ve teknolojiye dayal&#305; kalk&#305;nma stratejisiyle bu a&#287;lar&#305;n pasif bir par&#231;as&#305; olmaktan &#231;&#305;kt&#305;. K&#252;resel &#252;retimin &#246;nemli bir b&#246;l&#252;m&#252;n&#252; &#252;stlenen &#199;in, y&#252;ksek teknoloji, altyap&#305;, finansman ve ticaret a&#287;lar&#305; &#252;zerinden k&#252;resel g&#252;&#231; iddias&#305; ta&#351;&#305;yan bir akt&#246;r h&#226;line geldi.</p><p>Bu geli&#351;me ABD a&#231;&#305;s&#305;ndan yap&#305;sal bir &#231;eli&#351;ki yaratt&#305;. Neoliberal k&#252;reselle&#351;me, Amerikan &#351;irketlerinin maliyetleri d&#252;&#351;&#252;rmesini ve k&#226;r oranlar&#305;n&#305; y&#252;kseltmesini sa&#287;larken, ayn&#305; zamanda &#199;in&#8217;in &#252;retim kapasitesini b&#252;y&#252;tm&#252;&#351;t&#252;. ABD, k&#252;reselle&#351;me arac&#305;l&#305;&#287;&#305;yla kendi hegemonyas&#305;n&#305; yeniden &#252;retmeye &#231;al&#305;&#351;&#305;rken, bu s&#252;recin i&#231;inden kendisine rakip olabilecek yeni bir g&#252;&#231; do&#287;urmu&#351; oldu. Bu nedenle &#199;in&#8217;in y&#252;kseli&#351;i yaln&#305;zca ekonomik bir ba&#351;ar&#305; hik&#226;yesi de&#287;il, son emperyalist d&#252;nya d&#252;zeninin kendi i&#231; &#231;eli&#351;kilerinden do&#287;an tarihsel bir sonu&#231;tur.</p><p>2010&#8217;lardan itibaren ABD&#8217;nin &#199;in&#8217;e y&#246;nelik tutumu giderek de&#287;i&#351;ti. Daha &#246;nce k&#252;resel ekonomiye entegrasyonu desteklenen &#199;in, bu a&#351;amadan sonra stratejik rakip olarak g&#246;r&#252;lmeye ba&#351;land&#305;. Ticaret sava&#351;lar&#305;, teknoloji ambargolar&#305;, tedarik zincirlerinin yeniden d&#252;zenlenmesi ve asker&#238;-stratejik &#231;evreleme politikalar&#305; bu d&#246;n&#252;&#351;&#252;m&#252;n temel ara&#231;lar&#305; haline geldi. B&#246;ylece neoliberal k&#252;reselle&#351;menin serbest ticaret s&#246;ylemi yerini giderek g&#252;venlik, korumac&#305;l&#305;k ve jeoekonomik rekabet diline b&#305;rakt&#305;.</p><p>Bu s&#252;re&#231;, k&#252;reselle&#351;menin b&#252;t&#252;n&#252;yle sona erdi&#287;i anlam&#305;na gelmez. Ancak 1990&#8217;larda vaat edilen s&#305;n&#305;rs&#305;z ve uyumlu k&#252;reselle&#351;me fikrinin &#231;&#246;kt&#252;&#287;&#252; a&#231;&#305;kt&#305;r. Bug&#252;n d&#252;nya ekonomisi bloklara ayr&#305;larak par&#231;alanm&#305;&#351;, y&#305;k&#305;c&#305; rekabet ortam&#305;na s&#252;r&#252;klenmi&#351; ve g&#252;venlik hedefini &#246;nceleyen politikalar&#305;n &#351;ekillendirdi&#287;i bir sisteme d&#246;n&#252;&#351;m&#252;&#351;t&#252;r. K&#252;resel piyasa jeopolitik risklere ve stratejik ba&#287;&#305;ml&#305;l&#305;klara g&#246;re yeniden yap&#305;land&#305;r&#305;lmaktad&#305;r.</p><p><strong>Yeni Korumac&#305;l&#305;k, Sanayi Politikalar&#305; ve Devletin Geri D&#246;n&#252;&#351;&#252;</strong></p><p>2008 sonras&#305; d&#246;nemin en dikkat &#231;ekici &#246;zelliklerinden biri, devletin ekonomide yeniden merkez&#238; bir akt&#246;r h&#226;line gelmesidir. 1980&#8217;lerden itibaren neoliberal s&#246;ylem, devletin ekonomiden &#231;ekilmesini ve piyasalar&#305;n kendi i&#351;leyi&#351;ine b&#305;rak&#305;lmas&#305;n&#305; savunuyordu. Oysa krizler, salg&#305;nlar, sava&#351;lar ve tedarik zinciri k&#305;r&#305;lmalar&#305;, devlet m&#252;dahalesinin vazge&#231;ilmez oldu&#287;unu yeniden g&#246;sterdi.</p><p>Son y&#305;llarda, ABD ve Avrupa Birli&#287;i ba&#351;ta olmak &#252;zere bir&#231;ok merkez &#252;lke, stratejik sekt&#246;rlerde sanayi politikalar&#305;na geri d&#246;nd&#252;. Yar&#305; iletkenler, enerji teknolojileri, savunma sanayisi, yapay zek&#226;, ila&#231;, kritik mineraller ve ye&#351;il d&#246;n&#252;&#351;&#252;m gibi alanlar art&#305;k yaln&#305;zca piyasa rekabetine b&#305;rak&#305;lm&#305;yor. Devlet te&#351;vikleri, korumac&#305; &#246;nlemler, yerli &#252;retim programlar&#305; ve g&#252;venlik temelli ticaret politikalar&#305; giderek yayg&#305;nla&#351;t&#305;.</p><p>Bu d&#246;n&#252;&#351;&#252;m, liberal d&#252;nya d&#252;zeninin temel dayanaklar&#305; say&#305;lan serbest piyasa ve serbest ticaret ilkelerinin, hegemonik g&#252;&#231;ler taraf&#305;ndan ancak kendi &#231;&#305;karlar&#305;yla uyumlu olduklar&#305; s&#252;rece savunuldu&#287;unu a&#231;&#305;k bi&#231;imde ortaya koymaktad&#305;r. G&#252;&#231; dengeleri de&#287;i&#351;ti&#287;inde ise ayn&#305; akt&#246;rler korumac&#305;l&#305;&#287;a, sanayi politikalar&#305;na ve stratejik devlet m&#252;dahalesine y&#246;nelmektedir. B&#246;ylece liberal s&#246;ylem ile hegemonik &#231;&#305;karlar aras&#305;ndaki tarihsel gerilimin bug&#252;n de b&#252;t&#252;n canl&#305;l&#305;&#287;&#305;yla s&#252;rd&#252;&#287;&#252; g&#246;r&#252;lmektedir.Yeni korumac&#305;l&#305;k yaln&#305;zca ekonomik bir tercih de&#287;ildir; ayn&#305; zamanda jeopolitik bir stratejidir. Devletler, kritik teknolojilerde d&#305;&#351;a ba&#287;&#305;ml&#305;l&#305;&#287;&#305; azaltmaya, enerji g&#252;venli&#287;ini sa&#287;lamaya, savunma kapasitesini art&#305;rmaya ve tedarik zincirlerini g&#252;vence alt&#305;na almaya &#231;al&#305;&#351;maktad&#305;r. B&#246;ylece ekonomi ile g&#252;venlik aras&#305;ndaki s&#305;n&#305;rlar giderek belirsizle&#351;mektedir.</p><p>Bir kez daha vurgulamak gerekir ki b&#252;t&#252;n bu geli&#351;meler, 19. y&#252;zy&#305;l&#305;n sonundaki b&#252;y&#252;k d&#246;n&#252;&#351;&#252;m&#252; hat&#305;rlatmaktad&#305;r. O d&#246;nemde de yeni sanayi g&#252;&#231;lerinin y&#252;kseli&#351;i serbest ticaret d&#252;zenini a&#351;&#305;nd&#305;rm&#305;&#351;; d&#252;nya ekonomisini korumac&#305;, merkantilist ve emperyalist rekabetin belirledi&#287;i bir alana d&#246;n&#252;&#351;t&#252;rm&#252;&#351;t&#252;. Bug&#252;n de benzer bi&#231;imde, ABD merkezli neoliberal k&#252;reselle&#351;menin ger&#231;ek niteli&#287;i a&#231;&#305;&#287;a &#231;&#305;km&#305;&#351;t&#305;r. ABD&#8217;nin &#8220;tek kutuplu liberal d&#252;nya d&#252;zeni&#8221; ad&#305; alt&#305;nda dayatt&#305;&#287;&#305; emperyalist d&#252;zen, s&#252;rd&#252;r&#252;lebilirli&#287;inin s&#305;n&#305;rlar&#305;na dayanm&#305;&#351;t&#305;r.</p><p><strong>Jeopolitik K&#305;r&#305;lmalar ve D&#252;zenin &#199;&#246;k&#252;&#351;&#252;</strong></p><p>Bu ba&#287;lamda d&#252;&#351;&#252;n&#252;ld&#252;&#287;&#252;nde, 2008 sonras&#305;nda ekonomik krizle ba&#351;layan sars&#305;nt&#305;n&#305;n k&#305;sa s&#252;rede jeopolitik alana yay&#305;lmas&#305; &#351;a&#351;&#305;rt&#305;c&#305; de&#287;ildir. ABD hegemonyas&#305;n&#305;n s&#305;n&#305;rlar&#305;n&#305;n g&#246;r&#252;n&#252;r h&#226;le gelmesi, &#199;in&#8217;in y&#252;kseli&#351;i, Rusya&#8217;n&#305;n yeniden g&#252;&#231; siyasetine y&#246;nelmesi, Avrupa&#8217;n&#305;n stratejik ba&#287;&#305;ml&#305;l&#305;klar&#305; ve Ortado&#287;u&#8217;daki istikrars&#305;zl&#305;klar, ABD emperyalizminin maliyetlerini d&#252;nyan&#305;n geri kalan&#305; a&#231;&#305;s&#305;ndan giderek daha katlan&#305;lmaz h&#226;le getirmi&#351;tir.</p><p>Bu d&#246;nemde sava&#351;lar ve krizler istisnai olaylar olmaktan &#231;&#305;karak d&#252;zenin i&#351;leyi&#351; bi&#231;iminin bir par&#231;as&#305; h&#226;line gelmi&#351;tir. Ukrayna Sava&#351;&#305;, ABD-&#199;in rekabeti, enerji krizleri, tedarik zincirlerindeki k&#305;r&#305;lmalar ve Ortado&#287;u&#8217;daki &#231;at&#305;&#351;malar, k&#252;resel sistemin art&#305;k tek merkezli bir istikrar &#252;retemedi&#287;ini g&#246;stermektedir. Devletler aras&#305; rekabet giderek do&#287;rudan, sert ve &#231;ok boyutlu bir nitelik kazanmaktad&#305;r.</p><p>Bug&#252;n kar&#351;&#305; kar&#351;&#305;ya oldu&#287;umuz durum basit bir ge&#231;i&#351; krizi de&#287;ildir. ABD hegemonyas&#305; sona ermi&#351;tir; fakat onun yerine yeni ve istikrarl&#305; bir d&#252;nya d&#252;zeni kurulamamaktad&#305;r. ABD h&#226;l&#226; d&#252;nya ekonomisi, finans sistemi, teknoloji ve asker&#238; g&#252;&#231; a&#231;&#305;s&#305;ndan &#246;nemli a&#287;&#305;rl&#305;&#287;a sahip bir akt&#246;rd&#252;r. Ancak art&#305;k d&#252;nyay&#305; tek ba&#351;&#305;na d&#252;zenleme kapasitesine sahip de&#287;ildir. &#199;in d&#252;nyan&#305;n en b&#252;y&#252;k sanayi g&#252;c&#252; konumuna gelmi&#351;tir; fakat hen&#252;z k&#252;resel sistemi tek ba&#351;&#305;na kurabilecek hegemonik bir kapasiteye ula&#351;m&#305;&#351; de&#287;ildir. Avrupa stratejik &#246;zerklik aray&#305;&#351;&#305;ndad&#305;r. Rusya ise asker&#238; g&#252;&#231; &#252;zerinden d&#252;zenin s&#305;n&#305;rlar&#305;n&#305; zorlamaktad&#305;r.</p><p><strong>Sonu&#231; Yerine: &#304;ran Sava&#351;&#305; ve Hegemonya Krizi</strong></p><p>G&#252;n&#252;m&#252;z d&#252;nyas&#305;, hegemonik bir ge&#231;i&#351; d&#246;neminden &#231;ok, hegemonya &#231;&#246;k&#252;&#351;&#252;n&#252;n &#252;retti&#287;i krizin belirledi&#287;i bir d&#252;zensizlik evresidir. G&#252;&#231; merkezleri &#231;o&#287;almakta; ancak bu &#231;o&#287;alma istikrarl&#305; bir &#231;ok kutupluluk &#252;retmemektedir. Aksine, ekonomik ba&#287;&#305;ml&#305;l&#305;klar&#305;n s&#252;rd&#252;&#287;&#252; ama siyasal g&#252;venin azald&#305;&#287;&#305;; ticaretin devam etti&#287;i ama stratejik rekabetin sertle&#351;ti&#287;i &#231;eli&#351;kili bir d&#252;nya ortaya &#231;&#305;km&#305;&#351;t&#305;r.</p><p>&#304;ran Sava&#351;&#305;, bu d&#252;zensizlik d&#246;neminin temel &#246;zelliklerinin a&#231;&#305;&#287;a &#231;&#305;kt&#305;&#287;&#305; en &#231;arp&#305;c&#305; tarihsel anlardan biridir. Sava&#351;, emperyalistler aras&#305; rekabet alan&#305;na d&#246;n&#252;&#351;en k&#252;resel ortam&#305;n yeni bir k&#305;r&#305;lma noktas&#305; olarak kar&#351;&#305;m&#305;zda durmaktad&#305;r. &#214;nemi de mevcut d&#252;zensizli&#287;i daha g&#246;r&#252;n&#252;r k&#305;lmas&#305;ndan kaynaklanmaktad&#305;r. ABD b&#246;lgedeki etkisini giderek kaybederken; &#199;in, enerji g&#252;venli&#287;i ve ticaret ba&#287;lant&#305;lar&#305; nedeniyle b&#246;lgenin sava&#351; sonras&#305; yeniden in&#351;as&#305;nda s&#246;z sahibi olmaya aday g&#246;r&#252;nmektedir. Rusya ise AB&#8217;nin d&#305;&#351;lay&#305;c&#305; politikalar&#305; nedeniyle Ortado&#287;u&#8217;daki denge aray&#305;&#351;lar&#305;n&#305; kendi Avrasya stratejisinin bir par&#231;as&#305; h&#226;line getirmi&#351;tir. Ba&#351;ta T&#252;rkiye ve &#304;ran olmak &#252;zere b&#246;lgesel akt&#246;rler de art&#305;k yaln&#305;zca b&#252;y&#252;k g&#252;&#231;lerin uzant&#305;s&#305; olarak hareket etmemekte; kendi &#246;zerk manevra alanlar&#305;n&#305; geni&#351;letmeye &#231;al&#305;&#351;maktad&#305;r.</p><p>Dolay&#305;s&#305;yla &#304;ran Sava&#351;&#305;, 1990&#8217;lar&#305;n liberal iyimserli&#287;inin tamamen geride kald&#305;&#287;&#305;n&#305; g&#246;steren yeni bir e&#351;iktir. Bu nedenle, &#8220;&#351;airin dedi&#287;i gibi&#8221;, bu bir &#8220;cesur yeni d&#252;nya&#8221;d&#305;r; fakat ayn&#305; zamanda &#231;ok ama &#231;ok tehlikeli bir d&#252;nyad&#305;r.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Yöneticiler Neden John Stuart Mill Okumalıdır?]]></title><description><![CDATA[Ahlak felsefesinde &#246;ne &#231;&#305;kan iki b&#252;y&#252;k yakla&#351;&#305;m vard&#305;r: ilkeselcilik ve sonu&#231;&#231;uluk.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/yoneticiler-neden-john-stuart-mill</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/yoneticiler-neden-john-stuart-mill</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Thu, 09 Apr 2026 04:09:31 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p>Ahlak felsefesinde &#246;ne &#231;&#305;kan iki b&#252;y&#252;k yakla&#351;&#305;m vard&#305;r: ilkeselcilik ve sonu&#231;&#231;uluk. &#304;lkeselcili&#287;in en &#246;nemli temsilcisi Kant&#8217;t&#305;r. Kant&#8217;&#305; bir &#246;nceki yaz&#305;m&#305;zda ele alm&#305;&#351;, y&#246;neticiler a&#231;&#305;s&#305;ndan neden &#246;nemli oldu&#287;unu daha ayr&#305;nt&#305;l&#305; bi&#231;imde tart&#305;&#351;m&#305;&#351;t&#305;k. Burada Kant&#8217;&#305;n temel &#246;nermesini hat&#305;rlatmak yeterli olacakt&#305;r. Onun ahlak anlay&#305;&#351;&#305;na g&#246;re bir eylemin de&#287;eri, sonucundan &#246;nce dayand&#305;&#287;&#305; ilkenin ahlaki niteli&#287;inde aran&#305;r. Bu bak&#305;mdan do&#287;ru karar, fayda &#252;retmesi kadar evrensel olarak savunulabilmesi ve insan&#305; salt ara&#231; d&#252;zeyine indirmemesiyle de &#246;nem kazan&#305;r.</p><p>Sonu&#231;&#231;uluk ise bir eylemin ahlaki de&#287;erini, do&#287;urdu&#287;u sonu&#231;lar &#252;zerinden de&#287;erlendirir. Burada belirleyici olan, karar&#305;n hangi ilkeye dayand&#305;&#287;&#305;ndan &#231;ok ne t&#252;r etkiler &#252;retti&#287;idir. Daha fazla fayda, daha az zarar, daha iyi toplam sonu&#231; ya da daha y&#252;ksek kolektif yarar sa&#287;layan se&#231;enek, ahlaken daha g&#252;&#231;l&#252; kabul edilir.</p><p>Y&#246;netim literat&#252;r&#252;nde h&#226;kim bak&#305;&#351; a&#231;&#305;s&#305;n&#305;n b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;&#252;de sonu&#231;&#231;u oldu&#287;u s&#246;ylenebilir. Y&#246;netim prati&#287;i, kararlar&#305; &#231;o&#287;u zaman hangi ilkeye dayand&#305;klar&#305;na g&#246;re de&#287;il, ne t&#252;r sonu&#231;lar &#252;rettiklerine g&#246;re de&#287;erlendirir: performans art&#305;&#351;&#305;, verimlilik, b&#252;y&#252;me, rekabet avantaj&#305;, payda&#351; de&#287;eri, risk azalt&#305;m&#305; ya da kurumsal s&#252;rd&#252;r&#252;lebilirlik. Bu nedenle y&#246;neticiye y&#246;neltilen temel soru, pek &#231;ok durumda hangi karar&#305;n daha iyi sonu&#231; verece&#287;i etraf&#305;nda &#351;ekillenir. Sonu&#231;&#231;uluk da bu y&#246;n&#252;yle y&#246;netim d&#252;&#351;&#252;ncesine elveri&#351;li bir yarg&#305;lama anlay&#305;&#351;&#305; sunar. Y&#246;netim teorilerinin &#246;nemli bir b&#246;l&#252;m&#252;nde iyi karar, daha y&#252;ksek fayda, daha d&#252;&#351;&#252;k maliyet, daha g&#252;&#231;l&#252; etki ya da daha ba&#351;ar&#305;l&#305; &#231;&#305;kt&#305; &#252;reten karard&#305;r.</p><p>Bunu en a&#231;&#305;k bi&#231;imde ortaya koymu&#351; klasik isimlerin ba&#351;&#305;nda Frederick Winslow Taylor gelir. Taylor, <em>Bilimsel Y&#246;netimin &#304;lkeleri</em> adl&#305; kitab&#305;nda karar almay&#305; ki&#351;isel sezgiden ba&#287;&#305;ms&#305;z h&#226;le getirmek i&#231;in &#246;l&#231;&#252;m, verimlilik ve &#231;&#305;kt&#305; mant&#305;&#287;&#305;na ba&#287;lamak istemi&#351;tir. Onun i&#231;in do&#287;ru karar, i&#351;i en etkili ve en ekonomik bi&#231;imde yapt&#305;ran karard&#305;r. &#304;kinci &#246;nemli klasik isim, Taylor&#8217;un &#8220;her &#351;eyi &#246;l&#231;ebiliriz&#8221; t&#252;r&#252; iyimserli&#287;ine &#351;&#252;pheyle yakla&#351;an Herbert Simon&#8217;dur. Simon, y&#246;neticinin s&#305;n&#305;rl&#305; rasyonellik alt&#305;nda karar verdi&#287;ini vurgulam&#305;&#351;t&#305;r. Ona g&#246;re karar al&#305;c&#305;, her se&#231;ene&#287;i kusursuz bi&#231;imde de&#287;erlendiremez; bu y&#252;zden genellikle &#8220;yeterince iyi bir sonuca&#8221; g&#246;t&#252;ren alternatife y&#246;nelmelidir. Simon&#8217;da da odak, ilkelerden &#231;ok karar&#305;n pratik sonucu ve uygulanabilirli&#287;i &#252;zerinde toplan&#305;r.</p><p>Daha g&#252;ncel ve pop&#252;ler d&#252;&#351;&#252;n&#252;rler aras&#305;nda Peter Drucker &#246;ne &#231;&#305;kar. Drucker&#8217;a g&#246;re y&#246;netim, kaynaklar&#305; sonuca d&#246;n&#252;&#351;t&#252;rme sanat&#305;d&#305;r; karar da etkili sonu&#231; &#252;retme sorumlulu&#287;uyla ilgilidir. Bir ba&#351;ka etkili isim Clayton Christensen&#8217;dir. Christensen, &#246;zellikle inovasyon ve y&#305;k&#305;c&#305; d&#246;n&#252;&#351;&#252;m ba&#287;lam&#305;nda, y&#246;neticilerin karar al&#305;rken mevcut ba&#351;ar&#305; &#246;l&#231;&#252;tlerine hapsolmamalar&#305; gerekti&#287;ini s&#246;yler. K&#305;sa vadede rasyonel g&#246;r&#252;nen kararlar, uzun vadede kurumu zay&#305;flatabilir. Bu bak&#305;mdan Christensen de sonucu merkeze al&#305;r; ancak sonucu yaln&#305;zca bug&#252;n&#252;n performans&#305;yla s&#305;n&#305;rl&#305; tutmaz, gelecekteki rekabet g&#252;c&#252;n&#252; d&#252;&#351;&#252;nerek dinamik bir s&#252;rece yerle&#351;tirir.</p><p><strong>Mill ve Sonu&#231;&#231;ulu&#287;un S&#305;n&#305;rlar&#305;</strong></p><p>Y&#246;netim d&#252;&#351;&#252;n&#252;rlerinin sonu&#231;&#231;u bir bak&#305;&#351; a&#231;&#305;s&#305;na yatk&#305;n olmalar&#305; &#351;a&#351;&#305;rt&#305;c&#305; olmamal&#305;d&#305;r. Ne de olsa y&#246;neticilik, do&#287;as&#305; gere&#287;i sonu&#231; &#252;retmesi beklenen bir g&#246;revdir. Ancak bu ger&#231;ek, y&#246;neticinin sonu&#231;&#231;ulu&#287;un &#231;ekicili&#287;i kadar s&#305;n&#305;rlar&#305;n&#305; ve yol a&#231;abilece&#287;i ahlaki sorunlar&#305; da kavramas&#305;n&#305; gerektirir. Salt sonu&#231; hesab&#305;, k&#305;sa vadeli fayday&#305; uzun vadeli y&#305;k&#305;m pahas&#305;na &#246;d&#252;llendirebilir; &#231;o&#287;unlu&#287;un yarar&#305; ad&#305;na az&#305;nl&#305;&#287;&#305;n hakk&#305;n&#305; g&#246;r&#252;nmez k&#305;labilir; verimlili&#287;i insani haysiyetin &#246;n&#252;ne ge&#231;irebilir.