14–20 Şubat 2026 Haftası Küresel Makro Görünüm
Prof. Dr. Ahmet Öncü
Giriş
Bu rapor, The Economist dergisinde 14–20 Şubat 2026 haftasında yayımlanan makroekonomik ve finansal göstergeler temel alınarak hazırlanmıştır . Çalışmanın amacı, söz konusu haftada yayımlanan ülke bazlı verileri salt istatistiksel bir özet olarak sunmak değil; bu göstergeleri karşılaştırmalı bir çerçeve içinde analiz ederek küresel ekonominin hangi makroekonomik dengeler üzerinden işlediğini ortaya koymaktır.
Mevcut dönemde küresel ekonomi, pandemi sonrası normalleşme sürecini büyük ölçüde tamamlamış olmakla birlikte, senkronize bir büyüme patikasına girmiş değildir. The Economist’te yer alan veriler, büyüme oranları, enflasyon dinamikleri, işsizlik seviyeleri, cari denge yapıları, bütçe performansları ve uzun vadeli faiz oranlarının ülkeler arasında belirgin biçimde farklılaştığını göstermektedir.
Bu nedenle analiz üç temel eksen üzerine kurulmuştur:
1. Büyüme performansı ve kompozisyonu
2. Fiyat istikrarı ve makro dengeler
3. Uzun vadeli finansman koşulları (10 yıllık tahvil faizleri)
Bu üç eksen birlikte ele alındığında, küresel ekonominin tek bir makro rejim içinde değil, farklı politika bileşimleri ve finansal koşullar altında işleyen çok katmanlı bir yapıya sahip olduğu görülmektedir.
Genel Küresel Değerlendirme
The Economist’in 14–20 Şubat 2026 haftasında yayımladığı veriler birlikte değerlendirildiğinde, küresel ekonomide ortak bir konjonktürel ritimden söz etmek güçleşmektedir . Ayrışma özellikle büyüme oranları, enflasyon dinamikleri ve uzun vadeli faizlerde belirginleşmektedir.
1. Büyüme Performansı
ABD: %2,3
Kanada: %1,4
Avro Bölgesi: %1,3 (2026 beklentisi %1,0)
Japonya: %0,6
Çin: %4,5
Hindistan: %8’in üzerinde
Türkiye: %3,7 (2026 beklentisi %4,4)
Polonya: %3,8
Brezilya: %1,8
Şili: %1,6
Bu dağılım, küresel ölçekte senkronize bir büyüme modelinin bulunmadığını göstermektedir. Gelişmiş ekonomilerde büyüme %1–2 bandında sıkışırken, Hindistan gibi bazı yükselen ekonomiler yüksek büyüme performansını sürdürmektedir. Çin’de ise %4,5’lik büyümeye rağmen %0,2’lik enflasyon oranı, iç talebin zayıflığına işaret etmektedir.
Dolayısıyla büyüme yalnızca niceliksel olarak değil, niteliksel olarak da ayrışmaktadır.
2. Enflasyon Dinamikleri
Avro Bölgesi: %2,0
Kanada: %2,4
ABD: %2,7
Japonya: %2,0
Çin: %0,2
Polonya: %2,4
Brezilya: %4,4
Rusya: %5,6
Türkiye: %30,7
Arjantin: %32,4
Gelişmiş ekonomilerde enflasyon hedeflerle uyumlu seviyelere gerilemişken, bazı yükselen ekonomilerde fiyat istikrarı henüz sağlanamamıştır. Çin’de ise düşük enflasyon talep eksikliğine işaret etmektedir.
3. Finansman Koşulları
10 yıllık devlet tahvili faizleri küresel finansal hiyerarşiyi açık biçimde ortaya koymaktadır:
Japonya: ~%1
Avro Bölgesi: ~%2,3
Kanada: ~%3,2
ABD: ~%4
Polonya: %5,0
Şili: %5–6
Hindistan: ~%7
Meksika: ~%9
Brezilya: %10–11
Rusya: %14,8
Türkiye: %28,1
Bu dağılım, küresel finansal sistemin katmanlı bir yapı sergilediğini göstermektedir. Çekirdek ekonomiler düşük maliyetle borçlanabilirken, bazı ekonomiler çok daha yüksek risk primi ile finansmana erişebilmektedir.
Kuzey Amerika: Aynı Blok İçinde Farklı Makro Dengeler
(ABD – Kanada – Meksika)
Veriler Kuzey Amerika ekonomilerinin güçlü ticaret entegrasyonuna rağmen makroekonomik açıdan homojen bir yapı sergilemediğini göstermektedir .
