2026 Enerji Şoku Sonrasında Türkiye Ekonomisi
Bu kısa notun amacı, İran savaşı sonrasında ortaya çıkan enerji şokunun Türkiye ekonomisine olası etkilerini kısa, orta ve uzun vadeli bir zaman perspektifi içinde değerlendirmektir. Aşağıda, enerji fiyatlarındaki artışın enflasyon, büyüme, dış denge, para politikası ve bütçe dengesi üzerindeki muhtemel etkileri ele alınmaktadır. Bu analiz, kesin tahminler sunmaktan çok, mevcut koşullar altında öne çıkan aktarım kanallarını ve önümüzdeki dönemde karşılaşılabilecek temel makroekonomik risk alanlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Böylece enerji şokunun ilk anda fiyatlar üzerinden başlayan etkisinin, zaman içinde reel ekonomi ve makroekonomik istikrar üzerinde doğurabileceği daha geniş sonuçlara işaret edilmektedir.
3 aylık dönem
Önümüzdeki üç ayda en hızlı etki, büyümeden çok fiyatlar, beklentiler ve finansal koşullar üzerinde görülecektir. Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artış, önce akaryakıt, lojistik, elektrik üretimi ve enerji yoğun sanayilerin maliyetlerine yansır. Eğer savaş mevcut şiddetiyle sürer ve Hürmüz Boğazı çevresindeki gerginlik devam ederse, petrol fiyatlarının daha da yükselmesi ve LNG akışlarındaki kesintinin devam etmesi mümkündür. Bu da Türkiye’de dezenflasyon beklentilerini olumsuz etkileyecektir. Bu aşamada en olası görünüm; aylık enflasyonda yeniden yukarı yönlü bir hareketlenme, Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine ara vermesi, kur üzerindeki baskının artması ve cari açıktaki iyileşmenin zayıflamasıdır.
6 aylık dönem
Altı aylık perspektifte enerji fiyat şoku, giderek üretim, dış denge ve talep kompozisyonu üzerinde de etkili olmaya başlar. Doğal gaz ve elektrik maliyetleri sanayi üretimi üzerinde baskı yaratırken, petrol fiyatlarındaki yükseliş taşımacılık ve dağıtım maliyetleri üzerinden daha geniş bir fiyat etkisi geçişine yol açar. Bu aşamada iki sonuç öne çıkar. Birincisi, ilk üç ayda zaten başlamış olan enflasyondaki düşüşün yavaşlayacağı beklentisinin, giderek enflasyonun yeniden hızlanabileceği beklentisine dönüşmesidir. İkincisi ise büyüme kompozisyonunun bozulmasıdır. İç talep bir süre dayanabilir; ancak sanayi marjları daralır, ihracatçı sektörler ise Avrupa’daki zayıf talep ile yüksek enerji maliyetinin çifte baskısıyla karşı karşıya kalır. Bu noktada enerji şokunun hem Avrupa büyümesi hem de Türkiye’nin para politikası açısından merkezî bir risk hâline geldiği görülür. Altı ayın sonunda Türkiye için en olası tablo, IMF’nin savaş öncesindeki görece iyimser baz senaryosuna kıyasla daha yüksek enflasyon, daha zayıf dış denge ve daha düşük büyümedir.
12 aylık dönem
On iki aylık ufukta belirleyici unsur, savaşın kalıcı hâle gelmesidir. Böyle bir durumda petrol fiyatları yüksek seyrini korur, LNG tarafındaki sıkışıklık daha da artarsa, küçülme riskiyle birlikte savaş öncesi beklentilerin çok üstünde bir enflasyon tablosu ortaya çıkabilir.