</p><p>Bu gerilimleri anlamak bak&#305;m&#305;ndan John Stuart Mill g&#252;&#231;l&#252; bir rehber sunar. Mill, sonu&#231;&#231;ulu&#287;un faydac&#305;l&#305;k denen ekol&#252;n&#252;n en geli&#351;mi&#351; d&#252;&#351;&#252;n&#252;rlerinden biridir; buna ra&#287;men dar ve kaba bir faydac&#305;l&#305;&#287;&#305; a&#231;&#305;k&#231;a reddeder. Onun temel iddias&#305; &#351;udur: Her fayda ayn&#305; de&#287;erde de&#287;ildir. &#304;nsan hayat&#305;nda yaln&#305;zca nicelik bak&#305;m&#305;ndan daha fazla haz de&#287;il, nitelik bak&#305;m&#305;ndan daha y&#252;ksek iyi bi&#231;imleri de vard&#305;r. Bu y&#252;zden Mill, me&#351;hur bi&#231;imde, &#8220;Tatmin olmu&#351; bir domuz olmaktansa tatminsiz bir insan olmak, tatmin olmu&#351; bir budala olmaktansa tatminsiz bir Sokrates olmak daha iyidir.&#8221; der. B&#246;yle bir yakla&#351;&#305;m, y&#246;neticiye yaln&#305;zca ne kadar fayda &#252;retildi&#287;ini de&#287;il, nas&#305;l bir fayda &#252;retildi&#287;ini de d&#252;&#351;&#252;nd&#252;r&#252;r. &#220;retilen faydan&#305;n insan&#305; y&#252;kseltip y&#252;kseltmedi&#287;i ve kurumsal hayat&#305;n ahlaki niteli&#287;ine nas&#305;l etki etti&#287;i de bu de&#287;erlendirmeye d&#226;hil olur.</p><p><strong>Hayat&#305; ve D&#252;&#351;&#252;ncesi</strong></p><p>John Stuart Mill&#8217;in hayat hik&#226;yesi, modern d&#252;&#351;&#252;nce tarihinin en dikkat &#231;ekici entelekt&#252;el olu&#351;umlar&#305;ndan biridir. Mill, 1806 y&#305;l&#305;nda Londra&#8217;da do&#287;du. Daha &#231;ocukluk &#231;a&#287;&#305;ndan itibaren son derece yo&#287;un ve disiplinli bir zihinsel terbiyeden ge&#231;ti. Babas&#305; James Mill, onu b&#252;y&#252;k bir d&#252;&#351;&#252;nsel projenin ta&#351;&#305;y&#305;c&#305;s&#305; gibi yeti&#351;tirdi. K&#252;&#231;&#252;k ya&#351;ta Yunanca &#246;&#287;rendi; klasik metinlerle tan&#305;&#351;t&#305;; tarih, mant&#305;k ve siyasal ekonomi &#231;al&#305;&#351;t&#305;. B&#252;t&#252;n bunlar ona ola&#287;an&#252;st&#252; bir erken olgunluk kazand&#305;rd&#305;. Bu parlak ba&#351;lang&#305;c&#305;n bir bedeli de vard&#305;: hayat&#305; boyunca hissedilen bir i&#231; gerilim. Mill&#8217;in biyografisini &#246;nemli k&#305;lan nokta, &#231;ok &#351;ey &#246;&#287;renmi&#351; olmas&#305; kadar, bu e&#287;itimin insani s&#305;n&#305;rlar&#305;n&#305; erken ya&#351;ta tecr&#252;be etmi&#351; olmas&#305;d&#305;r.</p><p>Gen&#231;lik y&#305;llar&#305;nda Jeremy Bentham ve James Mill&#8217;in etkisi alt&#305;nda &#351;ekillenen d&#252;&#351;&#252;nce d&#252;nyas&#305;, onu faydac&#305;l&#305;&#287;a, reformculu&#287;a ve ak&#305;lc&#305; toplumsal d&#252;zen fikrine yakla&#351;t&#305;rd&#305;. O d&#246;nemde Mill, insan davran&#305;&#351;&#305;n&#305;, toplumsal kurumlar&#305; ve siyasal hayat&#305; b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;&#252;de ak&#305;l ve yarar ilkesi &#252;zerinden anlamaya y&#246;neldi. Yirmili ya&#351;lar&#305;na geldi&#287;inde ise derin bir ruhsal kriz ya&#351;ad&#305;. Daha sonra kendi anlat&#305;m&#305;na g&#246;re kendisine, &#8220;Savundu&#287;um b&#252;t&#252;n reformlar ger&#231;ekle&#351;se ger&#231;ekten mutlu olur muydum?&#8221; diye sordu&#287;unda, i&#231;tenlikle &#8220;Hay&#305;r.&#8221; cevab&#305;n&#305; verdi&#287;ini fark etti. Bu kriz, onun d&#252;&#351;&#252;ncesinde belirleyici bir d&#246;n&#252;m noktas&#305; oldu. Mill, insan&#305;n yaln&#305;zca hesap yapan bir varl&#305;k olmad&#305;&#287;&#305;n&#305;; duygu, karakter, hayal g&#252;c&#252; ve i&#231;sel derinlik olmaks&#305;z&#305;n hi&#231;bir toplumsal projenin sahici bir anlam ta&#351;&#305;mayaca&#287;&#305;n&#305; kavrad&#305;. &#350;iire, &#246;zellikle de Wordsworth&#8217;e y&#246;nelmesi de bu d&#246;nemin bir sonucuydu. Bu y&#252;zden Mill&#8217;in olgun d&#252;&#351;&#252;ncesi, kuru bir rasyonalizmin &#252;r&#252;n&#252; olmaktan &#231;ok, ak&#305;l ile insanl&#305;k duygusunu uzla&#351;t&#305;rma &#231;abas&#305;n&#305;n &#252;r&#252;n&#252; olarak okunmal&#305;d&#305;r.</p><p>Mill&#8217;in hayat&#305;n&#305;n &#246;nemli bir b&#246;l&#252;m&#252; Do&#287;u Hindistan &#350;irketi&#8217;nde ge&#231;ti. Uzun y&#305;llar burada g&#246;rev yapt&#305;. Bu deneyim ona, d&#252;zenli bir meslek kazand&#305;rd&#305;&#287;&#305; gibi b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;ekli bir kurumsal yap&#305;n&#305;n nas&#305;l i&#351;ledi&#287;ini g&#246;zlemleme imk&#226;n&#305; da verdi. B&#252;rokrasi, y&#246;netim, karar alma, idari sorumluluk ve kamu g&#252;c&#252;n&#252;n kullan&#305;m&#305; gibi meseleleri pratik d&#252;zeyde tan&#305;d&#305;. Bu deneyim, onun d&#252;&#351;&#252;ncelerine ay&#305;rt edici bir ciddiyet kazand&#305;rd&#305;. Bu nedenle Mill&#8217;i, kurumlar&#305;n ger&#231;ek d&#252;nyadaki i&#351;leyi&#351;ini bilen bir d&#252;&#351;&#252;n&#252;r olarak okumak yerinde olur.</p><p>Hayat&#305;n&#305;n bir ba&#351;ka belirleyici boyutu, Harriet Taylor ile kurdu&#287;u entelekt&#252;el ve duygusal ili&#351;kidir. Mill, Harriet Taylor&#8217;&#305; hayat arkada&#351;&#305; olman&#305;n &#246;tesinde, d&#252;&#351;&#252;nsel geli&#351;iminde derin etkisi bulunan bir yol arkada&#351;&#305; olarak g&#246;rd&#252;. Kad&#305;nlar&#305;n e&#351;itli&#287;i, evlilik kurumu, bireysel &#246;zg&#252;rl&#252;k ve insani geli&#351;im gibi konulardaki duyarl&#305;l&#305;&#287;&#305;n&#305;n derinle&#351;mesinde Harriet Taylor&#8217;&#305;n b&#252;y&#252;k etkisi oldu&#287;u kabul edilir. Bu ili&#351;ki, Mill&#8217;in fikir hayat&#305;n&#305; daha incelikli, daha insani ve daha cesur bir y&#246;ne ta&#351;&#305;d&#305;. &#214;zellikle kad&#305;nlar&#305;n toplumsal ve siyasal e&#351;itli&#287;i konusundaki g&#252;&#231;l&#252; savunusu, onun kendi &#231;a&#287;&#305;n&#305;n olduk&#231;a &#246;tesine ge&#231;en bir ahlaki berrakl&#305;&#287;a sahip oldu&#287;unu g&#246;sterir.</p><p>Mill, yazan bir d&#252;&#351;&#252;n&#252;r olman&#305;n yan&#305;nda kamusal hayata do&#287;rudan m&#252;dahil olan bir entelekt&#252;eldi. Parlamento &#252;yeli&#287;i yapt&#305;&#287;&#305; d&#246;nemde ifade &#246;zg&#252;rl&#252;&#287;&#252;, se&#231;im reformu ve kad&#305;nlar&#305;n oy hakk&#305; gibi meselelerde a&#231;&#305;k tav&#305;r ald&#305;. Kad&#305;nlar&#305;n siyasal haklar&#305;n&#305; savunmas&#305;, on dokuzuncu y&#252;zy&#305;l ba&#287;lam&#305;nda son derece ileri bir tutumdu. Bu &#231;izgi, onun &#246;zg&#252;rl&#252;&#287;&#252; soyut bir slogan olarak de&#287;il, kurumsal ve siyasal yap&#305;larda somut kar&#351;&#305;l&#305;&#287;&#305; bulunmas&#305; gereken bir ilke olarak g&#246;rd&#252;&#287;&#252;n&#252; ortaya koyar.</p><p>Eserleri de hayat&#305;n&#305;n bu entelekt&#252;el g&#252;zerg&#226;h&#305;n&#305; yans&#305;t&#305;r. <em>&#214;zg&#252;rl&#252;k &#220;zerine</em>, bireyselli&#287;in ve d&#252;&#351;&#252;nce &#246;zg&#252;rl&#252;&#287;&#252;n&#252;n savunusunu yapar. <em>Faydac&#305;l&#305;k</em>, sonu&#231;&#231;u ahlak anlay&#305;&#351;&#305;n&#305; daha incelikli ve nitelikli bir d&#252;zeye ta&#351;&#305;r. <em>Siyasal &#304;ktisad&#305;n &#304;lkeleri</em>, iktisat ile toplumsal d&#252;zen aras&#305;ndaki ili&#351;kiyi ele al&#305;r. <em>Temsili H&#252;k&#251;met &#220;zerine D&#252;&#351;&#252;nceler</em>, siyasal kurumlar&#305;n niteli&#287;ini tart&#305;&#351;&#305;r. <em>Kad&#305;nlar&#305;n Boyun E&#287;dirilmesi</em> ise e&#351;itlik d&#252;&#351;&#252;ncesinin en g&#252;&#231;l&#252; klasik metinlerinden biri olarak &#246;ne &#231;&#305;kar. Bu eserlerin her biri, Mill&#8217;in hayat&#305;ndaki farkl&#305; tecr&#252;belerin d&#252;&#351;&#252;nceye nas&#305;l d&#246;n&#252;&#351;t&#252;&#287;&#252;n&#252; g&#246;sterir: &#231;ocukluk e&#287;itiminin disiplini, gen&#231;lik krizinin derinli&#287;i, kurumsal deneyimin ger&#231;ek&#231;ili&#287;i ve &#246;zg&#252;rl&#252;k idealinin ahlaki g&#252;c&#252;.</p><p>Mill, 1873 y&#305;l&#305;nda hayat&#305;n&#305; kaybetti. Geride yaln&#305;zca etkili kitaplar de&#287;il, modern insan&#305;n temel gerilimlerini d&#252;&#351;&#252;nmek i&#231;in g&#252;&#231;l&#252; bir zihinsel miras da b&#305;rakt&#305;. Onun hayat hik&#226;yesi, bir bak&#305;ma, akl&#305;n sertli&#287;i ile insan&#305;n k&#305;r&#305;lganl&#305;&#287;&#305; aras&#305;nda kurulan denge aray&#305;&#351;&#305;n&#305;n hik&#226;yesidir. Bu nedenle Mill bug&#252;n de g&#252;ncelli&#287;ini korur. Onun eserleri, disiplinli d&#252;&#351;&#252;nmenin yan&#305; s&#305;ra, insan&#305; geli&#351;meye a&#231;&#305;k bir varl&#305;k olarak g&#246;rmenin imk&#226;n&#305;n&#305; da ortaya koyar.</p><p><strong>Mill&#8217;in Y&#246;netim Ortamlar&#305;nda Kar&#351;&#305;l&#305;&#287;&#305;</strong></p><p>John Stuart Mill&#8217;in bug&#252;n y&#246;netim ortam&#305;nda &#246;nem kazand&#305;&#287;&#305; yer, kurumlar&#305;n yaln&#305;zca sonu&#231; &#252;rettikleri i&#231;in kendilerini hakl&#305; g&#246;rmeye ba&#351;lad&#305;klar&#305; anlard&#305;r. &#214;rne&#287;in bir teknoloji &#351;irketinin, &#231;al&#305;&#351;an verimlili&#287;ini art&#305;rmak amac&#305;yla bilgisayar hareketlerini, toplant&#305; s&#252;relerini, ekran ba&#351;&#305;nda ge&#231;irilen zaman&#305; ve hatta yaz&#305;&#351;ma h&#305;z&#305;n&#305; s&#252;rekli &#246;l&#231;t&#252;&#287;&#252;n&#252; d&#252;&#351;&#252;nelim. Y&#246;netim a&#231;&#305;s&#305;ndan bu sistem ilk bak&#305;&#351;ta rasyonel g&#246;r&#252;nebilir: daha &#231;ok veri, daha &#231;ok kontrol, daha y&#252;ksek performans. Mill bu noktada g&#252;&#231;l&#252; bir itiraz geli&#351;tirirdi. Sorun, &#246;l&#231;&#252;m&#252;n fayda &#252;retip &#252;retmedi&#287;inden ibaret de&#287;ildir. As&#305;l mesele, bu d&#252;zenlemenin &#231;al&#305;&#351;an&#305; geli&#351;en, d&#252;&#351;&#252;nen ve sorumluluk alan bir &#246;zne olarak m&#305; g&#246;rd&#252;&#287;&#252;, yoksa optimize edilecek bir ara&#231; d&#252;zeyine mi indirdi&#287;idir. Mill&#8217;in &#246;zg&#252;rl&#252;k anlay&#305;&#351;&#305;, y&#246;neticiyi &#351;u soruyla y&#252;z y&#252;ze b&#305;rak&#305;r: Verimlilik art&#305;&#351;&#305; ad&#305;na bireysel hareket alan&#305; ne &#246;l&#231;&#252;de daral&#305;yor ve bunun uzun vadede yarat&#305;c&#305;l&#305;&#287;a, g&#252;vene ve karaktere maliyeti ne oluyor? B&#246;yle bir yakla&#351;&#305;m, salt g&#246;zetim yerine &#246;zerkli&#287;i art&#305;ran bir performans d&#252;zenini d&#252;&#351;&#252;nmeye &#231;a&#287;&#305;r&#305;r.</p><p>Benzer bir durum, maliyet bask&#305;s&#305; nedeniyle b&#252;y&#252;k &#231;apl&#305; i&#351;ten &#231;&#305;karma karar&#305; alan &#351;irketlerde de ortaya &#231;&#305;kar. Dar bir sonu&#231; hesab&#305;, bu karar&#305; k&#305;sa vadeli finansal iyile&#351;me &#252;zerinden savunabilir. Mill ise daha incelikli bir de&#287;erlendirme isterdi. Onun faydac&#305;l&#305;&#287;&#305;, anl&#305;k fayda toplamac&#305;l&#305;&#287;&#305;na indirgenemez. Bir i&#351;ten &#231;&#305;karma karar&#305;, gelecek &#231;eyre&#287;in bilan&#231;osu kadar kurum i&#231;i g&#252;ven, kalan &#231;al&#305;&#351;anlar&#305;n ba&#287;l&#305;l&#305;&#287;&#305;, y&#246;netime duyulan sayg&#305; ve organizasyonun uzun vadeli k&#252;lt&#252;rel dokusu bak&#305;m&#305;ndan da de&#287;erlendirilmelidir. Mill&#8217;in bak&#305;&#351;&#305;, y&#246;neticiyi ka&#231; ki&#351;inin &#231;&#305;kar&#305;laca&#287;&#305; sorusundan &#246;nce, y&#252;k&#252;n nas&#305;l daha adil da&#287;&#305;t&#305;labilece&#287;ini, hangi alternatiflerin bulundu&#287;unu ve insan onurunun nas&#305;l korunaca&#287;&#305;n&#305; d&#252;&#351;&#252;nmeye y&#246;neltir. B&#246;ylece mesele, ekonomik bir zorunlulu&#287;un &#246;tesinde ahlaki ve kurumsal bir tasar&#305;m sorununa d&#246;n&#252;&#351;&#252;r.</p><p>Bir ba&#351;ka somut &#246;rnek, &#252;st y&#246;netim toplant&#305;lar&#305;nda farkl&#305; fikirlerin bast&#305;r&#305;lmas&#305;d&#305;r. Pek &#231;ok kurumda karar s&#252;re&#231;leri g&#246;r&#252;n&#252;&#351;te kat&#305;l&#305;mc&#305;d&#305;r; fakat uygulamada liderin e&#287;ilimine ayk&#305;r&#305; g&#246;r&#252;&#351;ler ya hi&#231; dile getirilmez ya da h&#305;zla marjinalle&#351;tirilir. Mill&#8217;in <em>&#214;zg&#252;rl&#252;k &#220;zerine</em> adl&#305; metnindeki temel sezgi burada do&#287;rudan uygulanabilir: Susturulan g&#246;r&#252;&#351; yanl&#305;&#351; olsa bile de&#287;erlidir; do&#287;ru g&#246;r&#252;&#351;&#252;n tembelle&#351;mesini &#246;nler. G&#246;r&#252;&#351; do&#287;ruysa bast&#305;r&#305;lmas&#305;, kurumsal k&#246;rl&#252;&#287;&#252; derinle&#351;tirir. Diyelim ki bir perakende &#351;irketi yeni bir pazara h&#305;zl&#305; giri&#351; karar&#305; al&#305;yor ve herkes b&#252;y&#252;me heyecan&#305;yla ayn&#305; y&#246;nde konu&#351;uyor. Yaln&#305;zca bir y&#246;netici, tedarik zinciri k&#305;r&#305;lganl&#305;klar&#305;n&#305; ve markan&#305;n yanl&#305;&#351; konumlanma riskini g&#252;ndeme getiriyor; fakat &#8220;negatif&#8221; bulundu&#287;u i&#231;in sesi bast&#305;r&#305;l&#305;yor. Mill&#8217;in yakla&#351;&#305;m&#305;, farkl&#305; d&#252;&#351;&#252;ncenin ho&#351;g&#246;r&#252;yle katlan&#305;lan bir unsur olmad&#305;&#287;&#305;n&#305;, karar kalitesinin asli &#351;artlar&#305;ndan biri oldu&#287;unu hat&#305;rlat&#305;r. Bu bak&#305;&#351;, kurumsal muhalefeti ki&#351;isel sadakatsizlikten &#231;ok, bilgi i&#231;in bir g&#252;venlik mekanizmas&#305; olarak g&#246;r&#252;r.</p><p>Mill&#8217;in katk&#305;s&#305;, &#231;e&#351;itlilik ve terfi kararlar&#305;nda da belirgindir. Bir &#351;irketin liderlik pozisyonlar&#305; i&#231;in s&#252;rekli ayn&#305; profilleri se&#231;ti&#287;ini d&#252;&#351;&#252;nelim: ayn&#305; okullardan gelen, benzer bi&#231;imde konu&#351;an, benzer tarzda &#246;zg&#252;ven sergileyen, benzer sosyal kodlara sahip ki&#351;iler. Y&#246;netim bunu &#231;o&#287;u zaman &#8220;k&#252;lt&#252;rel uyum&#8221; ya da &#8220;liderlik potansiyeli&#8221; diliyle me&#351;rula&#351;t&#305;r&#305;r. Mill ise, &#246;zellikle <em>Kad&#305;nlar&#305;n Boyun E&#287;dirilmesi</em> &#231;izgisinden bak&#305;ld&#305;&#287;&#305;nda, b&#246;yle bir yap&#305;n&#305;n &#231;o&#287;u zaman yetene&#287;i de&#287;il, al&#305;&#351;kanl&#305;&#287;&#305; &#246;d&#252;llendirdi&#287;ini s&#246;ylerdi. Burada karar vericinin kendisine y&#246;neltece&#287;i soru &#246;nemlidir: &#8220;En g&#252;ven veren aday kim?&#8221; sorusunun yan&#305;nda, bu g&#252;ven duygusunun hangi tarihsel &#246;nyarg&#305;lar taraf&#305;ndan bi&#231;imlenmi&#351; olabilece&#287;i de d&#252;&#351;&#252;n&#252;lmelidir. B&#246;ylece Mill, bug&#252;n&#252;n y&#246;netim tart&#305;&#351;malar&#305;na hem e&#351;itlik&#231;i hem analitik bir katk&#305; sunar; kurumlar&#305;n tarafs&#305;z sand&#305;klar&#305; &#246;l&#231;&#252;tlerin nas&#305;l tarafl&#305;la&#351;abildi&#287;ini g&#246;r&#252;n&#252;r k&#305;lar.</p><p>Yapay zek&#226; kullan&#305;m&#305;nda da Mill, son derece g&#252;ncel bir d&#252;&#351;&#252;n&#252;r olarak &#246;ne &#231;&#305;kar. &#214;rne&#287;in bir banka, i&#351;e al&#305;m s&#252;recinde binlerce ba&#351;vuruyu h&#305;zla elemek i&#231;in algoritmik tarama sistemleri kullan&#305;yor olsun. Y&#246;netim a&#231;&#305;s&#305;ndan bunun savunusu bellidir: h&#305;z, &#246;l&#231;ek, maliyet avantaj&#305; ve daha tutarl&#305; kararlar. Mill burada iki y&#246;nl&#252; bir sorgulama geli&#351;tirirdi. &#304;lk olarak, toplam faydan&#305;n ger&#231;ekten art&#305;p artmad&#305;&#287;&#305;n&#305; sorard&#305;; g&#246;r&#252;n&#252;rdeki verimlili&#287;in g&#246;r&#252;nmez adaletsizlikler &#252;retip &#252;retmedi&#287;ine bakard&#305;. Ard&#305;ndan, karar s&#252;recinin insan muhakemesini geli&#351;tirip geli&#351;tirmedi&#287;ini d&#252;&#351;&#252;n&#252;rd&#252;. Mill&#8217;in d&#252;&#351;&#252;ncesinde insan&#305;n daha y&#252;ksek yetileri &#246;nem ta&#351;&#305;r. Bu y&#252;zden yaln&#305;zca verimli olan s&#252;re&#231;ler de&#287;il, muhakemeyi canl&#305; tutan s&#252;re&#231;ler de de&#287;erlidir. Dolay&#305;s&#305;yla yapay zek&#226;ya b&#252;t&#252;n&#252;yle kar&#351;&#305; &#231;&#305;kmas&#305; beklenmezdi; buna kar&#351;&#305;l&#305;k y&#246;neticinin kendi ahlaki sorumlulu&#287;unu algoritmaya devretmesini ciddi bir sorun olarak g&#246;r&#252;rd&#252;.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Küba: Devrimin Yıkılmaz Kalesinin Temel Bir Sorunu]]></title><description><![CDATA[&#350;ubat 2003&#8217;te Havana&#8217;dayd&#305;m.