ABD: Küresel Merkez Ekonomi
ABD ekonomisi:
Büyüme: %2,3
Enflasyon: %2,7
İşsizlik: %4,3
Cari denge: -%3,5
Bütçe dengesi: -%6,5
10 yıllık tahvil faizi: ~%4
Makro göstergeler yüzeyde dengeli bir görünüm sunsa da, çift açık (cari ve bütçe) yapısı belirleyicidir. Buna rağmen %4 seviyesindeki 10 yıllık faiz oranı, ABD’nin küresel rezerv para ihraç eden merkez ekonomi konumunu koruduğu sürece sürüdürülebilir görünmektedir.
Kanada: Dengeli Ama Düşük Tempolu Model
Büyüme: %1,4
Enflasyon: %2,4
İşsizlik: %6,5
Cari denge: -%1,0
Bütçe dengesi: -%2,2
10 yıllık tahvil faizi: %3,2
Kanada daha disiplinli bir mali çerçeve sunmaktadır. Açıklar sınırlıdır ve enflasyon hedefle uyumludur. Ancak büyüme performansı ABD’nin altında kalmaktadır.
Bu model, istikrarın büyüme dinamizmine tercih edildiği daha temkinli bir politika bileşimine işaret etmektedir.
Meksika: Ticari Entegrasyon Finansman Rahatlığı Getirmiyor
Büyüme: %3,2
Enflasyon: %3,8
İşsizlik: %2,6
Cari denge: -%0,5
Bütçe dengesi: -%3,7
10 yıllık tahvil faizi: ~%9
Meksika üretim zincirleri açısından ABD ve Kanada ile güçlü biçimde entegre olmasına rağmen, %9 seviyesindeki uzun vadeli faiz oranı finansal çevre konumunun sürdüğünü göstermektedir.
Bu tablo, ticari entegrasyonun finansal merkez statüsü sağlamaya yetmediğini ortaya koymaktadır.
Avro Bölgesi: Düşük Büyüme – Yüksek Kurumsal İstikrar
Veriler, Avro Bölgesi’nde fiyat istikrarının büyük ölçüde sağlandığını ancak büyümenin yapısal olarak sınırlı kaldığını göstermektedir .
Büyüme: %1,3
2026 beklentisi: %1,0
Enflasyon: %2,0
İşsizlik: %6,2
Cari denge: +%2,3
Bütçe dengesi: -%3,1
10 yıllık tahvil faizi: %2,3
Enflasyonun %2 seviyesine gerilemesi para politikasının etkinliğini göstermektedir. Ancak büyüme oranının %1 civarında seyretmesi, potansiyel büyüme hızının düşük kaldığına işaret etmektedir.
Cari fazla, bölgenin dış rekabet gücünü koruduğunu göstermektedir. Buna karşılık iç talep sınırlı kalmaktadır.
Avro Bölgesi örneği, düşük finansman maliyeti ile birlikte düşük büyümenin eş zamanlı var olabildiğini göstermektedir. Bu model, genişlemeden ziyade istikrarı önceliklendiren bir makro rejimi temsil etmektedir.
Asya: Üç Ayrı Makro Model
(Çin – Japonya – Hindistan)
Çin: Büyüme Var, Talep Zayıf
Büyüme: %4,5
Enflasyon: %0,2
10 yıllık faiz: %2,5
Büyüme oranı görece yüksek görünse de, %0,2’lik enflasyon iç talebin zayıf olduğuna işaret etmektedir. Düşük faiz ortamı finansal baskı olmadığını gösterirken, büyümenin kompozisyonu dış talep ve üretim kapasitesine dayanmaktadır.
Japonya: Düşük Büyüme – Düşük Faiz Dengesi
Büyüme: %0,6
Enflasyon: %2,0
10 yıllık faiz: ~%1
Japonya uzun süredir devam eden düşük büyüme rejimini sürdürmektedir. Finansman maliyetleri son derece düşüktür. Ancak güçlü bir genişleme ivmesi üretilememektedir.
Hindistan: Yüksek Büyüme – Orta Düzey Finansman Maliyeti
Büyüme: %8+
Enflasyon: %1–3 bandı
Cari denge: -%1,0
10 yıllık faiz: ~%7
Hindistan yüksek büyüme performansı ile ayrışmaktadır. Ancak finansman maliyeti çekirdek ekonomilere kıyasla daha yüksektir. Bu model, yüksek potansiyel fakat tam anlamıyla merkez ülkelerşn finansman avantajlarına sahip olmayan bir ekonomi görünümü sunmaktadır.