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/kuba-devrimin-yklmaz-kalesinin-temel</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/kuba-devrimin-yklmaz-kalesinin-temel</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Wed, 08 Apr 2026 08:33:29 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p></p><p>&#350;ubat 2003&#8217;te Havana&#8217;dayd&#305;m. Bir ak&#351;am yeme&#287;inde, ya&#351;&#305; ilerlemi&#351; ama zihni son derece diri bir adam&#305;n yan&#305;na oturmu&#351;tum. Sakin konu&#351;uyordu; c&#252;mleleri &#246;l&#231;&#252;l&#252;, &#252;slubu g&#246;steri&#351;sizdi. Siyasetten s&#246;z ediyordu, t&#305;ptan s&#246;z ediyordu, memleketlerin bask&#305; alt&#305;nda nas&#305;l ayakta kald&#305;&#287;&#305;ndan s&#246;z ediyordu. Masaya ben oturmadan &#246;nce tan&#305;t&#305;lm&#305;&#351; oldu&#287;undan, o an kim oldu&#287;unu bilmiyordum. Ancak &#231;ok sonra, neredeyse bir tesad&#252;f eseri, yan&#305;mda oturan ki&#351;inin kim oldu&#287;unu fark edecek ve ger&#231;ekten &#351;a&#351;&#305;racakt&#305;m: Alberto Granado&#8217;ydu. Che Guevara&#8217;n&#305;n Latin Amerika yolculu&#287;undaki yolda&#351;&#305;, doktor, devrimci; bir d&#246;nemi yaln&#305;zca ya&#351;amam&#305;&#351;, onun kurulu&#351;una do&#287;rudan kat&#305;lm&#305;&#351; bir insan.</p><p>O ak&#351;amdan haf&#305;zamda kalan, Alberto&#8217;nun anlatt&#305;&#287;&#305; &#231;arp&#305;c&#305; an&#305;lardan &#231;ok, tek bir c&#252;mlesi oldu:</p><p>&#8220;Amed, bizim sorunumuz verimlilik.&#8221;</p><p>K&#252;ba&#8217;da duyulabilecek en &#351;a&#351;&#305;rt&#305;c&#305; c&#252;mlelerden biriydi bu. Hele de bir devrim emektar&#305;ndan gelince. O s&#305;rada ABD ambargosunu, ila&#231; s&#305;k&#305;nt&#305;s&#305;n&#305;, y&#305;llard&#305;r s&#252;ren d&#305;&#351; bask&#305;n&#305;n g&#252;ndelik hayata y&#252;kledi&#287;i a&#287;&#305;rl&#305;&#287;&#305; konu&#351;uyorduk. &#304;la&#231; bulmakta zorlan&#305;p zorlanmad&#305;klar&#305;n&#305; sormu&#351;tum. O d&#246;nem K&#252;ba&#8217;ya giden bir&#231;ok insan gibi biz de valizimizde ila&#231; g&#246;t&#252;rm&#252;&#351;t&#252;k. Granado te&#351;ekk&#252;r etmi&#351; ama konu&#351;may&#305; hemen ba&#351;ka bir y&#246;ne &#231;evirmi&#351;ti. K&#252;ba&#8217;n&#305;n merhamete de&#287;il, siyasal dayan&#305;&#351;maya ihtiyac&#305; oldu&#287;unu s&#246;ylemi&#351;ti. &#8220;Bizi y&#305;kmak isteyenlere kar&#351;&#305; durman&#305;z yeter,&#8221; dedi. &#8220;Gerisini bizim yapmam&#305;z gerekir.&#8221;</p><p>Alberto&#8217;nun iki &#252;&#231; kez, farkl&#305; bi&#231;imlerde tekrarlad&#305;&#287;&#305; temel tez &#351;uydu: Verimlilik meselesi, kapitalizmle sosyalizm aras&#305;nda bir tercih sorunu de&#287;ildi. Ona g&#246;re verimlilik, bir y&#246;netim sorunuydu. &#8220;Y&#246;netim i&#351;ini burjuva i&#351;i diye kesip atarsan, sosyalizme en b&#252;y&#252;k zarar&#305; verirsin.&#8221;</p><p>Ben de ona, &#8220;Y&#246;netim bilimleri fak&#252;ltesi hocas&#305;y&#305;m,&#8221; demi&#351;tim. G&#252;l&#252;mseyerek, &#8220;&#199;ok do&#287;ru bir tercih yapm&#305;&#351;s&#305;n. Gel, Havana&#8217;da bize ders ver,&#8221; demi&#351;ti.</p><p>O g&#252;nden bug&#252;ne yirmi y&#305;ldan fazla zaman ge&#231;ti. Washington&#8217;&#305;n ada &#252;zerindeki bask&#305; politikas&#305; ise de&#287;i&#351;medi. On y&#305;llard&#305;r ayn&#305; &#231;izgi korunuyor: Ekonomik bask&#305;y&#305; art&#305;r, toplumsal hayat&#305; zorla&#351;t&#305;r, g&#252;ndelik ya&#351;am&#305; daha da k&#305;r&#305;lgan h&#226;le getir ve sonunda siyasal &#231;&#246;z&#252;lme bekle. Y&#246;netimler de&#287;i&#351;iyor, s&#246;ylem de&#287;i&#351;iyor, uluslararas&#305; atmosfer de&#287;i&#351;iyor ama K&#252;ba s&#246;z konusu oldu&#287;unda temel yakla&#351;&#305;m pek de&#287;i&#351;miyor. Rejim de&#287;i&#351;ikli&#287;i hedefi bazen a&#231;&#305;k&#231;a, bazen &#246;rt&#252;k bi&#231;imde hep masada tutuluyor.</p><p>Bu politikan&#305;n sonucu ise ortada. ABD&#8217;nin y&#305;llard&#305;r uygulad&#305;&#287;&#305; abluka, K&#252;ba&#8217;ya vaat edilen &#8220;demokrasi&#8221;yi getirmedi; yoksunluklarla bo&#287;u&#351;ulan bir ya&#351;am &#252;retti. Elektrik kesintileri, ula&#351;&#305;m krizleri, g&#305;da ve yak&#305;t yetersizlikleri, al&#305;m g&#252;c&#252;ndeki sert d&#252;&#351;&#252;&#351;, kar&#351;&#305;la&#351;t&#305;&#287;&#305;n&#305;z her g&#246;r&#252;nt&#252;n&#252;n &#252;zerine sinmi&#351; bir y&#305;pranm&#305;&#351;l&#305;k h&#226;li&#8230; Havana&#8217;da y&#252;r&#252;rken bunu g&#246;rmemek, yirmi y&#305;l &#246;nce de m&#252;mk&#252;n de&#287;ildi. Bir yanda ba&#351; d&#246;nd&#252;ren bir g&#252;zellik vard&#305;; &#246;te yanda y&#305;llard&#305;r s&#252;ren ku&#351;atman&#305;n duvarlara, sokaklara ve insan y&#252;zlerinden yans&#305;yan yorgunlu&#287;a b&#305;rakt&#305;&#287;&#305; ac&#305; izler.</p><p>K&#252;ba&#8217;n&#305;n Washington i&#231;in neden bu kadar tahamm&#252;l edilmez oldu&#287;unu anlamak i&#231;in biraz daha geriye bakmak gerekiyor. K&#252;ba Devrimi yaln&#305;zca Batista diktat&#246;rl&#252;&#287;&#252;n&#252; devirmedi. Ayn&#305; zamanda ABD&#8217;nin arka bah&#231;esi sayd&#305;&#287;&#305; bir co&#287;rafyada, sosyalist bir toplumsal ve siyasal d&#252;zen kurulabilece&#287;ini g&#246;sterdi. Amerika i&#231;in korkutucu olan buydu.</p><p>Batista d&#246;nemi, g&#246;stermelik egemenlikle fiil&#238; ba&#287;&#305;ml&#305;l&#305;&#287;&#305;n i&#231; i&#231;e ge&#231;ti&#287;i bir d&#246;nemdi. Ekonominin ana damarlar&#305; &#8212;&#246;zellikle &#351;eker, toprak, ticaret ve turizm&#8212; b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;&#252;de ABD sermayesinin elindeydi. Siyasal d&#252;zen ise sans&#252;rle, bask&#305;yla, &#351;iddetle ayakta tutuluyordu. 1953&#8217;te Moncada K&#305;&#351;las&#305; bask&#305;n&#305;yla ba&#351;lay&#305;p 1 Ocak 1959&#8217;da Batista&#8217;n&#305;n ka&#231;&#305;&#351;&#305;yla sonu&#231;lanan devrim, yaln&#305;zca bir rejim de&#287;i&#351;ikli&#287;i getirmedi. Me&#351;ruiyetini kaybetmi&#351;, koku&#351;mu&#351; bir d&#252;zenin &#231;&#246;k&#252;&#351;&#252;yd&#252;. Devrimci h&#252;k&#251;met, &#252;lkenin kaderini Washington&#8217;&#305;n g&#246;lgesinden &#231;&#305;kararak yeniden kurmaya y&#246;neldi&#287;inde, halka ahlaki de&#287;erleri de geri getiriyordu.</p><p>ABD &#231;ok beklemeden harekete ge&#231;ti: Domuzlar K&#246;rfezi &#231;&#305;karmas&#305;, sabotaj giri&#351;imleri, yapt&#305;r&#305;mlar, diplomatik izolasyon&#8230; Bunlar&#305;n hi&#231;biri yaln&#305;zca Havana&#8217;y&#305; ABD sermayesi i&#231;in geri kazanmak amac&#305;yla yap&#305;lmad&#305;. En &#246;nemli hedef, b&#246;lge &#252;lkelerine bir mesaj vermekti: ABD&#8217;nin &#231;izdi&#287;i &#231;er&#231;evenin d&#305;&#351;&#305;na &#231;&#305;kman&#305;n bir bedeli vard&#305;r, deniliyordu.</p><p>Sovyetler Birli&#287;i ayaktayken K&#252;ba, ABD sald&#305;r&#305;lar&#305;n&#305; belli &#246;l&#231;&#252;de dengeleyebildi. Petrol, kredi, makine ve diplomatik koruma, adan&#305;n nefes almas&#305;n&#305; sa&#287;lad&#305;. Ancak Sovyetler da&#287;&#305;ld&#305;&#287;&#305;nda K&#252;ba, 1990&#8217;lar&#305;n &#8220;&#214;zel D&#246;nem&#8221;ine savruldu. Ticaret darald&#305;, enerji krizi derinle&#351;ti, &#252;retim d&#252;&#351;t&#252;, g&#252;ndelik ya&#351;am t&#252;rl&#252; g&#252;&#231;l&#252;klerle s&#252;rd&#252;r&#252;lemez h&#226;le geldi. Ambargo zamanla yaln&#305;zca bir ticaret k&#305;s&#305;tlamas&#305; olmaktan &#231;&#305;kt&#305;; finansman, yat&#305;r&#305;m, ta&#351;&#305;mac&#305;l&#305;k, turizm, havaleler ve kredi eri&#351;imini etkileyen &#231;ok daha geni&#351; bir ku&#351;atma d&#252;zenine d&#246;n&#252;&#351;t&#252;.</p><p>B&#252;t&#252;n bunlara ra&#287;men Washington hedefine ula&#351;amad&#305;. K&#252;ba direndi, sosyalizm &#231;&#246;kmedi.</p><p>Bunun nedenini anlamak asl&#305;nda zor de&#287;il. D&#305;&#351; bask&#305; h&#252;k&#251;metleri zay&#305;flatabilir, hatta baz&#305;lar&#305;n&#305; devirebilir. Ama tarihsel haf&#305;zas&#305; g&#252;&#231;l&#252;, milliyet&#231;ilik duygusu diri ve uzun direni&#351; deneyimi olan toplumlar, hayat a&#287;&#305;rla&#351;t&#305; diye kendili&#287;inden teslim olmaz. K&#252;ba&#8217;da ABD bask&#305;s&#305; panzehir etkisi yaratt&#305;. Sosyalist d&#252;zeni y&#305;kmak i&#231;in uygulanan bask&#305;, antiemperyalist bilinci kuvvetlendirdi.</p><p>Buraya kadar s&#246;ylediklerimden K&#252;ba&#8217;da her &#351;ey yolunda sonucu &#231;&#305;kar&#305;lmamal&#305;. Direnmekle varl&#305;&#287;&#305;n&#305; s&#252;rd&#252;rmek ayn&#305; &#351;ey de&#287;ildir. Ayakta kalmakla bir toplumun geli&#351;mesi de ayn&#305; &#351;ey de&#287;ildir. K&#252;ba, s&#305;radan yurtta&#351;lar&#305; i&#231;in e&#287;itim ve sa&#287;l&#305;k ba&#351;ta olmak &#252;zere &#246;nemli toplumsal kazan&#305;mlar&#305; ba&#351;ard&#305; ve korudu. Ola&#287;an&#252;st&#252; bir emperyalist abluka alt&#305;nda ciddi bir dayan&#305;kl&#305;l&#305;k g&#246;sterdi. Bunu teslim etmek gerekir. Ama bunlar&#305;n hi&#231;biri &#252;retim sorununu tek ba&#351;&#305;na &#231;&#246;zm&#252;yor. Hi&#231;biri ihtiya&#231;lar&#305;n verimli da&#287;&#305;t&#305;m&#305;n&#305; sa&#287;lam&#305;yor. Hi&#231;biri ekonomik organizasyonlar&#305; esnek, i&#351;levsel, hesap verebilir h&#226;le getirmiyor.</p><p>&#304;&#351;te Granado&#8217;nun s&#246;z&#252;n&#252; bug&#252;n h&#226;l&#226; &#246;nemli k&#305;lan &#351;ey de bu. O, ABD ablukas&#305;n&#305;n ne anlama geldi&#287;ini &#231;ok iyi biliyordu. Bunun yaratt&#305;&#287;&#305; tahribat&#305; k&#252;&#231;&#252;msemiyor, tersine a&#231;&#305;k&#231;a tarif ediyordu. Ama ayn&#305; zamanda hi&#231;bir toplumun yaln&#305;zca ahlaki &#252;st&#252;nl&#252;k duygusuyla, yaln&#305;zca fedak&#226;rl&#305;k &#231;a&#287;r&#305;s&#305;yla, yaln&#305;zca tarihsel hakl&#305;l&#305;kla ayakta kalamayaca&#287;&#305;n&#305; da belirtiyordu. &#8220;Adalet, ahlaki do&#287;ruluk kadar &#246;rg&#252;tlenme ister. E&#351;itlik, kararl&#305;l&#305;k kadar kurumsal kapasite ister. Egemenlik, slogan kadar y&#246;netebilme becerisi ister,&#8221; diyordu.</p><p>&#220;stelik bunu s&#246;ylerken piyasac&#305; bir teslimiyet diline &#351;iddetle kar&#351;&#305; &#231;&#305;k&#305;yordu. Daha basit ve daha net bir &#351;ey s&#246;yl&#252;yordu: K&#246;t&#252; y&#246;netim, en hakl&#305; davalar&#305; bile t&#252;ketebilir. Verimsizlik, en onurlu projeleri bile zamanla a&#351;&#305;nd&#305;rabilir. Bir toplumun siyasal me&#351;ruiyeti ne kadar g&#252;&#231;l&#252; olursa olsun, g&#252;ndelik hayat i&#351;lemedi&#287;inde, kaynaklar do&#287;ru kullan&#305;lmad&#305;&#287;&#305;nda, kurumlar hantalla&#351;t&#305;&#287;&#305;nda bunun bedelini en &#231;ok halk &#246;der.</p><p>Bug&#252;n K&#252;ba&#8217;ya bakanlar&#305;n &#246;nemli bir k&#305;sm&#305; iki kli&#351;e aras&#305;nda gidip geliyor. Bir taraf, b&#252;t&#252;n resmi &#8220;ba&#351;ar&#305;s&#305;z sosyalizm&#8221; diye okuyup yapt&#305;r&#305;mlar&#305; tali bir ayr&#305;nt&#305; gibi g&#246;stermeye &#231;al&#305;&#351;&#305;yor. Di&#287;er taraf ise aday&#305; yaln&#305;zca bir direni&#351; sembol&#252; olarak g&#246;r&#252;yor; i&#231;erideki sorunlar&#305; konu&#351;may&#305; neredeyse politik bir zaaf say&#305;yor. Oysa ger&#231;ek hayat bu kadar kolay s&#305;n&#305;fland&#305;r&#305;lam&#305;yor. Bir &#252;lke hem d&#305;&#351;ar&#305;dan ku&#351;at&#305;l&#305;yor olabilir hem de i&#231;eride k&#246;t&#252; y&#246;netiliyor olabilir. Bir devrim hem tarihsel olarak me&#351;ru olabilir hem de y&#305;llar i&#231;inde ciddi kurumsal t&#305;kanmalar ya&#351;ayabilir.</p><p>Bunu s&#246;ylemek, K&#252;ba&#8217;ya haks&#305;zl&#305;k etmek de&#287;il; tam tersine, onu ciddiye almak demektir.</p><p>Y&#305;llar sonra <em>The Motorcycle Diaries</em> filmini k&#305;z&#305;mla birlikte izlerken Granado&#8217;yu yeniden g&#246;rd&#252;m. Filmin sonunda k&#305;sa s&#252;reli&#287;ine ekrana geldi. K&#305;z&#305;m o zaman on &#252;&#231; ya&#351;&#305;ndayd&#305;. &#8220;Alberto benim arkada&#351;&#305;md&#305;,&#8221; dedim. Onu g&#246;r&#252;nce aya&#287;a kalk&#305;p alk&#305;&#351;lad&#305;m. Bunun elbette ki&#351;isel bir taraf&#305; vard&#305;. Ama biraz da &#351;undand&#305;: Baz&#305; insanlar, tek bir c&#252;mleyle koca bir tarihi ve tart&#305;&#351;may&#305; berrakla&#351;t&#305;r&#305;r.</p><p>Granado 2011&#8217;de &#246;ld&#252;. Bana Havana&#8217;da o ak&#351;am s&#246;yledi&#287;i o s&#246;z h&#226;l&#226; akl&#305;mda: &#8220;Amed, bizim sorunumuz verimlilik.&#8221;</p><p>Bug&#252;n K&#252;ba i&#231;in s&#246;ylenebilecek en d&#252;r&#252;st &#351;ey belki &#351;u: Ambargo bir su&#231;tur, ama her &#351;eyi a&#231;&#305;klamaz. &#304;&#231;erideki y&#246;netim sorunlar&#305; ger&#231;ektir, ama emperyalist ku&#351;atmadan ba&#287;&#305;ms&#305;z ele al&#305;namaz. K&#252;ba&#8217;n&#305;n daha ya&#351;anabilir bir gelece&#287;e ihtiyac&#305; varsa, bunun yolu ne yaln&#305;zca direni&#351; s&#246;yleminden ge&#231;iyor ne de piyasaya teslimiyetten. &#199;&#246;z&#252;m, emperyalist sald&#305;r&#305;n&#305;n son buldu&#287;u; i&#231;eride ise ak&#305;lc&#305;, esnek ve verimli i&#351;leyen bir y&#246;netim anlay&#305;&#351;&#305;n&#305;n ekonominin genelinde in&#351;a edildi&#287;i bir d&#252;zendedir.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Yalçın Hoca]]></title><description><![CDATA[Yal&#231;&#305;n Hoca&#8217;y&#305; kaybettik.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/yalcn-hoca</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/yalcn-hoca</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Tue, 07 Apr 2026 05:20:00 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p>Yal&#231;&#305;n Hoca&#8217;y&#305; kaybettik. Bu &#252;lke, ayd&#305;n&#305; ciddiye alan en &#246;nemli ayd&#305;nlar&#305;ndan birini kaybetti. O, hi&#231;bir ayd&#305;n&#305; ayr&#305;m g&#246;zetmeden ciddiye ald&#305;. Derdi yaln&#305;zca ayd&#305;nlar&#305;n d&#252;&#351;&#252;ncelerini aktarmak ya da a&#231;&#305;klamak de&#287;ildi. Bir s&#246;yle&#351;isinde, kendisini de &#246;z&#252;r dileyerek ayd&#305;n olarak tan&#305;mlarken, ayd&#305;n&#305; korkusuz olmakla tarif etmi&#351;ti. Ona g&#246;re ayd&#305;n, yanl&#305;&#351; g&#246;rd&#252;&#287;&#252;n&#252; ba&#351;&#305;na gelecekleri hesaplamadan s&#246;yleme cesaretine sahip olan ki&#351;iydi. Tarihin ak&#305;&#351;&#305;na m&#252;dahale hakk&#305;n&#305; kendinde g&#246;ren, onu d&#252;&#351;&#252;ncesi ve eylemiyle yorumlayan ki&#351;iydi.</p><p>T&#252;rk ayd&#305;n&#305;na ili&#351;kin yakla&#351;&#305;m&#305;nda da benzer bir vurgu vard&#305;. T&#252;rk ayd&#305;n&#305;n&#305;n d&#252;&#351;&#252;ncesini s&#305;&#287;, eylemini ise derin ve g&#252;&#231;l&#252; bir karakter olarak kavrad&#305;. Kendi ki&#351;ili&#287;inde g&#246;stermeye &#231;al&#305;&#351;t&#305;&#287;&#305; &#351;ey ise eylemci yan&#305; canl&#305; tutarken d&#252;&#351;&#252;nceyi derinle&#351;tirmek ve zenginle&#351;tirmekti. Yal&#231;&#305;n K&#252;&#231;&#252;k bir hocayd&#305;; ama yaln&#305;zca hoca de&#287;il, ayn&#305; zamanda ayd&#305;n bir hocayd&#305;. Bilimin, bir d&#252;&#351;&#252;nce &#252;retme y&#246;ntemi olarak &#231;al&#305;&#351;ma esaslar&#305;n&#305; &#231;ok geni&#351; bir perspektiften &#246;&#287;rencilerine, s&#305;n&#305;flarda ve ard&#305; arkas&#305; gelmeyen, s&#252;rekli geni&#351;leyen k&#252;lliyat&#305;nda anlatmaya &#231;al&#305;&#351;t&#305;.</p><p>Al&#305;&#351;&#305;ld&#305;k olan&#305;, kan&#305;ksanm&#305;&#351; olan&#305;, sorgulanmayan&#305; akl&#305;n s&#252;zgecinden ge&#231;irip &#246;n&#252;m&#252;ze koyarken, bunlar&#305;n bilimsel tezler oldu&#287;unu &#246;zellikle vurguluyordu. Bilim ona g&#246;re, akl&#305; temel alarak ger&#231;ekli&#287;i g&#246;r&#252;nd&#252;&#287;&#252;nden farkl&#305; ama oldu&#287;u gibi g&#246;sterebilme i&#351;iydi. Bu da her zaman tart&#305;&#351;mal&#305; olan, hi&#231;bir zaman bitmeyecek bir aray&#305;&#351; alan&#305;yd&#305;. Kendi T&#252;rk&#231;esiyle, bir erler meydan&#305;yd&#305;. Bu meydana &#231;&#305;kmak, bilimsel y&#246;ntemi kullanacak kadar disiplinli olmak, g&#246;rd&#252;&#287;&#252;n&#252; s&#246;yleyecek kadar cesur olmak ve &#231;&#305;karlar&#305; hesaba katmadan, konunun g&#246;r&#252;nd&#252;&#287;&#252;nden farkl&#305; olabilece&#287;ini tezlerle ifade edebilmek demekti.</p><p>Yal&#231;&#305;n Hoca ayn&#305; zamanda bir devrimciydi. Sosyalist bir devrimciydi. Sosyalizmi, tekellerin d&#252;zenine kar&#351;&#305; toplumun kendi kaderini eline almas&#305; olarak anlad&#305;. Bu noktaya yaln&#305;zca Marx&#8217;&#305;n ve Lenin&#8217;in eserlerini dikkatle okuyarak gelmedi. Ya&#351;&#305; ilerledik&#231;e, tekelci kapitalizmin emperyalist e&#287;iliminin 1990&#8217;lardan sonra d&#252;nyay&#305; ve T&#252;rkiye&#8217;yi bir ahtapotun kollar&#305; gibi sard&#305;&#287;&#305;n&#305; g&#252;n be g&#252;n g&#246;rd&#252; ve tespit etti. En ilgin&#231; ve en &#305;srarl&#305; tezlerinden biri, emperyalizmin somut tarihsel bir s&#252;re&#231; olarak siyonizmle birle&#351;ik bir yap&#305; olu&#351;turdu&#287;unu s&#246;ylemesiydi. Bug&#252;n ortaya sa&#231;&#305;lan kimi ili&#351;kiler ve a&#287;lar, bu konudaki &#305;srar&#305;n&#305;n neden bu kadar dikkat &#231;ekici oldu&#287;unu yeniden d&#252;&#351;&#252;nd&#252;r&#252;yor.</p><p>Yal&#231;&#305;n K&#252;&#231;&#252;k ayn&#305; zamanda bir edebiyat ele&#351;tirmeniydi. Muhte&#351;em bir roman okuruydu. B&#252;y&#252;k eserleri, insan hayat&#305;n&#305; zenginle&#351;tiren &#231;ok de&#287;erli varl&#305;klar olarak g&#246;r&#252;r, onlar&#305;n anlamlar&#305;n&#305; yorumlard&#305;. K&#246;t&#252; romanlara ise tahamm&#252;l&#252; yoktu. K&#246;t&#252; karakterlerle, zay&#305;f kurgusuyla, &#246;zensiz &#252;slubuyla insan&#305;n derinli&#287;ine dokunamayan, &#231;alakalem yaz&#305;lm&#305;&#351; ve k&#252;lt&#252;r end&#252;strisi taraf&#305;ndan &#351;i&#351;irilmi&#351; metinlere kar&#351;&#305; sertti. Bir keresinde, en &#231;ok satanlar aras&#305;na giren romanlardan ve kitaplardan &#351;&#252;phe etti&#287;ini s&#246;ylemi&#351;ti. A&#287;&#305;r ele&#351;tirilerini de &#231;o&#287;u zaman bu t&#252;r yay&#305;nlara y&#246;neltti.</p><p>Yal&#231;&#305;n K&#252;&#231;&#252;k ayn&#305; zamanda &#231;ok ince ve kibar bir insand&#305;. Polemik&#231;ili&#287;in bir insan&#305; k&#305;rmak anlam&#305;na geldi&#287;ini g&#246;r&#252;r, zaman zaman a&#287;&#305;r ele&#351;tiriler y&#246;neltti&#287;i ki&#351;ilere bile, d&#252;&#351;&#252;ncelerinden geri ad&#305;m atmadan, insan olarak sayg&#305; g&#246;stermeye &#231;al&#305;&#351;&#305;rd&#305;.</p><p>Bug&#252;n bir&#231;ok medya kanal&#305;nda onun hayat&#305; ve eserleri listeleniyor. Ama bu anlat&#305;lar&#305;n arkas&#305;nda, burada anlatmaya &#231;al&#305;&#351;t&#305;klar&#305;mdan &#231;ok daha fazlas&#305;n&#305; ba&#351;arm&#305;&#351; ve bunu T&#252;rkiye&#8217;ye, T&#252;rk ayd&#305;n&#305;na ve T&#252;rkiye i&#351;&#231;i s&#305;n&#305;f&#305;na miras b&#305;rakm&#305;&#351; bir insan bulunuyor.</p><p>Yal&#231;&#305;n K&#252;&#231;&#252;k ya&#351;&#305;yor. Ya&#351;ayacak.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[İktisatçıları Değil İktisadı Konuşmak]]></title><description><![CDATA[Bunca y&#305;l iktisat ve siyasal iktisat okudum.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/iktisatclar-degil-iktisad-konusmak</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/iktisatclar-degil-iktisad-konusmak</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Fri, 03 Apr 2026 03:14:11 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p>Bunca y&#305;l iktisat ve siyasal iktisat okudum. D&#252;n, rahmetli hocam Prof. Dr. Merih Celasun&#8217;un bir koridor sohbetinde anlatmaya &#231;al&#305;&#351;t&#305;&#287;&#305; bir konu yeniden akl&#305;ma geldi. Dersten &#231;&#305;km&#305;&#351;t&#305;k. Hoca yorulmu&#351;tu; eli y&#252;z&#252; tebe&#351;ir i&#231;indeydi. O y&#305;llarda ODT&#220;&#8217;de kapal&#305; mek&#226;nlarda t&#252;t&#252;n &#252;r&#252;nleri kullan&#305;labiliyordu. Piposunu yakt&#305;. Etraf&#305;nda toplanm&#305;&#351; bizlere g&#252;l&#252;mseyerek bakt&#305;. Ders sonlar&#305;nda &#246;&#287;rencilerin onunla sohbet etmesini bekler, bundan b&#252;y&#252;k keyif al&#305;rd&#305;.</p><p>Konu&#351;man&#305;n nas&#305;l ba&#351;lad&#305;&#287;&#305;n&#305; &#351;imdi tam hat&#305;rlam&#305;yorum. Ama bir yerde s&#246;z&#252; getirip bize &#351;unu s&#246;ylemi&#351;ti: &#8220;&#304;ktisat garip bir disiplin.&#8221; Kendisinin lisans e&#287;itimi m&#252;hendislikti. Ard&#305;ndan eklemi&#351;ti: &#8220;&#304;ktisat&#231;&#305;lar &#231;o&#287;u zaman iktisad&#305; de&#287;il, iktisat&#231;&#305;lar&#305; konu&#351;ur. Do&#287;a bilimlerinde ve m&#252;hendislikte ise genellikle konu konu&#351;ulur; kimin ne dedi&#287;i daha tali bir meseledir. Ke&#351;ke iktisat da do&#287;a bilimleri gibi olsa.&#8221;</p><p>Bu &#231;ok &#246;nemli bir g&#246;zlemdi. Ama iktisat, siyasal bir disiplin oldu&#287;u i&#231;in, kimin ne dedi&#287;ini ve neden dedi&#287;ini konu&#351;mak da mesle&#287;in do&#287;as&#305;nda vard&#305;r. Hoca bunu elbette biliyordu. Zaten &#8220;ke&#351;ke&#8221; derken kastetti&#287;i de buydu: iktisad&#305;n ke&#351;ke daha fazla konuya, daha az ki&#351;ilere odaklanan bir disiplin olabilmesi.</p><p>D&#252;n bu an&#305; zihnimde yeniden canland&#305;. Merih Hoca ile hayali bir sohbete girdim. &#8220;Hocam,&#8221; dedim, &#8220;d&#252;nya &#231;ok kar&#305;&#351;t&#305;. Art&#305;k hangi iktisat&#231;&#305;n&#305;n ne dedi&#287;ini tart&#305;&#351;acak vaktimiz kalmad&#305;. Beklemeden, &#8216;iktisat bug&#252;n i&#231;in ne s&#246;yl&#252;yor?&#8217; sorusuna kapsaml&#305; bi&#231;imde yakla&#351;mam&#305;z gerekiyor. Ge&#231;mi&#351;ten bug&#252;ne disiplinin zengin d&#252;&#351;&#252;nce geleneklerinden, siyasal ve ideolojik tercih yapmadan, bize b&#305;rak&#305;lm&#305;&#351; miras&#305;n envanterini &#231;&#305;karmal&#305; ve bunu bir do&#287;a bilimcinin titizli&#287;iyle ortaya koymal&#305;y&#305;z. Bunu yapabilirsek, &#246;nce i&#231;inde ya&#351;ad&#305;&#287;&#305;m&#305;z an&#305;n ne kadar karma&#351;&#305;k oldu&#287;unu ve farkl&#305; iktisadi ili&#351;kilerin hayatlar&#305;m&#305;z&#305; nas&#305;l etkiledi&#287;ini daha iyi g&#246;rebiliriz. Sonra isteyen, bunu kimin s&#246;yledi&#287;ini ve neden s&#246;yledi&#287;ini ayr&#305;ca tart&#305;&#351;&#305;r.&#8221;</p><p>Hoca &#8212; hayal bu ya &#8212; bana d&#246;nd&#252; ve &#8220;Ahmet Bey, bu &#231;ok iyi bir fikir; neden bu konuda bir &#351;eyler yazm&#305;yorsunuz?&#8221; dedi.</p><p>Ben de a&#351;a&#287;&#305;dakileri kaleme ald&#305;m.</p><p><strong>B&#252;y&#252;k &#304;ktisat&#231;&#305;lardan Bug&#252;n&#252; Anlamak &#304;&#231;in Al&#305;nacak Temel Dersler</strong></p><p>&#8226;Piyasalar tek ba&#351;&#305;na i&#351;lemez; g&#252;venlik, hukuk, devlet kapasitesi ve kurumsal d&#252;zen &#252;zerine oturur.</p><p>&#8226;D&#305;&#351; ticaret ve k&#252;resel entegrasyon yaln&#305;zca refah &#252;retmez; fiyatlar&#305;, gelir da&#287;&#305;l&#305;m&#305;n&#305; ve k&#305;r&#305;lganl&#305;klar&#305; da de&#287;i&#351;tirir.</p><p>&#8226;Ekonomik krizler sistemik &#246;zeliklere sahiptir ve &#252;retim, finans, ticaret ve siyasal yap&#305;lar aras&#305;ndaki ba&#287;lant&#305;lar&#305;n sonucudur.</p><p>&#8226;As&#305;l tehlike ilk &#351;okun g&#252;ven kayb&#305;na, likidite daralmas&#305;na ve fiyat bozulmas&#305;na zincirleme yay&#305;lmas&#305;d&#305;r.</p><p>&#8226;Faiz, kredi ve fiyat sistemi bozuldu&#287;unda, d&#305;&#351; &#351;oklar ekonomi i&#231;inde &#231;ok daha g&#252;&#231;l&#252; b&#252;y&#252;t&#252;l&#252;r.</p><p>&#8226;Ekonomik hayat do&#287;as&#305; gere&#287;i belirsizlik alt&#305;nda i&#351;ler. Kriz ortamlar&#305;nda belirsizlikler y&#246;netilemez hale gelebilir.</p><p>&#8226;Uzun istikrar d&#246;nemleri akt&#246;rleri daha fazla risk almaya iter ve sistemin i&#231; k&#305;r&#305;lganl&#305;&#287;&#305;n&#305; b&#252;y&#252;t&#252;r.</p><p>&#8226;Piyasa siyasal olarak kurulmu&#351; bir d&#252;zendir; do&#287;al piyasa diye bir &#351;ey yoktur. Piyasa &#231;&#246;kerse devlet, toplum ve g&#252;&#231; ili&#351;kileri yeniden belirleyici &#246;zellikleriyle geri d&#246;ner ve piyasan&#305;n siyasal do&#287;as&#305; a&#231;&#305;&#287;a &#231;&#305;kar.</p><p>&#8226;Kapitalizm s&#252;rekli tekrarlanan sars&#305;nt&#305;lar, yeniden yap&#305;lanmalar ve g&#252;&#231; kaymalar&#305; &#252;zerinden ilerleyen dinamik bir sistemdir.</p><p>&#8226;Bug&#252;n&#252;n jeopolitik, enerji, enflasyon, siber ve tedarik zinciri birbirine ba&#287;lanan sistemik risklerdir.</p><p>&#350;imdi isteyen bunlar&#305; kimlerin s&#246;yledi&#287;ini ara&#351;t&#305;r&#305;p konu&#351;abilir. Ancak benim tavsiyem, bu i&#351;i biraz ertelemek gerekti&#287;i y&#246;n&#252;nde. Bug&#252;n, d&#252;nya bizi iktisat&#231;&#305;lar&#305; de&#287;il iktisad&#305; konu&#351;maya &#231;a&#287;&#305;r&#305;yor.</p><p>Nurlar i&#231;inde yat Hocam!</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Mart 2026 Küresel Görünüm Raporu]]></title><description><![CDATA[Sizler i&#231;in haz&#305;rlam&#305;&#351; oldu&#287;umu bu raporun pdf olarak bir kopyas&#305;na a&#351;a&#287;&#305;daki ba&#287;lant&#305;dan ul&#351;abilirsiniz.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/mart-2026-kuresel-gorunum-raporu</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/mart-2026-kuresel-gorunum-raporu</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Tue, 31 Mar 2026 06:31:58 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p>Sizler i&#231;in haz&#305;rlam&#305;&#351; oldu&#287;umu bu raporun pdf olarak bir kopyas&#305;na a&#351;a&#287;&#305;daki ba&#287;lant&#305;dan ul&#351;abilirsiniz. </p><p><a href="https://www.linkedin.com/feed/update/urn:li:activity:7444631414668677121/?originTrackingId=TGKs9CNtXZ5e4%2BkdpR9jlQ%3D%3D">Mart 2026 K&#252;resel G&#246;r&#252;n&#252;m Raporu</a></p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Yöneticiler neden Kant okumalıdır?]]></title><description><![CDATA[Y&#246;neticiler a&#231;&#305;s&#305;ndan Kant, d&#252;&#351;&#252;nceyi ilkelere ba&#287;layan bir anlay&#305;&#351; geli&#351;tirmi&#351; olmas&#305; bak&#305;m&#305;ndan &#246;nemlidir.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/yoneticiler-neden-kant-okumaldr</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/yoneticiler-neden-kant-okumaldr</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Mon, 30 Mar 2026 05:03:44 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p>Y&#246;neticiler a&#231;&#305;s&#305;ndan Kant, d&#252;&#351;&#252;nceyi ilkelere ba&#287;layan bir anlay&#305;&#351; geli&#351;tirmi&#351; olmas&#305; bak&#305;m&#305;ndan &#246;nemlidir. Karar, &#246;dev, &#246;zg&#252;rl&#252;k, s&#305;n&#305;r, ak&#305;l ve insan onuru gibi kavramlar&#305; birbirinden ay&#305;rmadan, aralar&#305;ndaki ba&#287;&#305; koruyarak d&#252;&#351;&#252;n&#252;r. Bir eylemin ahlaken do&#287;rulu&#287;unu, do&#287;urdu&#287;u faydal&#305; sonu&#231;lara g&#246;re de&#287;erlendirenlere &#351;&#252;pheyle yakla&#351;&#305;r. Ona g&#246;re bir eylemin do&#287;rulu&#287;u, sonu&#231;lar&#305;ndan &#231;ok, onu me&#351;rula&#351;t&#305;ran ahlaki ilkelerde aranmal&#305;d&#305;r. Bu y&#252;zden Kant, karar verme sorumlulu&#287;u ta&#351;&#305;yan herkes i&#231;in ciddi bir d&#252;&#351;&#252;nce kayna&#287;&#305;d&#305;r.</p><p><strong>Hayat&#305;</strong></p><p>Immanuel Kant, 1724 y&#305;l&#305;nda K&#246;nigsberg&#8217;de do&#287;du. Hayat&#305;n&#305;n neredeyse tamam&#305;n&#305; bu &#351;ehirde ge&#231;irdi. D&#305;&#351;ar&#305;dan bak&#305;ld&#305;&#287;&#305;nda bu hayat son derece sakin, d&#252;zenli, hatta tekd&#252;ze g&#246;r&#252;nebilir. Ancak d&#252;&#351;&#252;nsel y&#246;nden bak&#305;ld&#305;&#287;&#305;nda tablo bamba&#351;kad&#305;r. Kant, son derece yo&#287;un bir zihinsel ya&#351;am s&#252;rm&#252;&#351;t&#252;r. Ya&#351;am&#305;ndaki disiplinin d&#252;&#351;&#252;ncesinin geli&#351;imine de sindi&#287;i, onu okuduk&#231;a a&#231;&#305;k&#231;a g&#246;r&#252;l&#252;r.</p><p>Gen&#231;lik y&#305;llar&#305;nda do&#287;a bilimleriyle, matematikle ve metafizikle ilgilendi. Bu okumalar, zamanla onu hayat&#305; boyunca me&#351;gul edecek sorular geli&#351;tirmeye y&#246;neltti. Kendi sistemini kurarken ona y&#246;n veren temel sorular&#305; &#351;&#246;yle form&#252;le etti: &#304;nsan akl&#305; neyi bilebilir, neyi yapmal&#305;d&#305;r ve neyi umut edebilir? Kant&#8217;&#305;n b&#252;t&#252;n felsefesi, b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;&#252;de bu &#252;&#231; soru etraf&#305;nda &#246;r&#252;l&#252;r.</p><p><strong>Etkisi</strong></p><p>Kant&#8217;&#305;n modern d&#252;&#351;&#252;nce &#252;zerindeki etkisi ger&#231;ekten ola&#287;an&#252;st&#252;d&#252;r. Ondan sonra bilgi, ahlak, &#246;zg&#252;rl&#252;k, hukuk, siyaset ve estetik &#252;zerine d&#252;&#351;&#252;nmenin bi&#231;imi k&#246;kl&#252; bi&#231;imde de&#287;i&#351;mi&#351;tir. Bunun temel nedeni, insan&#305; hem s&#305;n&#305;rl&#305; hem de &#246;zerk bir varl&#305;k olarak birlikte d&#252;&#351;&#252;nebilmi&#351; olmas&#305;d&#305;r.</p><p>Bir yandan akl&#305;n her &#351;eyi bilemeyece&#287;ini g&#246;sterir, &#246;te yandan insan&#305;n ahlaki bak&#305;mdan edilgin bir varl&#305;k olmad&#305;&#287;&#305;n&#305; s&#246;yler. &#304;&#351;te bu ikili yakla&#351;&#305;m son derece &#246;nemlidir. Kant, insan&#305; hem s&#305;n&#305;rlar&#305; olan hem de sorumluluk ta&#351;&#305;yan bir varl&#305;k olarak kavrar. Bug&#252;n modern insan haklar&#305;, ki&#351;i dokunulmazl&#305;&#287;&#305;, &#246;zerklik, evrensellik ve kamusal ak&#305;l &#252;zerine y&#252;r&#252;t&#252;len tart&#305;&#351;malar&#305;n derin arka plan&#305;nda da bu d&#252;&#351;&#252;nce yer al&#305;r.</p><p><strong>Eserleri</strong></p><p>Kant&#8217;&#305;n eserleri, tek tek okunduklar&#305;nda da tamamlanm&#305;&#351; birer arg&#252;man sunar. Ancak hepsini birlikte dikkate alan bir okuma, onun d&#252;&#351;&#252;nce d&#252;nyam&#305;za yapt&#305;&#287;&#305; katk&#305;n&#305;n b&#252;t&#252;nselli&#287;ini daha a&#231;&#305;k bi&#231;imde ortaya koyar.</p><p><em>Saf Akl&#305;n Ele&#351;tirisi</em>, insan bilgisinin imk&#226;n&#305;n&#305; ve s&#305;n&#305;rlar&#305;n&#305; soru&#351;turur. Kant burada &#231;ok temel bir soru sorar: Deneyden &#246;nce m&#252;mk&#252;n olan bir bilgi var m&#305;d&#305;r? Bu soru onu, duyarl&#305;k, anlama yetisi ve akl&#305;n i&#351;leyi&#351;i aras&#305;nda ayr&#305;m yapmaya g&#246;t&#252;r&#252;r. Kant&#8217;a g&#246;re bilginin nesnelli&#287;i, zihnin d&#252;nyaya yaln&#305;zca pasif bi&#231;imde a&#231;&#305;lmamas&#305;na, tersine d&#252;nyay&#305; belirli formlar alt&#305;nda kurmas&#305;na dayan&#305;r. Zaman ve mek&#226;n duyarl&#305;&#287;&#305;n formlar&#305;d&#305;r; kategoriler ise anlama yetisinin d&#252;zenleyici yap&#305;lar&#305;d&#305;r. Bu eser, bir yandan metafizi&#287;i s&#305;n&#305;rs&#305;z iddialardan ar&#305;nd&#305;r&#305;r, &#246;te yandan bilgiyi ku&#351;kuculu&#287;a teslim etmez.</p><p><em>Pratik Akl&#305;n Ele&#351;tirisi</em>, &#246;zg&#252;rl&#252;k ile ahlak aras&#305;ndaki ili&#351;kiyi temellendirir. Kant burada insan&#305;n, ahlaki bir varl&#305;k olarak, kendi kendine yasa koyabildi&#287;ini ileri s&#252;rer. Ahlaki davran&#305;&#351;, d&#305;&#351; bask&#305;n&#305;n de&#287;il, &#246;zerk iradenin &#252;r&#252;n&#252;d&#252;r. Bu nedenle ahlak, sonu&#231; hesab&#305;ndan &#246;nce, iradenin ilkeye uygun olup olmad&#305;&#287;&#305;yla ilgilidir. Kant&#8217;&#305;n me&#351;hur &#246;dev ahlak&#305; da burada merkez&#238; bir yer tutar.</p><p><em>Ahlak Metafizi&#287;inin Temellendirilmesi</em>, onun ahlak d&#252;&#351;&#252;ncesine giri&#351; niteli&#287;i ta&#351;&#305;yan en yo&#287;un metinlerinden biridir. &#304;yi irade, &#246;dev ve kategorik imperatif gibi kavramlar burada en a&#231;&#305;k bi&#231;imleriyle ortaya konur.</p><p><em>Ahlak Metafizi&#287;i</em> ise hukuk ile erdemin alanlar&#305;n&#305; daha sistemli bi&#231;imde birbirinden ay&#305;r&#305;r. Burada mesele yaln&#305;zca bireysel ahlak de&#287;ildir. Hak, y&#252;k&#252;ml&#252;l&#252;k, zorlama, yurtta&#351;l&#305;k ve kamusal d&#252;zen gibi konular da tart&#305;&#351;man&#305;n par&#231;as&#305; h&#226;line gelir. Kant, &#246;zg&#252;rl&#252;&#287;&#252; s&#305;n&#305;rs&#305;z bir serbestlik olarak de&#287;il, herkes i&#231;in ba&#287;lay&#305;c&#305; olabilecek bir hukuk d&#252;zeni i&#231;inde d&#252;&#351;&#252;n&#252;r.</p><p><em>Yarg&#305;g&#252;c&#252;n&#252;n Ele&#351;tirisi</em>, do&#287;a ile &#246;zg&#252;rl&#252;k alanlar&#305; aras&#305;nda bir ge&#231;it kurmaya &#231;al&#305;&#351;&#305;r. G&#252;zel, y&#252;ce, organizma, ama&#231;l&#305;l&#305;k ve reflektif yarg&#305; gibi kavramlar burada tart&#305;&#351;&#305;l&#305;r. Bu eser, insan&#305;n d&#252;nyayla ili&#351;kisinin yaln&#305;zca bilgi ve ahlak &#252;zerinden kurulmad&#305;&#287;&#305;n&#305; g&#246;sterir. Yani insan, bunlarla birlikte, yarg&#305;, uyum ve anlam tecr&#252;besi ya&#351;ayan bir varl&#305;kt&#305;r.</p><p><em>Ayd&#305;nlanma Nedir?