Doğu Avrupa ve Türkiye: Aynı Coğrafyada Farklı Makro Rejimler
(Rusya – Polonya – Türkiye)
Doğu Avrupa ve Türkiye birlikte değerlendirildiğinde, coğrafi yakınlığa rağmen üç farklı makroekonomik bileşimin yan yana var olduğu görülmektedir. Ayrışma özellikle büyüme temposu, enflasyon düzeyi ve finansman maliyetinde belirgindir.
Rusya: Dış Fazla – Yüksek Finansman Maliyeti
Büyüme: %0,6 (Q3)
2026 beklentisi: %0,4
Enflasyon: %5,6 (2026: %4,9)
İşsizlik: %2,2
Cari denge: +%1,4
Bütçe dengesi: -%2,5
10 yıllık tahvil faizi: %14,8
Rusya ekonomisinde işsizlik oranı oldukça düşük olmakla birlikte büyüme ivmesi zayıflamıştır. Cari fazla korunmaktadır; bu durum dış denge açısından görece sağlam bir görünüm sunmaktadır.
Buna karşılık %14,8 seviyesindeki uzun vadeli faiz oranı, finansman maliyetinin yüksek kaldığını göstermektedir. Bu tablo, dış fazla veren bir ekonominin dahi yaptırımlar nedeniyle yükselen finansal risk primi neticesinde yüksek maliyetle borçlanabildiğini ortaya koymaktadır.
Rusya örneği, güçlü bir dış dengeye sahip olmanın finansman koşullarını otomatik olarak iyileştirmediğini; jeopolitik risklerin ve uluslararası konumlanmanın, risk primi üzerinden finansman maliyetlerini bağımsız biçimde belirleyebildiğini göstermektedir.
Polonya: Büyüme ve Fiyat İstikrarı Dengesi
Büyüme: %3,8 (Q3)
2026 beklentisi: %3,6
Enflasyon: %2,4
İşsizlik: %6,0
Cari denge: -%1,0
Bütçe dengesi: -%6,6
10 yıllık tahvil faizi: %5,0
Polonya, bu üçlü içinde en dengeli makro kombinasyonu sunmaktadır. Büyüme %3,5–4 bandında, enflasyon %2,4 ile kontrol altındadır.
Ancak bütçe açığının -%6,6 seviyesinde olması dikkat çekicidir. Bu durum, büyümenin kısmen mali genişleme ile desteklendiğine işaret etmektedir.
%5 seviyesindeki 10 yıllık faiz, Polonya’nın küresel finansal sistem içinde orta katmanda konumlandığını göstermektedir: finansmana erişim mümkündür, ancak çekirdek ekonomilere kıyasla daha yüksek risk primi söz konusudur.
Türkiye: Yüksek Enflasyon – Çok Yüksek Finansman Maliyeti
Büyüme: %3,7 (Q3)
2026 beklentisi: %4,4
Enflasyon: %30,7 (2026: %24,5)
İşsizlik: %7,8
Cari denge: -%1,2
Bütçe dengesi: -%3,5
10 yıllık tahvil faizi: %28,1
Türkiye ekonomisi büyüme performansı açısından bölgedeki birçok ekonomiden daha güçlü görünmektedir. Ancak %30,7 seviyesindeki enflasyon oranı ve %28,1 düzeyindeki 10 yıllık faiz, makro risk algısının oldukça yüksek olduğunu göstermektedir.
Bu yapı, büyümenin yüksek enflasyon ve yüksek finansman maliyeti ile birlikte gerçekleştiği bir makro rejime işaret etmektedir.
Burada özellikle vurgulamak gerekir ki – genel değerlendirme bölümünde işaret edildiği üzere – büyüme oranı tek başına makro güç göstergesi değildir. Finansman maliyeti ve fiyat istikrarı, sürdürülebilirlik açısından daha belirleyici olmaktadır.
Bölgesel Sonuç
Aynı coğrafyada üç farklı kombinasyon gözlenmektedir:
Rusya: Dış fazla – düşük büyüme – yüksek faiz
Polonya: Orta büyüme – düşük enflasyon – orta faiz
Türkiye: Orta/yüksek büyüme – çok yüksek enflasyon – çok yüksek faiz
Bu tablo, bölgesel bir ekonomik bloktan ziyade farklı risk profillerinin yan yana bulunduğu bir yapı göstermektedir.