</em> ba&#351;l&#305;kl&#305; k&#305;sa metin, Kant&#8217;&#305;n belki de sosyal teoride en etkili olmu&#351; yaz&#305;lar&#305;ndan biridir. Kant burada ayd&#305;nlanmay&#305;, insan&#305;n kendi su&#231;u y&#252;z&#252;nden d&#252;&#351;t&#252;&#287;&#252; ergin olmay&#305;&#351; h&#226;linden &#231;&#305;k&#305;&#351;&#305; olarak tan&#305;mlar. Ayd&#305;nlanmay&#305;, insan&#305;n kendi akl&#305;n&#305; kullanma cesareti g&#246;stermesi olarak a&#231;&#305;klar ve insanlar&#305; ak&#305;llar&#305;n&#305; kullanmaya &#231;a&#287;&#305;r&#305;r. Bu, yaln&#305;zca entelekt&#252;el bir &#231;a&#287;r&#305; de&#287;ildir. Daha &#246;nemlisi, toplumun kamusal bak&#305;mdan olgunla&#351;mas&#305;na katk&#305;da bulunmay&#305; insanlara bir g&#246;rev olarak y&#252;kleyen bir &#231;a&#287;r&#305;d&#305;r.</p><p><em>Ebedi Bar&#305;&#351;</em> Kant&#8217;&#305;n siyaset felsefesinde &#246;nemli bir yere sahiptir. Kant bu metinde, kal&#305;c&#305; bar&#305;&#351;&#305;n yaln&#305;zca iyi niyetle sa&#287;lanamayaca&#287;&#305;n&#305; s&#246;yler. Bunun i&#231;in cumhuriyet&#231;i bir d&#252;zen, hukuk, toplumsal s&#246;zle&#351;me ve devletler aras&#305; kurumsal bir yap&#305; gerekir. Ona g&#246;re bar&#305;&#351;, pasifist bir anlay&#305;&#351;&#305;n ileri s&#252;rebilece&#287;i gibi &#231;at&#305;&#351;madan uzak durma iradesinin sonucu de&#287;il, hukuken kurulmu&#351; bir ili&#351;ki bi&#231;imidir. Kant&#8217;&#305;n kozmopolit hak d&#252;&#351;&#252;ncesi, bar&#305;&#351;&#305; tesis edecek hukukun evrensel ilkelere dayanmas&#305; gereklili&#287;inin yan&#305; s&#305;ra ulusal ve k&#252;lt&#252;rel farklar&#305; a&#351;an bir ulus&#246;tesi ufku da gerektirdi&#287;ini ortaya koyar. Yabanc&#305;n&#305;n d&#252;&#351;man say&#305;lmamas&#305;, her t&#252;rl&#252; etkile&#351;imin hukukla d&#252;zenlenmesi ve uluslararas&#305; alan&#305;n g&#252;&#231; ili&#351;kilerine terk edilmemesi, bu metnin temel tezleri aras&#305;nda yer al&#305;r.</p><p><strong>Antinomiler</strong></p><p>Kant&#8217;&#305;n y&#246;neticiler a&#231;&#305;s&#305;ndan dolayl&#305; ama &#231;ok k&#305;ymetli katk&#305;lar&#305;ndan biri de, akl&#305;n antinomiler (kar&#351;&#305;tl&#305;klar) &#252;retebildi&#287;ini g&#246;stermesidir. Antinomi dedi&#287;imiz &#351;ey, akl&#305;n ayn&#305; konuda birbirine z&#305;t iki g&#252;&#231;l&#252; iddiay&#305; ayn&#305; anda temellendirebilmesi durumudur. Kant bunu &#246;zellikle kozmoloji alan&#305;nda g&#246;sterir: D&#252;nyan&#305;n ba&#351;lang&#305;c&#305; vard&#305;r ve yoktur; her &#351;ey basittir ve de&#287;ildir; &#246;zg&#252;rl&#252;k vard&#305;r ve yoktur; her&#351;eyi yaratm&#305;&#351; olan bir varl&#305;k vard&#305;r ve yoktur. Burada as&#305;l mesele, hangi taraf&#305;n do&#287;ru oldu&#287;u de&#287;ildir. As&#305;l mesele, akl&#305;n s&#305;n&#305;r&#305;n&#305; a&#351;t&#305;&#287;&#305;nda &#231;eli&#351;ki &#252;retmeye ba&#351;lamas&#305;d&#305;r.</p><p>Bu d&#252;&#351;&#252;ncenin karar verme a&#231;&#305;s&#305;ndan &#246;nemi b&#252;y&#252;kt&#252;r. &#199;&#252;nk&#252; kimi zaman sorun, elimizde yeterince veri olmamas&#305; de&#287;ildir. Meseleyi yanl&#305;&#351; d&#252;zlemde kuruyor olmam&#305;zd&#305;r. &#304;ki kar&#351;&#305;t g&#246;r&#252;&#351;ten ikisi de son derece g&#252;&#231;l&#252; ve makul g&#246;r&#252;nebilir. B&#246;yle anlarda yap&#305;lmas&#305; gereken &#351;ey, yaln&#305;zca bir taraf se&#231;mek olmamal&#305;d&#305;r. &#214;nce &#351;u soruyu sormak gerekir: Bu &#231;eli&#351;ki ger&#231;ekten olgusal m&#305;, yoksa benim kulland&#305;&#287;&#305;m kavramlar&#305;n ve bak&#305;&#351; a&#231;&#305;s&#305;n&#305;n &#252;retti&#287;i bir &#231;eli&#351;ki mi? Kant&#8217;&#305;n antinomi analizi, karar an&#305;ndaki zihinsel kilitlenmeleri a&#351;mak i&#231;in &#246;nce d&#252;&#351;&#252;ncenin s&#305;n&#305;rlar&#305;n&#305; ve varsay&#305;mlar&#305;n&#305; g&#246;r&#252;n&#252;r hale getirir.</p><p><strong>Bir Kant yorumu olarak Karatani ve Transkritik</strong></p><p>Kojin Karatani&#8217;nin <em>Transkritik</em> adl&#305; eseri, Kant&#8217;&#305;n antinomi kavram&#305;n&#305; &#231;a&#287;da&#351; d&#252;&#351;&#252;ncenin geli&#351;imine katk&#305; amac&#305;yla  yeniden yorumlamaya &#231;al&#305;&#351;an dikkat &#231;ekici metinlerden biridir. Karatani burada, Kant ile Marx aras&#305;nda gidip gelen bir d&#252;&#351;&#252;nme &#231;er&#231;evesi kurar. Yapt&#305;&#287;&#305; &#351;ey, bu iki d&#252;&#351;&#252;n&#252;r&#252; uzla&#351;t&#305;rmak de&#287;ildir. Daha &#231;ok, aralar&#305;ndaki &#231;eli&#351;kili gerilimi d&#252;&#351;&#252;nsel bak&#305;mdan verimli h&#226;le getirmeye &#231;al&#305;&#351;&#305;r. Buna &#8220;transkritik&#8221; ad&#305;n&#305; verir.</p><p>&#8220;Transkritik&#8221; y&#246;ntemi, g&#252;nl&#252;k ya&#351;amda da &#231;at&#305;&#351;malar&#305; farkl&#305; bir yakla&#351;&#305;mla ele alma imk&#226;n&#305; sunar. Karatani, tek ve sabit bir bak&#305;&#351; a&#231;&#305;s&#305;ndan h&#252;k&#252;m vermek yerine, bir konumu ba&#351;ka bir konumun i&#231;inden yeniden yorumlamay&#305; &#246;nerir. Yani d&#252;&#351;&#252;nce, kendisini d&#305;&#351;ar&#305;dan ele&#351;tirebilecek ikinci bir perspektifi referans ald&#305;&#287;&#305;nda derinle&#351;ir. Bu y&#246;ntem, Kant&#8217;&#305;n ele&#351;tirel d&#252;&#351;&#252;ncesini yaln&#305;zca s&#305;n&#305;r &#231;izen bir disiplin olarak de&#287;il, bak&#305;&#351; a&#231;&#305;lar&#305; aras&#305;nda hareket eden bir yorumlama tarz&#305; olarak g&#246;rmemizi sa&#287;lar.</p><p>Karatani&#8217;nin Kant yorumunda &#246;zellikle dikkat &#231;eken nokta &#351;udur: Evrensellik, ya&#351;ad&#305;&#287;&#305;m&#305;z d&#252;nyadan kopuk, soyut bir bak&#305;&#351; de&#287;ildir. Evrensellik, farkl&#305; k&#252;lt&#252;rel konumlar aras&#305;ndaki etkile&#351;imde ortaya &#231;&#305;kan; s&#246;z konusu k&#252;lt&#252;rleri yok saymayan, ama onlar&#305;n s&#305;n&#305;rlar&#305; i&#231;ine de hapsolmayan bir yorumlama talebidir. Bu nedenle ele&#351;tiri, kar&#351;&#305; taraf&#305; yanl&#305;&#351;lamak anlam&#305;na gelmez. Ele&#351;tiri, ki&#351;inin kendi bulundu&#287;u yeri ba&#351;ka bir konumdan sorgulanabilir h&#226;le getirmesi ve ayn&#305; tutumu kar&#351;&#305; taraftan da beklemesidir. Bu &#231;er&#231;evede s&#252;rd&#252;r&#252;lecek etkile&#351;imlerin kozmopolit bir k&#252;lt&#252;r yarataca&#287;&#305;n&#305; g&#246;rmek zor de&#287;ildir.</p><p>Bu bak&#305;mdan <em>Transkritik</em>, karar s&#252;re&#231;lerini geli&#351;tirebilecek bir d&#252;&#351;&#252;nme y&#246;ntemi olarak okunabilir. Pek &#231;ok karar, yaln&#305;zca i&#231;eri&#287;i nedeniyle de&#287;il, bak&#305;&#351; a&#231;&#305;s&#305;n&#305;n dar olmas&#305; nedeniyle de eksik kal&#305;r. Karatani&#8217;nin Kant&#8217;tan esinlenerek &#246;nerdi&#287;i yorumlama yakla&#351;&#305;m&#305;, h&#252;km&#252; erteleyen bir karars&#305;zl&#305;k h&#226;li de&#287;ildir. Tam tersine, daha sa&#287;lam temellere dayanan bir karara ula&#351;&#305;rken akl&#305; etkin bi&#231;imde kullanma &#231;abas&#305;d&#305;r. Bu anlamda <em>Transkritik</em>, karar &#246;ncesindeki muhakemeyi g&#252;&#231;lendiren zihinsel bir egzersiz olarak da de&#287;erlendirilebilir.</p><p><strong>Y&#246;neticiler i&#231;in bir Kant yorumu</strong></p><p>Kant&#8217;&#305; y&#246;neticiler a&#231;&#305;s&#305;ndan &#246;nemli k&#305;lan ilk nokta, karar&#305; yaln&#305;zca sonu&#231; &#252;zerinden de&#287;il, ilke &#252;zerinden de d&#252;&#351;&#252;nd&#252;rmesidir. &#199;&#252;nk&#252; her faydal&#305; g&#246;r&#252;nen karar etik bak&#305;mdan savunulabilir olmayabilir. Her etkili y&#246;ntem me&#351;ru de&#287;ildir. Kant&#8217;&#305;n sordu&#287;u temel soru &#351;udur: Burada yapt&#305;&#287;&#305;m &#351;ey, herkes i&#231;in ge&#231;erli olabilecek bir ilkeye dayan&#305;yor mu?</p><p>Bu soru, y&#246;neticinin kendi davran&#305;&#351;&#305;n&#305; istisna &#252;retmeden de&#287;erlendirmesini sa&#287;lar. Liyakati savunup ayr&#305;cal&#305;k tan&#305;mak, &#351;effafl&#305;k talep edip bilgiyi saklamak, hesap verebilirlik istemek ama kendini bunun d&#305;&#351;&#305;nda tutmak... Bunlar&#305;n hi&#231;biri ilkeye dayal&#305; davran&#305;&#351; de&#287;ildir; bunlar yaln&#305;zca duruma g&#246;re pozisyon almakt&#305;r. Kant&#8217;&#305;n katk&#305;s&#305;, bu f&#305;rsat&#231;&#305; ama ahlaken sorunlu davran&#305;&#351;lar&#305; g&#246;r&#252;n&#252;r h&#226;le getirir. Y&#246;netici, Kant&#8217;tan &#351;unu &#246;&#287;renir: &#304;lke, yaln&#305;zca ba&#351;kalar&#305;na uygulanan bir kural de&#287;ildir.</p><p>&#304;kinci mesele, insan onurudur. Kant&#8217;a g&#246;re insan hi&#231;bir zaman yaln&#305;zca bir ara&#231; de&#287;ildir; her zaman kendi ba&#351;&#305;na bir ama&#231;t&#305;r. Bu ilke, y&#246;neticilik a&#231;&#305;s&#305;ndan son derece ciddidir. Kurumsal hayat&#305;n en b&#252;y&#252;k risklerinden biri, insan&#305; yaln&#305;zca performans, verimlilik ya da maliyet kalemi olarak g&#246;rmeye ba&#351;lamakt&#305;r. Kant, tam da bu indirgemeye g&#252;&#231;l&#252; bir s&#305;n&#305;r &#231;izer.</p><p>&#220;&#231;&#252;nc&#252; nokta, antinomilerin d&#252;&#351;&#252;nd&#252;rd&#252;&#287;&#252; meseledir. Y&#246;netici bazen iki g&#252;&#231;l&#252; gerek&#231;e aras&#305;nda s&#305;k&#305;&#351;&#305;r. B&#252;y&#252;me ile istikrar, h&#305;z ile do&#287;ruluk, sadakat ile adalet, merkez&#238; kontrol ile yerel esneklik ayn&#305; anda hakl&#305; g&#246;r&#252;nebilir. B&#246;yle anlarda Kant&#231;&#305; d&#252;&#351;&#252;nme, hemen taraf tutmaktan &#246;nce &#231;eli&#351;kinin kayna&#287;&#305;n&#305; anlamay&#305; &#246;nerir. Sorun ger&#231;ekten se&#231;eneklerin kendisinde midir, yoksa meseleyi kurma bi&#231;imimizde mi? &#304;&#351;te bu soru, karar s&#252;re&#231;lerini daha olgun bir d&#252;zeye ta&#351;&#305;r.</p><p>D&#246;rd&#252;nc&#252; nokta ise Karatani&#8217;nin Kant&#8217;&#305;n iziden giderek a&#231;t&#305;&#287;&#305; kavramsal imk&#226;nd&#305;r. <em>Transkritik</em>, bize karar&#305;n yaln&#305;zca veri toplamakla de&#287;il, bak&#305;&#351; a&#231;&#305;s&#305;n&#305; de&#287;i&#351;tirmekle de olgunla&#351;t&#305;&#287;&#305;n&#305; hat&#305;rlat&#305;r. Bir kurum a&#231;&#305;s&#305;ndan bunun anlam&#305; olduk&#231;a a&#231;&#305;kt&#305;r: Ayn&#305; meseleyi yaln&#305;zca &#252;st y&#246;netimin g&#246;z&#252;nden de&#287;il, &#231;al&#305;&#351;anlar&#305;n, m&#252;&#351;terilerin, tedarik&#231;ilerin, ortaklar&#305;n ve farkl&#305; k&#252;lt&#252;rel ba&#287;lamlar&#305;n i&#231;inden de okumak gerekir. B&#246;ylece karar, yaln&#305;zca g&#252;&#231; sahibinin karar&#305; olmaktan &#231;&#305;kar; daha geni&#351; bir d&#252;&#351;&#252;nsel s&#305;namadan ge&#231;mi&#351; bir karar h&#226;line gelir.</p><p>Son olarak <em>Ebedi Bar&#305;&#351;</em> metni, &#246;zellikle uluslararas&#305; ticaret yapan kurumlar bak&#305;m&#305;ndan ayr&#305;ca &#246;nemlidir. &#199;&#252;nk&#252; ulusal s&#305;n&#305;rlar&#305;n &#246;tesinde s&#252;rd&#252;r&#252;len i&#351; ili&#351;kileri yaln&#305;zca s&#246;zle&#351;melerle y&#252;r&#252;mez; g&#252;venle, kar&#351;&#305;l&#305;kl&#305;l&#305;kla ve &#246;ng&#246;r&#252;lebilir davran&#305;&#351; kal&#305;plar&#305;yla da y&#252;r&#252;r. Kant&#8217;&#305;n burada sundu&#287;u d&#252;&#351;&#252;nce &#351;udur: Kal&#305;c&#305; ili&#351;ki, keyf&#238; g&#252;&#231; kullan&#305;m&#305;na de&#287;il, ortak ilkelere dayan&#305;r. Uluslararas&#305; &#246;l&#231;ekte &#231;al&#305;&#351;an bir kurum i&#231;in bunun anlam&#305; a&#231;&#305;kt&#305;r: Etik standard&#305; &#252;lkeye g&#246;re de&#287;i&#351;tirmemek, muhatab&#305;n&#305; yaln&#305;zca bir f&#305;rsat nesnesi olarak g&#246;rmemek ve farkl&#305; k&#252;lt&#252;rlerde de ayn&#305; sayg&#305; dilini koruyabilmek. Kurum k&#252;lt&#252;r&#252;, bu ulus&#246;tesi yetkinlikle s&#305;nan&#305;r.</p><p>&#214;zetle, Kant y&#246;neticiye haz&#305;r cevaplar vermez. Ondan daha de&#287;erli bir &#351;ey verir: ilke verir, akl&#305;n s&#305;n&#305;rl&#305; oldu&#287;u duygusunu verir, &#231;eli&#351;kiyi tan&#305;ma yetene&#287;i verir. Karar&#305; yaln&#305;zca sonu&#231; bak&#305;m&#305;ndan de&#287;il, me&#351;ruiyet bak&#305;m&#305;ndan da tartma disiplini kazand&#305;r&#305;r. Bu y&#252;zden Kant, karar&#305;n niteli&#287;ini y&#252;kseltmeye katk&#305; sa&#287;layan ciddi bir d&#252;&#351;&#252;nme kayna&#287;&#305;d&#305;r.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Krizler Neden Farklı Ulusal Stratejiler Üretir?]]></title><description><![CDATA[Merhaba.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/krizler-neden-farkl-ulusal-stratejiler</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/krizler-neden-farkl-ulusal-stratejiler</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Sun, 29 Mar 2026 10:34:35 GMT</pubDate><enclosure url="https://api.substack.com/feed/podcast/192488230/c9b6de18960424d23fee4c26ae08b812.mp3" length="0" type="audio/mpeg"/><content:encoded><![CDATA[<h2></h2><p>Merhaba.</p><p>Bu b&#246;l&#252;m, <strong>B&#252;y&#252;k Krizler &#199;a&#287;&#305;nda Devlet ve Kriz Y&#246;netimi: 1930&#8217;lardan Bug&#252;ne Bak&#305;&#351;</strong> ba&#351;l&#305;kl&#305; podcast serisinin giri&#351; b&#246;l&#252;m&#252;d&#252;r.</p><p>Bu ilk b&#246;l&#252;mde ayr&#305;nt&#305;l&#305; tarih anlat&#305;s&#305;na ya da tek tek &#252;lke &#246;rneklerine hemen girmeden &#246;nce, serinin genel &#231;er&#231;evesini kuruyorum. Buradaki temel sorum &#351;u: Krizler neden farkl&#305; ulusal stratejiler &#252;retir? Ayn&#305; &#246;l&#231;&#252;de a&#287;&#305;r ekonomik ve siyasal sars&#305;nt&#305;lar kar&#351;&#305;s&#305;nda neden baz&#305; devletler h&#305;zl&#305;, kapsaml&#305; ve e&#351;g&#252;d&#252;ml&#252; ad&#305;mlar atarken baz&#305;lar&#305; daha dar, daha gecikmi&#351; ya da daha par&#231;al&#305; tepkiler verir?</p><p>Bu b&#246;l&#252;mde, krizleri anlamak i&#231;in yaln&#305;zca sonradan al&#305;nan &#246;nlemlere bakman&#305;n yeterli olmad&#305;&#287;&#305;n&#305; vurguluyorum. As&#305;l &#246;nemli mesele, devletlerin ya&#351;ad&#305;klar&#305; krizi nas&#305;l tan&#305;mlad&#305;&#287;&#305;d&#305;r. &#199;&#252;nk&#252; bir y&#246;netim ya&#351;anan &#231;&#246;k&#252;&#351;&#252; &#246;ncelikle para d&#252;zeninin bozulmas&#305; olarak g&#246;r&#252;yorsa ba&#351;ka t&#252;rl&#252; davran&#305;r; bunu i&#351;sizlik ve gelir kayb&#305; sorunu olarak g&#246;r&#252;yorsa ba&#351;ka t&#252;rl&#252;; bunu toplumsal g&#252;venin a&#351;&#305;nmas&#305;, devlet kapasitesinin zay&#305;flamas&#305; ya da uluslararas&#305; d&#252;zenin bozulmas&#305; olarak g&#246;r&#252;yorsa yine ba&#351;ka t&#252;rl&#252; hareket eder.</p><p>Dolay&#305;s&#305;yla bu giri&#351; b&#246;l&#252;m&#252;n&#252;n amac&#305;, hem 1930&#8217;lar&#305;n b&#252;y&#252;k bunal&#305;m&#305;na hem de bug&#252;n&#252;n &#231;ok katmanl&#305; kriz ortam&#305;na bakarken &#351;u temel d&#252;&#351;&#252;nceyi yerle&#351;tirmektir: Devletleri birbirinden ay&#305;ran &#351;ey yaln&#305;zca ellerindeki ara&#231;lar de&#287;il, i&#231;inde bulunduklar&#305; krizi nas&#305;l g&#246;rd&#252;kleri ve nas&#305;l anlamland&#305;rd&#305;klar&#305;d&#305;r. Ayn&#305; sars&#305;nt&#305;, farkl&#305; siyasal yap&#305;larda, farkl&#305; tarihsel deneyimlerde ve farkl&#305; devlet geleneklerinde farkl&#305; bi&#231;imlerde okunur. Bu y&#252;zden krizler tek ba&#351;&#305;na ortak sonu&#231;lar &#252;retmez; ayn&#305; zamanda farkl&#305; ulusal stratejiler de &#252;retir.</p><p>Serinin devam&#305;nda bu &#231;er&#231;eveyi &#246;nce 1930&#8217;lar&#305;n b&#252;y&#252;k g&#252;&#231;leri &#252;zerinden, ard&#305;ndan Roosevelt &#246;rne&#287;i &#252;zerinden, sonra da bug&#252;n&#252;n &#199;in&#8217;i ve di&#287;er b&#252;y&#252;k &#252;lkeleri &#252;zerinden a&#231;aca&#287;&#305;m. Bu ilk b&#246;l&#252;m ise b&#252;t&#252;n bu tart&#305;&#351;man&#305;n kap&#305;s&#305;n&#305; a&#231;an genel giri&#351; niteli&#287;indedir.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Yeni Podcast Serim Başlıyor: Büyük Krizler Çağında Devlet ve Kriz Yönetimi]]></title><description><![CDATA[Bir s&#252;redir &#252;zerinde &#231;al&#305;&#351;t&#305;&#287;&#305;m yeni podcast serisini sonunda payla&#351;abilecek bir a&#351;amaya geldim.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/yeni-podcast-serim-baslyor-buyuk</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/yeni-podcast-serim-baslyor-buyuk</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Sun, 29 Mar 2026 06:33:36 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Bir s&#252;redir &#252;zerinde &#231;al&#305;&#351;t&#305;&#287;&#305;m yeni podcast serisini sonunda payla&#351;abilecek bir a&#351;amaya geldim. Ba&#351;l&#305;&#287;&#305; &#351;&#246;yle: <strong>B&#252;y&#252;k Krizler &#199;a&#287;&#305;nda Devlet ve Kriz Y&#246;netimi: 1930&#8217;lardan Bug&#252;ne Bak&#305;&#351;</strong>.