Latin Amerika: Farklı İstikrar Arayışları
(Arjantin – Brezilya – Şili)
Latin Amerika ekonomileri de homojen bir yapı sergilememektedir. Bölge genelinde ortak özellik, fiyat istikrarı ve büyüme arasında denge kurma çabasıdır; ancak uygulanan politika bileşimleri ve sonuçları farklıdır.
Arjantin: Yüksek Enflasyondan Çıkış Arayışı
Büyüme: %3,3 (Q3)
2026 beklentisi: %1,1
Enflasyon: %32,4 (2026: %27,2)
İşsizlik: %6,6
Cari denge: -%1,6
Bütçe dengesi: +%0,4
Arjantin’de mali disiplin yönünde adım atıldığı ve bütçede sınırlı da olsa fazla verildiği görülmektedir. Ancak %32,4 seviyesindeki enflasyon fiyat istikrarının henüz sağlanamadığını göstermektedir.
Büyümenin 2026’da %1,1’e gerilemesi beklenmektedir; bu durum, dezenflasyon sürecinin büyüme üzerinde baskı oluşturduğuna işaret etmektedir.
Brezilya: Fiyat İstikrarı – Zayıf Büyüme
Büyüme: %1,8 (Q3)
2026 beklentisi: %0,4
Enflasyon: %4,4
İşsizlik: %5,1
Cari denge: -%2,7
Bütçe dengesi: -%7,0
10 yıllık faiz: %10–11
Brezilya’da enflasyon görece kontrol altındadır. Ancak büyüme zayıftır ve bütçe açığı yüksektir.
Çift haneli tahvil faizi, finansman maliyetinin yüksek kaldığını göstermektedir. Bu yapı, fiyat istikrarının sağlandığı ancak büyümenin ivme kazanamadığı bir dengeye işaret etmektedir.
Şili: Makro Disiplin – Sınırlı Genişleme
Büyüme: %1,6 (Q3)
2026 beklentisi: -%0,6
Enflasyon: %2,8
İşsizlik: %8,1
Cari denge: -%2,0
Bütçe dengesi: -%1,7
10 yıllık faiz: %5–6
Şili fiyat istikrarını büyük ölçüde sağlamıştır. Mali disiplin görece korunmaktadır. Ancak büyüme dinamikleri zayıftır ve 2026 için daralma beklentisi bulunmaktadır.
Bu tablo, istikrarın sağlanmasının her zaman güçlü büyüme üretmediğini göstermektedir.
Bölgesel Genel Çerçeve
Latin Amerika ve Doğu Avrupa birlikte değerlendirildiğinde, şu ortak sonuç ortaya çıkmaktadır:
Yüksek enflasyonla mücadele eden ekonomiler (Türkiye, Arjantin)
Enflasyonu kontrol altına almış ancak düşük büyüme yaşayan ekonomiler (Brezilya, Şili)
Orta düzey faiz ve dengeli büyüme performansı gösteren ekonomiler (Polonya)
Bu yapı, küresel sistemde çevre ekonomilerin farklı risk ve büyüme kombinasyonları içinde hareket ettiğini göstermektedir.
Sonuç ve Değerlendirme: Makro Ayrışmanın Toplumsal Yansımaları
14–20 Şubat 2026 haftasına ait veriler, küresel ekonominin yalnızca makro göstergeler düzeyinde değil, aynı zamanda bu göstergelerin toplumlara yansıması açısından da belirgin biçimde ayrıştığını ortaya koymaktadır. Büyüme, enflasyon ve finansman koşulları arasındaki farklı kombinasyonlar, ülkelerin yalnızca ekonomik performansını değil, aynı zamanda geniş halk kesimlerinin yaşam standartlarını, gelir istikrarını ve geleceğe ilişkin beklentilerini doğrudan etkilemektedir.
Bu çerçevede makroekonomik göstergeler, soyut sayısal büyüklükler olmaktan ziyade, ücretli kesimler açısından farklı yaşam deneyimlerine karşılık gelmektedir.
1. Düşük Enflasyon – Düşük Büyüme: İstikrar Var, Gelir Artışı Sınırlı
Avro Bölgesi, Kanada ve Japonya gibi ekonomilerde enflasyonun %2 civarında seyretmesi, ücretli kesimler açısından fiyat istikrarının büyük ölçüde sağlandığını göstermektedir. Bu durum, satın alma gücünün ani erozyonlara uğramasını engellemekte ve gündelik yaşamda öngörülebilirliği artırmaktadır.