</p><p>Bu seride, b&#252;y&#252;k ekonomik ve siyasal sars&#305;nt&#305;lar kar&#351;&#305;s&#305;nda devletlerin nas&#305;l d&#252;&#351;&#252;nd&#252;&#287;&#252;n&#252;, krizi nas&#305;l tan&#305;mlad&#305;&#287;&#305;n&#305; ve buna g&#246;re nas&#305;l hareket etti&#287;ini ele al&#305;yorum. &#199;&#305;k&#305;&#351; noktam 1930&#8217;lar&#305;n b&#252;y&#252;k bunal&#305;m&#305; olacak. Britanya, Fransa, Almanya, Sovyetler Birli&#287;i ve &#246;zellikle Franklin Delano Roosevelt d&#246;nemindeki Amerika Birle&#351;ik Devletleri &#252;zerinden &#351;u soruya bak&#305;yorum: Ayn&#305; &#246;l&#231;&#252;de a&#287;&#305;r bir kriz kar&#351;&#305;s&#305;nda neden her &#252;lke ayn&#305; yolu izlemedi?</p><p>Serinin &#246;nemli bir ekseni Roosevelt olacak. &#199;&#252;nk&#252; Roosevelt&#8217;in fark&#305; yaln&#305;zca &#231;ok say&#305;da &#246;nlem alm&#305;&#351; olmas&#305; de&#287;ildi. As&#305;l fark, ya&#351;anan bunal&#305;m&#305; banka iflas&#305;, i&#351;sizlik, gelir kayb&#305;, toplumsal g&#252;vensizlik ve devlet kapasitesi sorunu olarak birlikte g&#246;rebilmesiydi. Bu y&#252;zden onun yakla&#351;&#305;m&#305;n&#305;, yaln&#305;zca Amerikan tarihinin bir b&#246;l&#252;m&#252; olarak de&#287;il, b&#252;y&#252;k krizlerin nas&#305;l okunmas&#305; gerekti&#287;ine dair g&#252;&#231;l&#252; bir &#246;rnek olarak ele al&#305;yorum.</p><p>Ard&#305;ndan bug&#252;ne geliyorum. &#214;zellikle &#199;in&#8217;in son y&#305;llarda geli&#351;tirdi&#287;i kriz y&#246;netimi yakla&#351;&#305;m&#305;na bak&#305;yorum. Enerji g&#252;venli&#287;i, tedarik zincirleri, d&#305;&#351; ticaret koridorlar&#305;, finansal istikrar, i&#231; talep, kritik teknolojiler ve devlet koordinasyonu gibi ba&#351;l&#305;klar &#252;zerinden &#351;u soruyu tart&#305;&#351;&#305;yorum: Bug&#252;n&#252;n d&#252;nyas&#305;nda b&#252;y&#252;k krizleri y&#246;netme kapasitesi hangi devletlerde, hangi &#246;l&#231;&#252;de olu&#351;uyor? &#199;in&#8217;in yakla&#351;&#305;m&#305; neden Roosevelt d&#246;nemini baz&#305; y&#246;nlerden hat&#305;rlat&#305;yor? Neden baz&#305; y&#246;nlerden onu a&#351;&#305;yor? Ve neden ba&#351;ka b&#252;y&#252;k &#252;lkeler benzer aray&#305;&#351;lara girseler de ayn&#305; &#246;l&#231;&#252;de b&#252;t&#252;nl&#252;kl&#252; bir model kuram&#305;yorlar?</p><p>Podcast serisini Substack sayfamda yay&#305;mlayaca&#287;&#305;m. &#304;lk b&#246;l&#252;mleri &#246;n&#252;m&#252;zdeki hafta payla&#351;maya ba&#351;l&#305;yorum. &#304;lgi duyan herkesi izlemeye davet ederim.</p><p>Not: &#8220;Y&#246;neticiler Neden Felsefe Okumal&#305;?&#8221; yaz&#305; dizisine de devam edece&#287;imi, bir sonraki b&#246;l&#252;mde Kant&#8217;&#305; y&#246;neticiler a&#231;&#305;s&#305;ndan yorumlayaca&#287;&#305;m&#305; da eklemi&#351; olay&#305;m. </p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Türkiye’de Yönetici Olmanın Derin Anlamı ]]></title><description><![CDATA[Bey-enilir Olmak]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/turkiyede-yonetici-olmann-derin-anlam</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/turkiyede-yonetici-olmann-derin-anlam</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Sat, 28 Mar 2026 08:42:33 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p>Bir doktor arkada&#351;&#305;m&#305;n anlatt&#305;&#287;&#305; bir an&#305;s&#305;n&#305; her d&#252;&#351;&#252;nd&#252;&#287;&#252;mde y&#252;z&#252;mde istemsiz bir tebess&#252;m belirir. Arkada&#351;&#305;m, k&#305;rsal b&#246;lgeden gelen bir hastay&#305; muayene ediyormu&#351;. Adam, &#305;srarla ona &#8220;Doktor Bey&#8221; diye hitap ediyormu&#351;. Arkada&#351;&#305;m da birka&#231; kez d&#252;zeltmi&#351;: &#8220;Amca, ben kad&#305;n&#305;m.&#8221; Ya&#351;l&#305; adam sanki bunu duyuyor, hatta kabul ediyor gibiymi&#351;. Muayene bitmi&#351;. Tam &#231;&#305;karken bir kez daha d&#246;n&#252;p, &#8220;Allah&#8217;a emanet ol, Doktor Bey,&#8221; demi&#351;.</p><p>&#304;lk bak&#305;&#351;ta bu kar&#351;&#305;la&#351;ma komik g&#246;r&#252;nebilir. Ancak asl&#305;nda &#231;ok ciddi bir mesaj&#305; vard&#305;r. Ya&#351;l&#305; adam &#8220;bey&#8221; derken kar&#351;&#305;s&#305;ndakini erkek sand&#305;&#287;&#305; i&#231;in bu kelimeyi kullanm&#305;&#351; olamaz. Bildi&#287;i en g&#252;&#231;l&#252; sayg&#305; hitab&#305;yla arkada&#351;&#305;ma h&#252;rmetini g&#246;stermek istemi&#351; olmal&#305;d&#305;r. Burada &#8220;bey&#8221;, cinsiyeti g&#246;steren bir kelime de&#287;ildir; tan&#305;man&#305;n, de&#287;er vermenin ve g&#252;ven duyman&#305;n g&#246;stergesidir.</p><p>Bir ad&#305;m daha atal&#305;m. Ni&#351;anyan, &#8220;bey&#8221; ile &#8220;be&#287;enmek&#8221; aras&#305;nda etimolojik bir ba&#287; olabilece&#287;ini s&#246;yler. Bunu kesin ve tart&#305;&#351;mas&#305;z do&#287;ru olarak ortaya koymaz; g&#252;&#231;l&#252; ve d&#252;&#351;&#252;nd&#252;r&#252;c&#252; bir ihtimal olarak d&#252;&#351;&#252;nmek gerekti&#287;ini vurgular. Bu ikisi ortak k&#246;kten gelmeseler bile insan&#305;n akl&#305;na yine de &#351;u soru geliyor: Birini &#8220;be&#287;endi&#287;imizi&#8221; s&#246;yledi&#287;imizde, fark&#305;nda olmadan onu bey gibi g&#246;rd&#252;&#287;&#252;m&#252;z&#252; m&#252; s&#246;ylemi&#351; oluyoruz? Yani onun sadece ho&#351;umuza gitti&#287;ini de&#287;il; yerini dolduran, ehil, sayg&#305;ya lay&#305;k ve erdemli birisi oldu&#287;unu d&#252;&#351;&#252;nd&#252;&#287;&#252;m&#252;z&#252; m&#252; ifade ediyoruz?</p><p>E&#287;er &#246;yleyse, bir y&#246;neticiyi be&#287;eniyoruz demek, ondan bir bak&#305;ma &#8220;bey gibi&#8221; olmas&#305;n&#305; bekledi&#287;imizi s&#246;ylemektir. Bey kelimesi, Dil Devrimi sonucunda resm&#238; dilden &#231;&#305;kar&#305;lm&#305;&#351;t&#305;. Zamanla yerini y&#246;netici, m&#252;d&#252;r, ba&#351;kan, direkt&#246;r ya da icra kurulu &#252;yesi gibi s&#246;zc&#252;kler ald&#305;. Ancak ya&#351;ayan bir organizma olarak dil inat&#231;&#305;d&#305;r. M&#252;d&#252;r&#252;m&#252;ze h&#226;l&#226; &#8220;bey&#8221; demekte &#305;srar edi&#351;imizin bir sebebi olmal&#305;. Yani komik olan yaln&#305;zca arkada&#351;&#305;m&#305;n ya&#351;l&#305; hastas&#305; de&#287;il; belki hepimiziz. Bize 100 y&#305;l &#246;nce art&#305;k &#8220;bey&#8221; demeyin denmi&#351; ama biz h&#226;l&#226; &#8220;bey&#8221; demekte &#305;srar ediyoruz. Birisi &#231;&#305;k&#305;p, &#8220;Amcac&#305;&#287;&#305;m, ben y&#246;neticiyim,&#8221; dese bile, ona mesela  &#8220;Ahmet Bey&#8221; demeye devam ediyoruz.</p><p>Kad&#305;nlar s&#246;z konusu oldu&#287;unda da durum de&#287;i&#351;memi&#351;tir. &#199;ok eski zamanlarda kad&#305;nlar i&#231;in &#8220;beg&#252;m&#8221; s&#246;zc&#252;&#287;&#252; kullan&#305;lm&#305;&#351;t&#305;r; bunun da &#8220;beg&#8221;ten, yani &#8220;bey&#8221;den t&#252;remi&#351; oldu&#287;u d&#252;&#351;&#252;n&#252;l&#252;r. Bug&#252;n beg&#252;m de&#287;il, &#8220;han&#305;m&#8221; diyoruz. Bu ikisi de cinsiyetten &#231;ok, insan&#305;n bulundu&#287;u mevkiye yara&#351;&#305;r oldu&#287;unu ifade eder. Yani erkek i&#231;in bey neyse, kad&#305;n i&#231;in beg&#252;m ya da han&#305;m odur.</p><p>&#350;imdi Yusuf Has Hacip&#8217;in &#351;aheseri Kutadgu Bilig nas&#305;l hat&#305;rlanmaz? Kutadgu Bilig, beylik, h&#252;k&#252;mdarl&#305;k ve otoriteyi hak etmenin ne demek oldu&#287;u &#252;zerine yaz&#305;lm&#305;&#351; en b&#252;y&#252;k T&#252;rk&#231;e eserlerin ba&#351;&#305;nda gelir. Beyi tan&#305;mlayarak y&#246;neticinin nas&#305;l olmas&#305; gerekti&#287;ini anlat&#305;r. Bir nevi, y&#246;netici bey olmay&#305; ba&#351;ard&#305;&#287;&#305;nda lider olabilir, der. Bir ba&#351;ka &#351;ekilde ifade edersek &#351;unu demi&#351; olur: Bir grup insan&#305;n ba&#351;&#305;na ge&#231;ebilir ya da getirilebilirsiniz. Ancak bu sizi lider yapmaz. Lider olmak, size ba&#287;l&#305; olan astlar&#305;n&#305;z&#305;n g&#246;z&#252;nde bey/beg&#252;m olmay&#305; ba&#351;armakla olur.</p><p>Yusuf Has Hacip, h&#252;k&#252;mdar&#305;n s&#246;yledikleriyle bize beyin ya da beg&#252;m&#252;n nas&#305;l olunaca&#287;&#305;n&#305; uzun uzun anlat&#305;r. Kutadgu Bilig&#8217;ten baz&#305; al&#305;nt&#305;larla s&#246;z&#252; ona vermi&#351; olay&#305;m.</p><p>824 H&#252;k&#252;mdar dedi ki: Bilge ki&#351;i bu ad&#305; benim do&#287;am&#305; g&#252;ne&#351;e benzeterek verdi.</p><p>825 G&#252;ne&#351;e bak, k&#252;&#231;&#252;lmez, b&#252;t&#252;nl&#252;&#287;&#252;n&#252; daima korur; parlakl&#305;&#287;&#305; hep ayn&#305; &#351;ekilde kuvvetlidir.</p><p>826 Benim do&#287;am da ona benzer, do&#287;ruluk ile doludur ve asla eksilmez.</p><p>827 G&#252;ne&#351; do&#287;ar ve bu d&#252;nya ayd&#305;nlan&#305;r; ayd&#305;nl&#305;&#287;&#305;n&#305; b&#252;t&#252;n halka eri&#351;tirir, kendinden bir &#351;ey eksilmez.</p><p>828 Benim h&#252;km&#252;m b&#246;yledir, ben ortadan yok olmam; hareketim ve s&#246;z&#252;m b&#252;t&#252;n halk i&#231;in ayn&#305;d&#305;r.</p><p>829 &#220;&#231;&#252;nc&#252;s&#252; bu g&#252;ne&#351; do&#287;unca yer &#305;s&#305;n&#305;r; o zaman binlerce &#231;i&#231;ek a&#231;&#305;l&#305;r</p><p>830 Benim bu kanunum hangi memlekete eri&#351;irse, o memleket ba&#351;tan sona ta&#351;l&#305;k ve kayal&#305;k dahi olsa hep d&#252;zene girer.</p><p>&#8230;</p><p>862 H&#252;k&#252;mdar dedi ki: Bak, kimin d&#252;&#351;&#252;nd&#252;&#287;&#252; ve s&#246;yledi&#287;i bir olursa, i&#351;te do&#287;ru insan odur</p><p>863 Onun i&#231;i d&#305;&#351;&#305; gibi, d&#305;&#351;&#305; da i&#231;i gibidir; do&#287;ru ve d&#252;r&#252;st ki&#351;i b&#246;yle olur.</p><p>&#8230;</p><p>Kim bey/beg&#252;m olamaz, bunu da &#351;&#246;yle anlat&#305;r:</p><p>847 Benim ho&#351;lanmad&#305;&#287;&#305;m &#351;eyleri sana s&#246;yleyeyim, sen onlara yakla&#351;ma temiz olmaya &#231;al&#305;&#351;.</p><p>848 Benim be&#287;enmedi&#287;im &#351;eylerden biri yaland&#305;r; ondan sonra da zul&#252;m edenler gelir</p><p>849 Sonra da do&#287;as&#305; haris ve olgun olmayanlar, aceleci huylu ve g&#246;z&#252; doymaz olanlar</p><p>850 Her i&#351;te hiddet g&#246;sterenler, i&#231;kiye d&#252;&#351;k&#252;nler veya &#231;al&#305;p &#231;&#305;rpanlar</p><p>&#350;imdilik burada dural&#305;m.</p><p>&#8220;Y&#246;neticiler neden felsefe okumal&#305;d&#305;r?&#8221; yaz&#305; dizimize d&#246;nelim bitirmeden. Bu sorumuza bug&#252;n &#351;&#246;yle ve bizden bir g&#246;zle yan&#305;t vermi&#351; olay&#305;m: Bir insan, hikmet bilimleri yani felsefe okumadan, felsef&#238; d&#252;&#351;&#252;nme yetene&#287;ini geli&#351;tirmeden &#231;ok zor bey ya da beg&#252;m olabilir. Art&#305;k elimizde, y&#246;neticiler neden felsefe okumal&#305; sorumuza dair bir cevap daha var: Felsefe, insana y&#246;netici olman&#305;n derin anlam&#305;n&#305; verir. &#304;nsan ger&#231;ek anlamda nas&#305;l &#8220;be&#287;enilir&#8221; olur, bunu a&#231;&#305;mlar ve yol g&#246;sterir. Y&#246;netici, &#8220;be&#287;enilmeyi&#8221; ba&#351;ararak lider h&#226;line gelir. &#214;z olarak &#351;unu demek de m&#252;mk&#252;nd&#252;r: Y&#246;netici, i&#351;leri y&#246;netirken bey/beg&#252;m olmak i&#231;in durmadan &#231;al&#305;&#351;mak zorundad&#305;r. Ve bu bir yan u&#287;ra&#351; de&#287;il, i&#351;leri iyi y&#246;netebilmek i&#231;in vazge&#231;ilmez bir vas&#305;ft&#305;r. Bana kal&#305;rsa bu bile felsefe okumak i&#231;in ba&#351;l&#305; ba&#351;&#305;na g&#252;&#231;l&#252; bir sebeptir.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Yöneticiler neden Aristoteles okumalıdır?]]></title><description><![CDATA[Y&#246;neticiler i&#231;in Aristoteles&#8217;in de&#287;eri, d&#252;&#351;&#252;nceyi hayat&#305;n merkezine yerle&#351;tirmi&#351; olmas&#305;ndan kaynaklan&#305;r.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/yoneticiler-neden-aristoteles-okumaldr</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/yoneticiler-neden-aristoteles-okumaldr</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Thu, 26 Mar 2026 04:41:11 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p>Y&#246;neticiler i&#231;in Aristoteles&#8217;in de&#287;eri, d&#252;&#351;&#252;nceyi hayat&#305;n merkezine yerle&#351;tirmi&#351; olmas&#305;ndan kaynaklan&#305;r. Eylem, tercih, al&#305;&#351;kanl&#305;k, karakter ve h&#252;k&#252;m verme gibi olgular&#305; birbirinden koparmadan ele al&#305;r. Y&#246;neticinin i&#351;i; karma&#351;&#305;k durumlar&#305; kavramak, eksik bilgiyle karar vermek, insanlar&#305; ortak bir hedef etraf&#305;nda toplamak ve bunu yaparken yaln&#305;zca sonu&#231; &#252;retmekle yetinmeyip do&#287;ru olan&#305; da g&#246;zetmektir. Bu y&#252;zden Aristoteles, y&#246;netim faaliyetinin hemen b&#252;t&#252;n &#246;nemli boyutlar&#305; hakk&#305;nda s&#246;yleyecek s&#246;z&#252; olan bir d&#252;&#351;&#252;n&#252;rd&#252;r.</p><p><strong>Hayat&#305;</strong></p><p>Aristoteles, M&#214; 384 y&#305;l&#305;nda Antik Yunan d&#252;nyas&#305;n&#305;n bir par&#231;as&#305; olan Stageira&#8217;da do&#287;ar. Babas&#305;n&#305;n saray hekimi olu&#351;u, onun d&#252;&#351;&#252;nce tarz&#305;n&#305; anlamak bak&#305;m&#305;ndan kayda de&#287;erdir. Aristoteles&#8217;in zihninde g&#246;zlem, tasnif ve somut olgulara dikkat, sanki erken ya&#351;ta edinilmi&#351; bir zihinsel terbiye gibidir. Gen&#231; ya&#351;ta Atina&#8217;ya giderek Platon&#8217;un Akademia&#8217;s&#305;na kat&#305;l&#305;r. Uzun y&#305;llar burada kal&#305;r. Platon&#8217;dan &#231;ok &#351;ey &#246;&#287;renir; ancak onun g&#246;lgesinde kalmaz.</p><p>Platon&#8217;un soyut d&#252;zeyde ide ve bi&#231;im ayr&#305;m&#305;n&#305; temel alan felsefesine kar&#351;&#305;l&#305;k Aristoteles, d&#252;nyay&#305; ya&#351;and&#305;&#287;&#305; &#351;ekliyle incelemeyi se&#231;er. Canl&#305;lar&#305; inceler, siyasal rejimleri s&#305;n&#305;fland&#305;r&#305;r, ikna edici konu&#351;man&#305;n &#246;zelliklerini anlamaya &#231;al&#305;&#351;&#305;r, erdemli olman&#305;n al&#305;&#351;kanl&#305;klarla ili&#351;kisini sorgular, anlaml&#305; ve p&#252;r&#252;zs&#252;z bir ileti&#351;im i&#231;in mant&#305;&#287;&#305; sistemle&#351;tirmeye &#231;al&#305;&#351;&#305;r. Soyut d&#252;&#351;&#252;nceyi k&#252;&#231;&#252;msemez; ama d&#252;&#351;&#252;ncenin hayatla, eylemle ve deneyimle s&#305;nanmas&#305; gerekti&#287;ini d&#252;&#351;&#252;n&#252;r. En &#231;ok da insan&#305;n h&#252;k&#252;m verirken ne yapt&#305;&#287;&#305;n&#305; anlamaya &#231;al&#305;&#351;&#305;r. &#220;zerinde durdu&#287;u konu ne olursa olsun, insan&#305;n ahlaki bir &#246;zne oldu&#287;u ger&#231;e&#287;ini akl&#305;ndan &#231;&#305;karmaz.</p><p><strong>Etkisi</strong></p><p>Aristoteles&#8217;i yaln&#305;zca Atinal&#305; bir filozof olarak d&#252;&#351;&#252;nmek eksik kal&#305;r. Hayat&#305;, Yunan &#351;ehir devletlerinin i&#231;e d&#246;n&#252;k d&#252;nyas&#305; ile Makedonya&#8217;n&#305;n k&#252;resel ufka sahip siyasal d&#252;nyas&#305; aras&#305;nda ge&#231;mi&#351;tir. Bir d&#246;nem Assos ve Midilli&#8217;de ya&#351;am&#305;&#351;, ard&#305;ndan Makedonya saray&#305;nda B&#252;y&#252;k &#304;skender&#8217;in hocal&#305;&#287;&#305;n&#305; yapm&#305;&#351;, sonra yeniden Atina&#8217;ya d&#246;nerek Lykeion&#8217;u kurmu&#351;tur.</p><p>Bu hareketlilik, d&#252;&#351;&#252;ncesine iki belirgin nitelik kazand&#305;rm&#305;&#351;t&#305;r. &#304;lki, insan&#305; ve siyaseti sonu gelmeyen felsefi bir tart&#305;&#351;maya d&#246;n&#252;&#351;t&#252;rmektense, kurumsal ve tarihsel temelleri olan pratik bir mesele olarak kavramas&#305;d&#305;r. &#304;kincisi ise farkl&#305; hayat bi&#231;imlerini, devlet yap&#305;lar&#305;n&#305; ve toplumsal &#246;rg&#252;tlenme tarzlar&#305;n&#305; kar&#351;&#305;la&#351;t&#305;rma e&#287;ilimidir. Do&#287;u d&#252;nyas&#305;na dair s&#305;n&#305;rl&#305; kaynaklara eri&#351;mi&#351; olsa da, Do&#287;u&#8217;nun d&#252;&#351;&#252;nsel ve tarihsel &#246;nemini anlamaya &#231;al&#305;&#351;m&#305;&#351;t&#305;r. &#304;lerleyen y&#252;zy&#305;llarda Do&#287;u&#8217;da g&#252;&#231;l&#252; bir yank&#305; bulmas&#305;, yeniden yorumlan&#305;p d&#246;n&#252;&#351;t&#252;r&#252;lerek Do&#287;u medeniyetleri i&#231;in de bir &#305;&#351;&#305;k h&#226;line gelmesi bu nedenle &#351;a&#351;&#305;rt&#305;c&#305; de&#287;ildir.</p><p>Aristoteles&#8217;in as&#305;l b&#252;y&#252;k yolculu&#287;u, asl&#305;nda fani d&#252;nyadan ayr&#305;lmas&#305;ndan sonra ba&#351;lar. Modern zamanlara kadar, belki de gelmi&#351; ge&#231;mi&#351; b&#252;t&#252;n b&#252;y&#252;k filozoflar aras&#305;nda, onun kadar medeniyet ve k&#252;lt&#252;rel s&#305;n&#305;rlar&#305; a&#351;arak evrensel bir etki yaratm&#305;&#351; ba&#351;ka bir filozof olmam&#305;&#351;t&#305;r. Aristoteles&#8217;in d&#252;&#351;&#252;nceleri, &#304;skenderiye&#8217;den Antakya&#8217;ya, Nusaybin&#8217;den Ba&#287;dat&#8217;a, Kurtuba&#8217;dan Paris&#8217;e kadar uzanan geni&#351; bir co&#287;rafyada bilim ve e&#287;itimin temellerinin olu&#351;umunda &#246;ne &#231;&#305;km&#305;&#351;t&#305;r. Eserleri &#246;nce Helenistik d&#252;nyada, ard&#305;ndan S&#252;ryanice ve Arap&#231;a terc&#252;meler arac&#305;l&#305;&#287;&#305;yla &#304;slam d&#252;nyas&#305;n&#305;n medreselerinde yeniden ke&#351;fedilmi&#351; ve geli&#351;tirilmi&#351;tir.</p><p>Farabi, &#304;bn Sina, &#304;bn Haldun ve &#304;bn R&#252;&#351;d, Aristoteles&#8217;i yaln&#305;zca nakleden isimler de&#287;ildir; onu yorumlayan, yer yer tamamlayan, yer yer de ona itiraz eden b&#252;y&#252;k zihinlerdir. K&#305;sacas&#305; Aristoteles, Yunan d&#252;&#351;&#252;ncesinin s&#305;n&#305;rlar&#305; i&#231;inden g&#252;n&#252;m&#252;ze seslenmez; Akdeniz, &#304;slam ve Latin d&#252;nyalar&#305;n&#305; birbirine ba&#287;layan ortak bir muhakeme dili h&#226;line gelerek s&#305;n&#305;rlar&#305;n &#246;tesinden insanl&#305;&#287;a seslenir.</p><p><strong>Eserleri</strong></p><p>Aristoteles&#8217;in eserleri de bu y&#252;zden tek bir alana kapanmaz. <em>Organon</em>, mant&#305;k &#252;zerine metinlerini bir araya getirir; kavram, &#246;nerme, k&#305;yas ve ispat meselelerini tart&#305;&#351;&#305;r. Buradaki b&#252;y&#252;k katk&#305;s&#305;, do&#287;ru d&#252;&#351;&#252;nmenin bi&#231;imsel &#351;artlar&#305;n&#305; g&#246;r&#252;n&#252;r k&#305;lmas&#305;d&#305;r. Hangi &#231;&#305;kar&#305;mlar ge&#231;erlidir, hangi sonu&#231; hangi &#246;nc&#252;llerden do&#287;ar, dil bizi hangi noktalarda yan&#305;lt&#305;r gibi sorulara sistemli cevaplar arar.</p><p><em>Nikomakhos&#8217;a Etik</em>, iyi hayat&#305;n ne oldu&#287;u, erdemin nas&#305;l kazan&#305;ld&#305;&#287;&#305;, al&#305;&#351;kanl&#305;&#287;&#305;n karakteri nas&#305;l bi&#231;imlendirdi&#287;i ve pratik bilgeli&#287;in nas&#305;l i&#351;ledi&#287;i &#252;zerinde durur. <em>Politika</em>, insan&#305;n neden siyasal bir varl&#305;k oldu&#287;unu, y&#246;netim bi&#231;imlerini, yurtta&#351;l&#305;&#287;&#305;, otoriteyi ve iyi d&#252;zenin hangi temeller &#252;zerinde y&#252;kselebilece&#287;ini inceler. <em>Retorik</em>, iknan&#305;n ak&#305;l, karakter ve duygu boyutlar&#305;n&#305; &#231;&#246;z&#252;mler; bir konu&#351;mac&#305;n&#305;n yaln&#305;zca hakl&#305; olmas&#305;n&#305;n de&#287;il, hakl&#305;l&#305;&#287;&#305;n&#305; yerli yerince anlatabilmesinin de neden &#246;nemli oldu&#287;unu g&#246;sterir. <em>Metafizik</em> ise varl&#305;k, neden, &#246;z ve ama&#231; kavramlar&#305; &#231;evresinde en temel sorular&#305; sorar. Burada pratik anlamda do&#287;rudan bir re&#231;ete vermez; fakat bir &#351;eyin ne oldu&#287;u ile ne i&#351;e yarad&#305;&#287;&#305; aras&#305;ndaki fark &#252;zerine d&#252;&#351;&#252;nme al&#305;&#351;kanl&#305;&#287;&#305; kazand&#305;r&#305;r.</p><p><strong>Y&#246;neticiler i&#231;in bir Aristoteles yorumu</strong></p><p>Aristoteles&#8217;in y&#246;neticiler i&#231;in en ay&#305;rt edici katk&#305;s&#305;, iki b&#252;y&#252;k ba&#351;l&#305;k alt&#305;nda toplanabilir: do&#287;ru d&#252;&#351;&#252;nce ve g&#252;&#231;l&#252; karakter. &#304;lkinde yapt&#305;&#287;&#305; i&#351;, y&#246;neticinin kar&#351;&#305;la&#351;t&#305;&#287;&#305; meseleyi eyleme ge&#231;meden &#246;nce zihninde &#231;&#246;z&#252;mleyebilmesini sa&#287;lamakt&#305;r. Aristoteles, her &#351;eyden &#246;nce tan&#305;m ister. Bir &#351;ey hakk&#305;nda sa&#287;l&#305;kl&#305; h&#252;k&#252;m verebilmek i&#231;in &#246;nce onun ne oldu&#287;unu bilmek gerekir. Y&#246;netim hayat&#305;ndaki sorunlar&#305;n &#246;nemli bir b&#246;l&#252;m&#252; de tam bu noktada ba&#351;lar. Verimsizlik derken neyi kastediyoruz? Sadakat ile itaat aras&#305;nda nas&#305;l bir fark vard&#305;r? Liyakat ile performans ayn&#305; &#351;ey midir? H&#305;zl&#305; b&#252;y&#252;me her zaman sa&#287;l&#305;kl&#305; b&#252;y&#252;me anlam&#305;na gelir mi? Aristoteles&#8217;in y&#246;ntemi, kavramlar&#305; birbirine kar&#305;&#351;t&#305;rmamay&#305; &#246;&#287;retir. Belirti ile nedeni, ara&#231; ile amac&#305;, zorunlu olan ile tercih edileni birbirinden ay&#305;rma disiplini kazand&#305;r&#305;r. Bu metodolojik d&#252;&#351;&#252;nme g&#252;c&#252; olmadan veri artar, rapor artar, toplant&#305; artar; ama h&#252;k&#252;m temelsiz ve mesnetsiz kal&#305;r.</p><p>Do&#287;ru d&#252;&#351;&#252;ncenin ikinci cephesi, neden-sonu&#231; ili&#351;kisini aceleyle kurmamakt&#305;r. Aristoteles&#8217;in d&#246;rt neden &#246;&#287;retisi, bug&#252;n onun form&#252;le etti&#287;i bi&#231;imde kullan&#305;lmasa da y&#246;neticiler i&#231;in h&#226;l&#226; &#246;&#287;reticidir. Bir sorunun yaln&#305;zca g&#246;r&#252;nen sebebine de&#287;il, yap&#305;sal dayanaklar&#305;na, onu m&#252;mk&#252;n k&#305;lan d&#252;zene ve y&#246;neldi&#287;i amaca da bakmak gerekir. &#214;rne&#287;in y&#252;ksek &#231;al&#305;&#351;an devri, yaln&#305;zca &#252;cret politikas&#305;yla a&#231;&#305;klanamaz; y&#246;netici kalitesi, adalet alg&#305;s&#305;, i&#351;in anlam&#305;, geli&#351;im imk&#226;n&#305; ve kurum k&#252;lt&#252;r&#252; de ayn&#305; sonuca etki eder. Aristoteles, olaylar&#305; tek nedene indirgeme al&#305;&#351;kanl&#305;&#287;&#305;na kar&#351;&#305; uyar&#305;r. Y&#246;netim hayat&#305;nda en pahal&#305; yanl&#305;&#351;lardan biri de budur: Sorunu yanl&#305;&#351; yerde te&#351;his etmek ya da tek boyutlu d&#252;&#351;&#252;nmek.</p><p>G&#252;&#231;l&#252; karakter meselesinde ise Aristoteles&#8217;in as&#305;l a&#287;&#305;rl&#305;&#287;&#305;, erdem anlay&#305;&#351;&#305;nda ortaya &#231;&#305;kar. Ona g&#246;re karakter, tek seferlik iyi niyetlerden de&#287;il, tekrar eden eylemlerden &#246;r&#252;l&#252;r. Erdem, ki&#351;ide haz&#305;r bulunan bir nitelik de&#287;il; ya&#351;am i&#231;inde kazan&#305;lan, yani olu&#351;an bir vas&#305;ft&#305;r. &#304;nsan, adil davranarak adil, &#246;l&#231;&#252;l&#252; davranarak &#246;l&#231;&#252;l&#252;, cesur davranarak cesur h&#226;le gelir. Bu d&#252;&#351;&#252;nce y&#246;neticiler i&#231;in son derece &#246;nemlidir. Liderlik &#231;o&#287;u zaman yetkinlik, vizyon ve ileti&#351;im ba&#351;l&#305;klar&#305; alt&#305;nda konu&#351;ulur; oysa &#231;al&#305;&#351;anlar&#305;n en yak&#305;ndan g&#246;rd&#252;&#287;&#252; &#351;ey, y&#246;neticinin karakteridir. Kriz an&#305;nda pani&#287;e kap&#305;l&#305;p kap&#305;lmad&#305;&#287;&#305;, ba&#351;ar&#305;y&#305; payla&#351;&#305;p payla&#351;mad&#305;&#287;&#305;, hatay&#305; &#252;stlenip &#252;stlenmedi&#287;i, g&#252;&#231; elindeyken &#246;l&#231;&#252;y&#252; koruyup korumad&#305;&#287;&#305;, zor bir karar&#305; ki&#351;isel yak&#305;nl&#305;kla m&#305; yoksa adalet duygusuyla m&#305; verdi&#287;i, y&#246;neticinin kim oldu&#287;unu a&#231;&#305;&#287;a &#231;&#305;kar&#305;r. Aristoteles burada, y&#246;neticiyi mitolojik bir kahraman olarak g&#246;renlere d&#246;n&#252;p &#351;unu s&#246;yler: Y&#246;netici, al&#305;&#351;kanl&#305;klar&#305;yla karakteri bi&#231;imlenen ahlaki bir &#246;znedir. Erdemli olup olmad&#305;&#287;&#305;, erdemli olmay&#305; sa&#287;layacak al&#305;&#351;kanl&#305;klar&#305; kazan&#305;p kazanmad&#305;&#287;&#305;na ba&#287;l&#305;d&#305;r.</p><p>Onun &#8220;dengeli olma&#8221; &#246;&#287;retisi de s&#305;k s&#305;k yanl&#305;&#351; anla&#351;&#305;l&#305;r. Aristoteles, erdemi iki u&#231; aras&#305;nda mekanik bir denge kurmak diye tan&#305;mlamaz. As&#305;l s&#246;yledi&#287;i, duruma uygun &#246;l&#231;&#252;y&#252; bulabilmektir. Cesaret, korkusuzluk ile korkakl&#305;k aras&#305;nda; c&#246;mertlik, savurganl&#305;k ile cimrilik aras&#305;nda; &#246;zg&#252;ven ise kibir ile siliklik aras&#305;nda yer al&#305;r. Y&#246;netici a&#231;&#305;s&#305;ndan mesele de budur: Her durumda ayn&#305; tepkiyi vermek de&#287;il, verili duruma uygun olan &#246;l&#231;&#252;y&#252; bulmak. A&#351;&#305;r&#305; sertlik kadar a&#351;&#305;r&#305; yumu&#351;akl&#305;k da erdemsiz bir davran&#305;&#351; olabilir. Her &#351;eyi kontrol etmek kadar her &#351;eyi ak&#305;&#351;a b&#305;rakmak da k&#246;t&#252; sonu&#231;lar do&#287;urabilir. Aristoteles&#8217;in erdem eti&#287;i, y&#246;neticiye kural ezberletmez; &#246;l&#231;&#252; duygusu kazand&#305;r&#305;r. O, herkesi karakterini geli&#351;tirmeye &#231;a&#287;&#305;r&#305;r.</p><p>Bu &#246;l&#231;&#252; duygusunun ad&#305; Aristoteles&#8217;te <em>phronesis</em>, yani pratik bilgeliktir. Pratik bilgelik, genel ilkeyi tekil duruma uygulama yetene&#287;idir. Yaln&#305;zca neyin do&#287;ru oldu&#287;unu bilmek yetmez; burada, &#351;imdi, bu insanlarla ve bu &#351;artlar alt&#305;nda neyin do&#287;ru oldu&#287;una h&#252;kmedebilmek gerekir. Y&#246;netici, Aristoteles&#8217;i tam da bu y&#252;zden okumal&#305;d&#305;r. &#304;&#351; hayat&#305;nda kararlar laboratuvar s&#252;k&#251;neti i&#231;inde verilmez. &#199;o&#287;u durumda kurallar eksiktir, bilgiler da&#287;&#305;n&#305;kt&#305;r, &#231;&#305;karlar &#231;at&#305;&#351;&#305;r, zaman dard&#305;r. B&#246;yle anlarda iyi y&#246;netici, ne kat&#305; bir prosed&#252;r memuruna ne de anl&#305;k sezgileriyle hareket eden bir g&#252;&#231; sahibine d&#246;n&#252;&#351;meden karar verebilmelidir. Aristoteles&#8217;in pratik bilgelik anlay&#305;&#351;&#305;, bu iki a&#351;&#305;r&#305;l&#305;&#287;a da mesafe koyar. &#304;lkesiz pragmatizme de k&#246;r kuralc&#305;l&#305;&#287;a da teslim olmaz.</p><p>Aristoteles&#8217;in y&#246;neticilere b&#305;rakt&#305;&#287;&#305; bir ba&#351;ka &#246;nemli ders de &#351;udur: &#304;yi y&#246;netim yaln&#305;zca sonu&#231; &#252;retme i&#351;i de&#287;ildir; ayn&#305; zamanda iyi bir d&#252;zen kurma i&#351;idir. <em>Politika</em>&#8217;da y&#246;netim bi&#231;imlerini incelerken s&#252;rekli &#351;u soruyu canl&#305; tutar: Y&#246;netim kimin yarar&#305; i&#231;in s&#252;rd&#252;r&#252;l&#252;yor? Ortak iyiyi g&#246;zeten y&#246;netim ile dar bir z&#252;mrenin &#231;&#305;kar&#305;na &#231;al&#305;&#351;an y&#246;netim aras&#305;nda ayr&#305;m yapar. &#350;irketlerde de benzer bir soru ge&#231;erlidir. Kurum yaln&#305;zca hissedarlarla &#252;st y&#246;netimin k&#305;sa vadeli hedefleri i&#231;in mi &#231;al&#305;&#351;&#305;yor, yoksa payda&#351;lar&#305;n&#305;n daha s&#252;rd&#252;r&#252;lebilir yarar&#305;n&#305; g&#246;zeten bir d&#252;zen mi kuruyor? Otorite me&#351;ru mu, yoksa yaln&#305;zca pozisyona m&#305; dayan&#305;yor? &#304;nsanlar yaln&#305;zca performans makineleri olarak m&#305; g&#246;r&#252;l&#252;yor, yoksa muhakeme ve onur sahibi ki&#351;iler olarak m&#305; muamele g&#246;r&#252;yor? Aristoteles, bu sorular&#305; bug&#252;n&#252;n &#351;irket diliyle sormaz; ama d&#252;&#351;&#252;ncesi bizi do&#287;rudan bu sorular&#305;n e&#351;i&#287;ine getirir.</p><p>B&#252;t&#252;n bunlardan &#231;&#305;kan sonu&#231; a&#231;&#305;kt&#305;r: Aristoteles, y&#246;neticiye haz&#305;r form&#252;ller vermez; bundan daha k&#305;ymetli bir &#351;ey sunar. D&#252;&#351;&#252;ncenin d&#252;zenini, karakterin in&#351;as&#305;n&#305; ve yerinde h&#252;k&#252;m vermenin &#351;artlar&#305;n&#305; g&#246;sterir. Ondan &#246;&#287;renilecek ilk &#351;ey, sorunu do&#287;ru tarif etmeden &#231;&#246;z&#252;me ko&#351;mamakt&#305;r. &#304;kinci &#351;ey, karakterin s&#246;ylemle de&#287;il, al&#305;&#351;kanl&#305;kla kuruldu&#287;unu unutmamakt&#305;r. &#220;&#231;&#252;nc&#252; &#351;ey, iyi karar&#305;n yaln&#305;zca idari bir g&#246;revi ba&#351;armak i&#231;in de&#287;il, insan&#305;n ahlaki y&#252;k&#252;ml&#252;l&#252;klerini de yerine getirebilmesi i&#231;in gerekli oldu&#287;udur. D&#246;rd&#252;nc&#252; &#351;ey ise y&#246;neticili&#287;in yaln&#305;zca hedef tutturma i&#351;i de&#287;il, insanlarla birlikte do&#287;ru bi&#231;imde i&#351; g&#246;rme sanat&#305; oldu&#287;udur.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Yöneticiler Neden Felsefe Okumalıdır?]]></title><description><![CDATA[Otuz y&#305;l&#305; a&#351;k&#305;n s&#252;redir y&#246;neticilere e&#287;itimler veriyorum.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/yoneticiler-neden-felsefe-okumaldr</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/yoneticiler-neden-felsefe-okumaldr</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Wed, 25 Mar 2026 03:29:50 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Otuz y&#305;l&#305; a&#351;k&#305;n s&#252;redir y&#246;neticilere e&#287;itimler veriyorum. Bu s&#252;re&#231;te ayn&#305; ihtiyac&#305; tekrar tekrar g&#246;rd&#252;m: Y&#246;netim d&#252;nyas&#305;nda bilgi bol, ara&#231; bol, model bol; buna kar&#351;&#305;l&#305;k sa&#287;lam muhakeme, ahlaki bak&#305;&#351; ve metodolojik d&#252;&#351;&#252;nme yetisi ayn&#305; &#246;l&#231;&#252;de geli&#351;mi&#351; de&#287;il. Bu y&#252;zden, &#8220;Y&#246;neticiler neden felsefe okumal&#305;d&#305;r?&#8221; sorusunun i&#351; hayat&#305;ndaki somut kar&#351;&#305;l&#305;&#287;&#305;n&#305; az &#231;ok kavrad&#305;&#287;&#305;m&#305; d&#252;&#351;&#252;n&#252;yorum.</p><p>Bu soruyu &#351;imdi i&#351; d&#252;nyas&#305;n&#305;n diline &#231;evirerek yan&#305;tlamaya &#231;al&#305;&#351;ay&#305;m: Bir y&#246;netici olarak felsefe bana ne kazand&#305;r&#305;r?</p><p>Her &#351;eyden &#246;nce felsefe d&#252;&#351;&#252;nceyi berrakla&#351;t&#305;r&#305;r. &#304;nsana do&#287;ru soruyu sormay&#305; &#246;&#287;retir. Sorunun mahiyetini, kavramlar&#305;n s&#305;n&#305;rlar&#305;n&#305; ve &#231;o&#287;u zaman fark&#305;na varmadan benimsedi&#287;imiz varsay&#305;mlar&#305; g&#246;r&#252;n&#252;r k&#305;lar. Y&#246;netim hayat&#305;nda kar&#351;&#305;la&#351;&#305;lan pek &#231;ok sorun, bilgi eksikli&#287;inden ziyade d&#252;&#351;&#252;nme eksikli&#287;inden do&#287;ar.</p><p>&#304;kinci olarak kararlar&#305;n niteli&#287;ini y&#252;kseltir. Y&#246;netici &#231;o&#287;u zaman eksik bilgiyle, zaman bask&#305;s&#305; alt&#305;nda ve sonu&#231;lar&#305; a&#287;&#305;r olabilecek ko&#351;ullarda karar vermek zorundad&#305;r. B&#246;yle anlarda mesele yaln&#305;zca h&#305;zl&#305; olmak de&#287;ildir; neyi bildi&#287;ini, neyi bilmedi&#287;ini ve hangi noktada h&#252;km&#252;n&#252;n eksik kald&#305;&#287;&#305;n&#305; ay&#305;rt edebilmektir. Felsefe i&#351;te bu t&#252;r bir zihinsel disiplini g&#252;&#231;lendirir.</p><p>&#220;&#231;&#252;nc&#252; olarak etik bir pusula sunar. Y&#246;netim hayat&#305;nda meseleler hi&#231;bir zaman ne siyah ne beyazd&#305;r; her zaman gridir. Y&#246;netici s&#252;rekli iki do&#287;ru aras&#305;nda, bazen de arzu edilemese de iki yanl&#305;&#351;&#305;n aras&#305;nda se&#231;im yapmak zorunda kal&#305;r. Terfi, &#252;cret adaleti, i&#351;ten &#231;&#305;karma, &#351;effafl&#305;k, sadakat ve sorumluluk gibi ba&#351;l&#305;klar yaln&#305;zca idari meseleler de&#287;ildir. Bunlar, her ko&#351;ul ve durumda ahlaki meselelerdir. Felsefe, y&#246;neticiye sadece etkili olan&#305; de&#287;il, do&#287;ru olan&#305; da g&#246;zetme hassasiyeti kazand&#305;r&#305;r.</p><p>Son olarak insan&#305; ve &#351;irketi anlama kapasitesini derinle&#351;tirir. &#304;nsanlar&#305; ve &#351;irketleri sadece iktisadi failler olarak g&#246;rmek belki finansal kararlar al&#305;rken yeterli olabilir. Ancak y&#246;netim i&#351;inin &#231;ok boyutlu do&#287;as&#305;n&#305; d&#252;&#351;&#252;n&#252;rsek bu soyutlaman&#305;n yetersiz oldu&#287;u b&#252;t&#252;n &#231;&#305;plakl&#305;&#287;&#305;yla ortaya &#231;&#305;kar. &#350;irketler sosyal ili&#351;kilerin kurumsalla&#351;t&#305;&#287;&#305; ortamlar, yani organizasyonlard&#305;r; bu nedenle otorite, me&#351;ruiyet, motivasyon ve g&#252;&#231; ili&#351;kileri &#252;reten yap&#305;lard&#305;r. Felsefe, y&#246;neticinin hem insan tabiat&#305;n&#305; hem de &#351;irketlerin ilk elde g&#246;r&#252;nmeyen gerilimlerini daha dikkatli bi&#231;imde kavramas&#305;na yard&#305;mc&#305; olur.</p><p>Peki, y&#246;neticiler kimleri okumal&#305;?