Ancak aynı ekonomilerde büyümenin %1 civarında kalması, reel ücret artışlarının sınırlı olmasına yol açmaktadır. İş gücü piyasaları istikrarlı olmakla birlikte, gelir artışı zayıf kalmaktadır. Bu yapı, geniş kesimler açısından bir refah artışından ziyade mevcut durumun korunması anlamına gelmektedir.
Bu nedenle bu ülkelerde makro istikrar, refah artışı üretmeyen ama belirsizliği sınırlayan bir ekonomik ortam yaratmaktadır.
2. Yüksek Büyüme – Orta Enflasyon: Fırsatlar Var, Ama Eşitsiz Dağılıyor
Hindistan, Polonya ve kısmen Meksika gibi ekonomilerde büyüme oranları %3–8 bandında seyretmekte, enflasyon ise görece kontrol altında kalmaktadır. Bu ülkelerde ekonomik genişleme, yeni iş olanakları ve gelir artışı potansiyeli yaratmaktadır.
Ancak finansman maliyetlerinin merkez ekonomilere kıyasla daha yüksek olması ve kurumsal yapıların farklılık göstermesi, bu büyümenin toplum geneline eşit biçimde yansımamasına yol açabilmektedir. Ücretli kesimler için bu durum, artan fırsatlarla birlikte artan kırılganlık anlamına gelmektedir.
Bu modelde, dinamizmin yüksek olduğu ancak gelir dağılımı ve sosyal güvenlik mekanizmalarının ücretlilerin koşullarının iyilşeimesinde belirleyici olacağı görülmektedir.
3. Yüksek Enflasyon – Yüksek Faiz: Gelir Erozyonu ve Finansal Baskı
Türkiye ve Arjantin gibi ekonomilerde enflasyonun %30+ seviyelerinde seyretmesi, ücretli kesimler açısından en belirleyici unsur haline gelmektedir. Bu tür ortamlarda nominal ücret artışları gerçekleşse dahi, yüksek enflasyon reel satın alma gücünü hızla aşındırmaktadır.
Aynı zamanda %20’nin üzerindeki uzun vadeli faiz oranları, yalnızca kamu finansmanını değil, hanehalkı ve firmaların borçlanma maliyetlerini de artırmaktadır. Bu durum krediye erişimi zorlaştırmakta, konut, eğitim ve tüketim kararlarını doğrudan etkilemektedir.
Bu makro yapı, geniş halk kesimleri açısından gelir istikrarsızlığı, artan yaşam maliyeti ve geleceğe ilişkin belirsizlik anlamına gelmektedir.
4. Dış Fazla – Yüksek Faiz Kombinasyonu: Görünürde Güçlü, İçeride Sıkışık
Rusya gibi ekonomilerde cari fazla verilmesi dış denge açısından güçlü bir görünüm sunsa da, %14,8 seviyesindeki faiz oranı finansman maliyetinin yüksek olduğunu göstermektedir. Bu tür yapılarda ücretli kesimler açısından temel sorun, dış denge performansının iç refah artışına sınırlı yansımasıdır.
Bu durum, makro göstergelerin güçlü görünmesine rağmen, iç talebin sınırlı kaldığı ve yaşam standartlarının sınırlı iyileştiği bir ekonomik ortam yaratmaktadır.
Genel Değerlendirme
Tüm veriler birlikte ele alındığında ortaya çıkan temel sonuç şudur:
Küresel ekonomi yalnızca ülkeler arasında değil, yaşam deneyimleri açısından da parçalanmıştır.
Bazı ekonomilerde istikrar vardır ancak refah artışı sınırlıdır
Bazılarında büyüme vardır ancak eşitsizlik ve kırılganlık yüksektir
Bazılarında ise enflasyon ve finansman maliyetleri, gündelik yaşamın temel belirleyicisi haline gelmiştir
Bu nedenle makroekonomik ayrışma, doğrudan toplumsal ayrışma üretmektedir.
Sonuç olarak, The Economist verilerine dayalı bu analiz, küresel ekonominin tek bir hikâye ile açıklanamayacağını; aksine farklı makro rejimlerin, farklı finansman koşullarının ve farklı toplumsal sonuçların eş zamanlı olarak var olduğu bir döneme işaret ettiğini göstermektedir. Bu yapı içinde geniş halk kesimleri için belirleyici olan, yalnızca büyüme oranı değil; enflasyon, finansman maliyeti ve gelir istikrarının birlikte nasıl şekillendiğidir.