</p><p>Aristoteles iyi y&#246;netimin yaln&#305;zca do&#287;ru kararlarla de&#287;il, g&#252;&#231;l&#252; karakter ve pratik bilgelikle m&#252;mk&#252;n oldu&#287;unu g&#246;sterir. Kant, insan&#305; hi&#231;bir zaman sadece bir ara&#231; olarak g&#246;rmemeyi hat&#305;rlat&#305;r. Mill, kararlar&#305;n sonu&#231;lar&#305;n&#305; finansal hesaplaman&#305;n &#246;tesine ge&#231;en daha geni&#351; bir fayda-zarar &#231;er&#231;evesine g&#246;re de&#287;erlendirmeyi &#246;&#287;retir. Machiavelli, g&#252;&#231;, otorite ve hayat&#305;n &#231;&#305;plak ger&#231;ekli&#287;i aras&#305;ndaki gerilimi anlamak i&#231;in &#246;nemlidir. Adam Smith, &#231;&#305;kar ile ahlaki duyarl&#305;l&#305;k aras&#305;ndaki gerilimli ili&#351;kiyi d&#252;&#351;&#252;nmeye &#231;a&#287;&#305;r&#305;r. Marx, &#351;irketlere ve &#252;retim ili&#351;kilerine sistemin d&#305;&#351;&#305;ndan bakabilme imk&#226;n&#305; ve cesareti verir. Hannah Arendt, d&#252;&#351;&#252;ncesizli&#287;in b&#252;y&#252;k b&#252;rokratik organizasyonlarda hatalara nas&#305;l yol a&#231;abilece&#287;ini a&#231;&#305;klar. Stoac&#305;lar ise kriz anlar&#305;nda sakinli&#287;i, dengeyi, &#246;z disiplini ve i&#231; berrakl&#305;&#287;&#305; korumay&#305; &#246;&#287;retir.</p><p>K&#305;sacas&#305;, bir y&#246;netici felsefeyi bir &#8220;s&#252;s&#8221; edinmek ya da daha &#231;ok &#351;ey bilmek i&#231;in de&#287;il, daha iyi h&#252;k&#252;m vermek i&#231;in okumal&#305;d&#305;r.</p><p>&#214;n&#252;m&#252;zdeki g&#252;nlerde, bu isimlerin y&#246;neticilerin d&#252;&#351;&#252;nme bi&#231;imine, karar kalitesine ve liderlik geli&#351;imine nas&#305;l katk&#305; sundu&#287;unu k&#305;sa yaz&#305;larla ele alaca&#287;&#305;m. &#304;lk dura&#287;&#305;m&#305;z Aristoteles ve onun iyi y&#246;netimin k&#246;klerini do&#287;ru d&#252;&#351;&#252;ncede, &#246;l&#231;&#252;l&#252; karakterde ve yerinde h&#252;k&#252;m verme yetene&#287;inde aramam&#305;z gerekti&#287;ini bize g&#246;steren d&#252;&#351;&#252;nceleri olacak.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[Dünyayı izlemek için ne okumalıyım?]]></title><description><![CDATA[Y&#246;neticilere verdi&#287;im e&#287;itimlerin sonunda bana s&#305;k s&#305;k ayn&#305; soru sorulur: &#8220;Ne okuyal&#305;m?]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/dunyay-izlemek-icin-ne-okumalym</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/dunyay-izlemek-icin-ne-okumalym</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Tue, 24 Mar 2026 06:35:04 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p></p><p>Y&#246;neticilere verdi&#287;im e&#287;itimlerin sonunda bana s&#305;k s&#305;k ayn&#305; soru sorulur: &#8220;Ne okuyal&#305;m? D&#252;nyada olup biteni nereden izleyelim?&#8221;</p><p>&#304;lk bak&#305;&#351;ta bu kolay bir soru gibi g&#246;r&#252;n&#252;r. &#304;nsan&#305;n akl&#305;na hemen bir kaynak listesi gelir. Oysa mesele o kadar basit de&#287;ildir. Burada iki y&#246;nl&#252; bir sorun vard&#305;r: bir yanda d&#252;nya, &#246;te yanda onu anlamaya &#231;al&#305;&#351;an insan.</p><p>&#8220;D&#252;nyada ne oluyor?&#8221; dedi&#287;imizde, d&#252;nyay&#305; kar&#351;&#305;m&#305;zda duran bir ger&#231;eklik gibi d&#252;&#351;&#252;n&#252;r&#252;z. &#8220;Bunu nas&#305;l &#246;&#287;renirim?&#8221; dedi&#287;imizde ise bilen ki&#351;iyi &#246;ne &#231;&#305;kar&#305;r&#305;z. Ne var ki d&#252;nya ile kurdu&#287;umuz ili&#351;ki bu kadar yal&#305;n de&#287;ildir. D&#252;nyaya do&#287;rudan ula&#351;amay&#305;z. D&#252;nyay&#305; ancak kurumlar, diller, kavramlar, veriler, haberler ve yorumlar arac&#305;l&#305;&#287;&#305;yla tan&#305;r&#305;z. Bu y&#252;zden as&#305;l soru yaln&#305;zca d&#252;nyada ne oldu&#287;u de&#287;ildir. As&#305;l soru, d&#252;nyayla hangi arac&#305;lar ve g&#246;r&#252;n&#252;&#351;ler i&#231;inden ge&#231;erek bulu&#351;tu&#287;umuzdur.</p><p>Diyelim ki Reuters&#8217;ta bir haber okuyoruz. &#304;lk anda &#351;&#246;yle d&#252;&#351;&#252;n&#252;r&#252;z: Reuters olup biteni aktar&#305;yor, ben de d&#252;nyada neler oldu&#287;unu &#246;&#287;reniyorum. Oysa biraz dikkatle bak&#305;nca bunun b&#246;yle olmad&#305;&#287;&#305; g&#246;r&#252;l&#252;r. Haber, olay&#305;n kendisi de&#287;ildir. Olay, onu se&#231;en, ad&#305;n&#305; koyan, s&#305;ralayan ve belli bir dil d&#252;zeni i&#231;inde kuran bir elden ge&#231;erek habere d&#246;n&#252;&#351;&#252;r. Demek ki okudu&#287;umuz &#351;ey d&#252;nyan&#305;n kendisi de&#287;il, Reuters&#8217;in bak&#305;&#351;&#305;ndan in&#351;a edilmi&#351; bir d&#252;nya g&#246;r&#252;n&#252;m&#252;d&#252;r.</p><p>&#304;&#351; burada da bitmez. Reuters&#8217;e ayr&#305;ca iki ayr&#305; y&#246;nden bakmak gerekir. Bir y&#246;nden Reuters, ge&#231;mi&#351;i olan, belli &#231;al&#305;&#351;ma kurallar&#305; bulunan, kendi &#246;ncelikleri ve s&#305;n&#305;rlar&#305; i&#231;inde i&#351;leyen bir kurumdur. Bir ba&#351;ka y&#246;nden ise Reuters&#8217;in kendisi hakk&#305;nda kurdu&#287;u s&#246;z vard&#305;r. &#8220;Tarafs&#305;z&#305;z&#8221;, &#8220;g&#252;veniliriz&#8221;, &#8220;yaln&#305;zca olgular&#305; aktar&#305;yoruz&#8221; diyen de Reuters&#8217;t&#305;r. Yani kar&#351;&#305;m&#305;zda yaln&#305;zca Reuters diye bir kurum de&#287;il, kendisini anlatan ve kendini hakl&#305; &#231;&#305;karan bir Reuters daha vard&#305;r.</p><p>Bu ayr&#305;m&#305; g&#246;rmek &#246;nemlidir. Bir kurumun kendisi hakk&#305;nda s&#246;yledikleri, o kurumun ne oldu&#287;unun do&#287;rudan kan&#305;t&#305; say&#305;lamaz. Bunlar ayn&#305; zamanda o kurumun kendini nas&#305;l kurdu&#287;unu g&#246;steren s&#246;zlerdir. Ba&#351;ka t&#252;rl&#252; s&#246;ylersek Reuters yaln&#305;zca d&#252;nyay&#305; anlatmaz, kendini de anlat&#305;r. Okur &#231;o&#287;u zaman hem haberi hem de bu kendini anlat&#305;&#351; bi&#231;imini birlikte al&#305;r. B&#246;ylece yaln&#305;zca olay&#305; de&#287;il, o olay&#305; anlatma hakk&#305;n&#305; kendinde g&#246;ren bir kurumun kendi iddias&#305;n&#305; da okumu&#351; olur.</p><p>O halde soru &#351;udur: D&#252;nyay&#305; m&#305; okuyoruz, yoksa d&#252;nyan&#305;n bize sunulu&#351; bi&#231;imini mi?</p><p>Cevap &#351;udur: &#304;kisini birden okuyoruz. Felsefi d&#252;&#287;&#252;m de tam burada kar&#351;&#305;m&#305;za &#231;&#305;kar.</p><p>Kant hayat&#305;n&#305; bu bilmeceyi &#231;&#246;zmeye adad&#305;. Ona g&#246;re bilgi, nesnenin oldu&#287;u gibi gelip zihne d&#252;&#351;mesi de&#287;ildir. Bilgide &#246;znenin a&#287;&#305;rl&#305;kl&#305; pay&#305; vard&#305;r. &#304;nsan d&#252;nyay&#305; her zaman belli kal&#305;plar i&#231;inden bilir. Bunu bug&#252;ne getirip basit&#231;e s&#246;ylersek durum &#351;undan ibarettir: Haber, olay&#305;n &#231;&#305;plak bir kopyas&#305; de&#287;ildir. Olay, ancak ona bakan g&#246;z&#252;n i&#231;inden g&#246;r&#252;n&#252;r olur. Burada bahsi ge&#231;en g&#246;z okuyucunun g&#246;z&#252;d&#252;r.</p><p>Gadamer bilmeceye yeni bir boyut ekler. Ona g&#246;re anlama, her zaman belli bir ufuk i&#231;inde ger&#231;ekle&#351;ir. Hi&#231; kimse metne, olaya ya da habere bo&#351; bir zihinle gitmez. Herkes kendi ge&#231;mi&#351;iyle, diliyle, ya&#351;ad&#305;klar&#305;yla gider. Ayn&#305; haberi iki ki&#351;inin okuyup ba&#351;ka ba&#351;ka anlamlar &#231;&#305;karmas&#305; bundand&#305;r. Ama i&#351; burada da bitmez. Okur nas&#305;l kendi ufkuyla bak&#305;yorsa, haberi kuran kurum da kendi ufkuyla bakar. Demek ki haberde yaln&#305;zca okurun de&#287;il, haberi kuran kurumun da ufku vard&#305;r. Gadamer bu nedenle okuma faaliyetine &#8220;ufuklar&#305;n kar&#351;&#305;la&#351;mas&#305;&#8221; der.</p><p>Foucault ise bilginin bo&#351;lukta do&#287;mad&#305;&#287;&#305;n&#305; s&#246;yleyerek i&#351;in bilgi &#252;retim siyasetine dikkat &#231;eker. Bilmece b&#246;ylece daha da &#231;etrefil h&#226;le gelir. Bilgi her zaman belli kurumlar&#305;n ve belli s&#246;z d&#252;zenlerinin i&#231;inde kurulur. Bunlara bilgi rejimleri der. Hangi s&#246;z&#252;n bilgi say&#305;ld&#305;&#287;&#305;, kimin ger&#231;e&#287;i s&#246;yleme hakk&#305;na sahip g&#246;r&#252;ld&#252;&#287;&#252;, belli bir rejimin i&#231;inde me&#351;rula&#351;t&#305;r&#305;labilir. Onun i&#231;in haber okurken yaln&#305;zca &#8220;Ne diyor?&#8221; diye sormak yetmez. &#8220;Bunu kim s&#246;yl&#252;yor?&#8221;, &#8220;Nereden g&#252;&#231; alarak s&#246;yl&#252;yor?&#8221;, &#8220;Hangi dili ola&#287;an g&#246;steriyor?&#8221;, &#8220;Neyi d&#305;&#351;ar&#305;da b&#305;rak&#305;yor?&#8221; sorular&#305;n&#305; da sormak gerekir.</p><p>Luhmann&#8217;&#305;n &#8220;ikinci dereceden g&#246;zlem&#8221; dedi&#287;i &#351;ey ise sanki bu bilmeceyi b&#252;t&#252;n boyutlar&#305;yla ifade etme &#231;abas&#305;n&#305; yans&#305;tmaktad&#305;r. Luhmann &#351;&#246;yle d&#252;&#351;&#252;n&#252;r: &#214;nce olaya bakmal&#305;y&#305;z. Ard&#305;ndan olaya bakan g&#246;ze bakmal&#305;y&#305;z. Yani yaln&#305;zca d&#252;nyay&#305; de&#287;il, d&#252;nyaya bakan bak&#305;&#351;&#305; da g&#246;rmeye &#231;al&#305;&#351;mal&#305;y&#305;z. Ve bunu, d&#252;nyaya bakan bir g&#246;z, yani bu yap&#305;sal ili&#351;ki ba&#287;lam&#305;nda belli bir konum kaplayan &#246;znelerden biri oldu&#287;umuzu unutmadan yapmal&#305;y&#305;z.</p><p>Burada biri &#231;&#305;k&#305;p &#351;&#246;yle diyebilir: Her &#351;ey belli bir &#246;znelli&#287;in temsili ise, do&#287;ru diye bir &#351;ey yoktur. Bu i&#351;in sonu, olay&#305;n olmad&#305;&#287;&#305;n&#305; iddia etmeye kadar varabilir. Tabii ki bu da bizi sa&#231;ma bir durumla y&#252;z y&#252;ze b&#305;rak&#305;r. Mesela Tahran, ABD-&#304;srail taraf&#305;ndan bombaland&#305;ysa, bunun olmad&#305;&#287;&#305;n&#305; s&#246;ylemek m&#252;mk&#252;n m&#252;d&#252;r? Sorun olay&#305;n olup olmad&#305;&#287;&#305; de&#287;ildir. Sorun, olay&#305;n hakikatidir. &#304;nsan nesnelerle de&#287;il, nesnelerin hakikatiyle ilgilenir.</p><p>Vard&#305;&#287;&#305;m&#305;z sonu&#231; belki de kimseyi &#351;a&#351;&#305;rtmayacak olsa da &#351;udur: Hakikate yakla&#351;mak istiyorsak, olay&#305;n bize aksedi&#351;i s&#252;recinde yer alan b&#252;t&#252;n nesne-&#246;zne etkile&#351;imlerini hesaba katmam&#305;z gerekir. K&#305;sacas&#305; okuma, yaln&#305;zca olanlar&#305; &#246;&#287;renme saikiyle yap&#305;lmamal&#305;d&#305;r; &#246;&#287;rendiklerimizin bilgide nas&#305;l kuruldu&#287;unu g&#246;rmeye d&#246;n&#252;k bir okuma da olmal&#305;d&#305;r.</p><p>Dolay&#305;s&#305;yla &#8220;D&#252;nyay&#305; izlemek i&#231;in ne okumal&#305;y&#305;m?&#8221; sorusuna benim her zaman bir kar&#351;&#305; sorum olmu&#351;tur. Neyi okuyaca&#287;&#305;n&#305;z &#246;nemlidir ama ak&#305;lda hep &#351;u soru bulundurulmal&#305;d&#305;r: &#8220;Okuyaca&#287;&#305;m&#305;z kayna&#287;&#305; nas&#305;l okumal&#305;y&#305;m?&#8221;</p><p>K&#305;sa yan&#305;t&#305;m ise genelde &#351;&#246;yle olmu&#351;tur: D&#252;nyay&#305; izlemek i&#231;in &#231;ok say&#305;da ve &#231;e&#351;itli kaynak okuyun. Ama bunlar&#305; her zaman &#8220;ikinci dereceden g&#246;zlemle&#8221; okuyun. &#304;lk okuyu&#351;ta olay&#305; anlamaya &#231;al&#305;&#351;&#305;n. &#304;kinci okuyu&#351;ta, kendi bak&#305;&#351;&#305;n&#305;z d&#226;hil b&#252;t&#252;n bak&#305;&#351;lar&#305; g&#246;rmeye &#231;al&#305;&#351;&#305;n. As&#305;l okuma i&#351;te bu ikinci d&#252;zeyde ba&#351;lar.</p>]]></content:encoded></item><item><title><![CDATA[İran Savaşı Krizi Türkiye İçin Tehlikeleri Nerede Biriktiriyor?]]></title><description><![CDATA[&#304;ran sava&#351;&#305;n&#305;n uzamas&#305;, T&#252;rkiye a&#231;&#305;s&#305;ndan yaln&#305;zca enerji fiyatlar&#305;, ticaret yollar&#305; veya d&#305;&#351; politika alan&#305;ndaki belirsizlikleri b&#252;y&#252;tmez.]]></description><link>https://profdrahmetoncu.com/p/iran-savas-krizi-turkiye-icin-tehlikeleri</link><guid isPermaLink="false">https://profdrahmetoncu.com/p/iran-savas-krizi-turkiye-icin-tehlikeleri</guid><dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. Ahmet Öncü]]></dc:creator><pubDate>Mon, 23 Mar 2026 06:05:03 GMT</pubDate><enclosure url="https://substackcdn.com/image/fetch/$s_!u-0a!,w_256,c_limit,f_auto,q_auto:good,fl_progressive:steep/https%3A%2F%2Fsubstack-post-media.s3.amazonaws.com%2Fpublic%2Fimages%2F7b32b2a4-1c57-4224-84c8-3f0a49639150_602x602.jpeg" length="0" type="image/jpeg"/><content:encoded><![CDATA[<p>&#304;ran sava&#351;&#305;n&#305;n uzamas&#305;, T&#252;rkiye a&#231;&#305;s&#305;ndan yaln&#305;zca enerji fiyatlar&#305;, ticaret yollar&#305; veya d&#305;&#351; politika alan&#305;ndaki belirsizlikleri b&#252;y&#252;tmez. Daha &#246;nemli risk, zaten siyasalla&#351;m&#305;&#351; ve kutupla&#351;m&#305;&#351; toplumsal ortam&#305;n ekonomik karar alma s&#252;re&#231;leri &#252;zerindeki bask&#305;y&#305; art&#305;rmas&#305;d&#305;r. T&#252;rkiye&#8217;de ekonomi y&#246;netimi uzun s&#252;redir g&#252;&#231;l&#252; bir siyasal etki alt&#305;nda &#351;ekilleniyor. Hangi kesimlerin korunaca&#287;&#305;na, hangi sekt&#246;rlerin desteklenece&#287;ine ve kriz maliyetinin kimlerin &#252;zerine y&#305;k&#305;laca&#287;&#305;na b&#252;y&#252;k &#246;l&#231;&#252;de siyaset karar veriyor. K&#252;resel kriz derinle&#351;tik&#231;e devletin kaynak da&#287;&#305;t&#305;m&#305;ndaki rol&#252; daha da belirgin hale gelir. Bu da ekonomi y&#246;netimini toplumsal ve siyasal gerilimlerin do&#287;rudan par&#231;as&#305; haline getirebilir. Sonu&#231;ta siyasi gerilim ekonomik krizi beslerken, ekonomik kriz de siyasi gerilimi daha sert ve daha y&#305;k&#305;c&#305; bir &#231;izgiye ta&#351;&#305;yabilir. T&#252;rkiye a&#231;&#305;s&#305;ndan ilk b&#252;y&#252;k risk bu alanda birikiyor.</p><p>&#304;kinci b&#252;y&#252;k risk ise olas&#305; bir kur &#351;okunun para sistemine ve bankac&#305;l&#305;k d&#252;zenine duyulan g&#252;veni a&#351;&#305;nd&#305;rmas&#305;d&#305;r. Bu ihtimal k&#252;&#231;&#252;msenmemelidir. Weimar Cumhuriyeti &#246;rne&#287;i bu nedenle yeniden hat&#305;rlanmal&#305;d&#305;r. Birinci D&#252;nya Sava&#351;&#305; sonras&#305;nda Almanya&#8217;da kamu maliyesi bozulmu&#351;, sava&#351;&#305;n y&#252;k&#252; ve tazminatlar artm&#305;&#351;, &#252;retim kapasitesi ise zay&#305;flam&#305;&#351;t&#305;. Bu ortamda toplum, elindeki paran&#305;n de&#287;erini koruyamayaca&#287;&#305;na inanmaya ba&#351;lad&#305;. K&#305;r&#305;lma da burada ya&#351;and&#305;: ulusal paraya duyulan g&#252;ven sars&#305;ld&#305;. &#304;nsanlar paray&#305; elde tutmak istemedik&#231;e dola&#351;&#305;m h&#305;z&#305; artt&#305;, fiyatlar daha s&#305;k g&#252;ncellenmeye ba&#351;lad&#305;, ekonomik akt&#246;rlerin gelece&#287;e d&#246;n&#252;k hesap yapmas&#305; zorla&#351;t&#305;. Sonu&#231;ta para yaln&#305;zca de&#287;er kaybeden bir ara&#231; haline gelmedi; ayn&#305; zamanda toplumsal g&#252;venin dayanaklar&#305;ndan biri olma niteli&#287;ini de yitirdi.</p><p>T&#252;rkiye bug&#252;n elbette b&#246;yle bir noktada de&#287;il. Ancak son veriler ekonomideki k&#305;r&#305;lganl&#305;&#287;&#305;n artt&#305;&#287;&#305;na i&#351;aret ediyor. Merkez Bankas&#305;&#8217;n&#305;n mart ba&#351;&#305;nda liray&#305; desteklemek amac&#305;yla yakla&#351;&#305;k 8 milyar dolarl&#305;k d&#246;viz sat&#305;&#351;&#305; yapt&#305;&#287;&#305;, &#350;ubat 2026 itibar&#305;yla y&#305;ll&#305;k enflasyonun y&#252;zde 31,53 d&#252;zeyinde bulundu&#287;u g&#246;r&#252;l&#252;yor. Bu tablo, para birimine duyulan g&#252;venin zaten zedelenmi&#351; oldu&#287;unu g&#246;steriyor. B&#246;yle bir ortamda sert bir kur &#351;oku beklentisi, TL&#8217;den ka&#231;&#305;&#351;&#305; h&#305;zland&#305;rabilir ve dolarizasyon e&#287;ilimini g&#252;&#231;lendirebilir. Hanehalk&#305; ile &#351;irketler, tasarruflar&#305;n&#305; TL&#8217;de tutmak yerine d&#246;vize, alt&#305;na veya dayan&#305;kl&#305; mallara y&#246;neltebilir.</p><p>Bu s&#252;re&#231; finansal sistem a&#231;&#305;s&#305;ndan da &#246;nemli riskler &#252;retir. IMF&#8217;ye g&#246;re mevduat ve kredi dolarizasyonu, likidite riski ile kur uyumsuzlu&#287;unu art&#305;rarak sistemi daha k&#305;r&#305;lgan hale getiriyor. T&#252;rkiye&#8217;de bankac&#305;l&#305;k sekt&#246;r&#252; bug&#252;n i&#231;in belli tamponlara sahip g&#246;r&#252;n&#252;yor. BDDK verilerine g&#246;re sekt&#246;r&#252;n sermaye yeterlili&#287;i standart oran&#305; Ocak 2026 itibar&#305;yla y&#252;zde 16,77 d&#252;zeyinde. Ancak dolarizasyon h&#305;zlan&#305;rsa risk farkl&#305; bir kanaldan b&#252;y&#252;r. Bankalar&#305;n fonlama yap&#305;s&#305; d&#246;vize daha duyarl&#305; hale gelir; kredi ve mevduat aras&#305;ndaki vade ve para cinsi uyumsuzlu&#287;u a&#287;&#305;rla&#351;&#305;r. Kur &#351;okundan etkilenen reel sekt&#246;r&#252;n geri &#246;deme g&#252;c&#252; zay&#305;flad&#305;k&#231;a bankalar&#305;n aktif kalitesi de bask&#305; alt&#305;na girer. Dolay&#305;s&#305;yla tehlike yaln&#305;zca fiyat art&#305;&#351;&#305; de&#287;ildir. Paraya duyulan g&#252;venin a&#351;&#305;nmas&#305;, bankac&#305;l&#305;k sistemine do&#287;rudan bilan&#231;o ve likidite bask&#305;s&#305; olarak da yans&#305;yabilir. Bu nedenle kur &#351;okunun bir g&#252;ven krizine, oradan da h&#305;zlanan dolarizasyona d&#246;n&#252;&#351;me ihtimali g&#246;z ard&#305; edilmemelidir.</p>]]></content:encoded></item></channel></rss>