Küresel Değer Zincirleri Yeniden Düzenlenirken: Kanada–Türkiye İleri İmalatta Stratejik Ortak Olabilir mi?
ABD Hegemonyası Sonrası Dönem ve Çok Kutuplu-Çok Ağlı Yönetişim Mimarisinin Yükselişi
Yazılarımı izleyenler hatırlayacaktır. Ocak ayında BirGün gazetesinde yayımlanan iki bölümden oluşan bir yazımda, ABD hegemonyasının sona erdiğini; bunun bir küresel yönetişim boşluğu yaratmayacağını, tersine üretim ve tedarik zincirleri, teknoloji ortaklıkları ve talep, yani satın alıcı temelli ittifaklar üzerinden şekillenen çok kutuplu ve çok ağlı bir küresel yönetişim mimarisine doğru ilerlediğimizi savunmuştum. Tartışmayı “yeni hegemon kim olacak?” sorusuna indirgememek gerektiğini belirtmiştim. Bu çerçevede, ABD sonrası dönemi salt jeopolitik rekabet üzerinden okumanın, ortaya çıkan düzeni daha baştan yanlış yorumlamak anlamına geleceğine dikkat çekmiştim. Dönüşüm sürecinin çok eksenli yapısını kavrayabilmek için küresel ticaret kurallarının nasıl yeniden yazıldığını ve değer zincirlerinin stratejik ortaklıklar aracılığıyla nasıl yeniden inşa edildiğini izlemek gerektiğini vurgulamıştım.
6 Şubat 2026: Eş Zamanlı Haberlerin Anlamı
6 Şubat 2026’da Kanada ve Türkiye basınında eş zamanlı olarak yer alan haberler bu bağlamda dikkat çekiyor. Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Türkiye’yi NATO içinde “hayati bir ortak” olarak tanımlaması ve savunma ile ileri imalat alanlarında iş birliğine çağrı yapması, diplomatik nezaketin ötesine geçen bir anlam taşıyor. Aynı gün Kanada hükûmetinin elektrikli ve bağlantılı araçlar, batarya değer zinciri ve yapay zekâ destekli üretim altyapısına odaklanan yeni sanayi programını duyurması, bu çağrıyı daha da anlamlı hâle getiriyor. Dış politika söylemi ile yeni sanayi stratejisinin aynı anda kamuoyuna aktarılması, iki alanın birlikte kurgulandığını açıkça gösteriyor.
Savunma Alanında Kurulan ve Askıya Alınan Teknoloji Ortaklığı
Bu gelişmeler, yakın geçmişte kesintiye uğramış olan Kanada–Türkiye sanayi iş birliği sürecinin yeniden ve daha güçlü bir şekilde başlayabileceğine işaret ediyor. 2010’lu yılların ortasında Türkiye’nin geliştirdiği Bayraktar TB2 platformunda kullanılan elektro-optik ve kızılötesi görüntüleme sistemleri, Kanada merkezli L3Harris WESCAM tarafından üretiliyordu. MX-15D sensör podu, platformun keşif ve hedefleme kapasitesini belirleyen kritik bir bileşendi. Bu iş birliği, basit bir alım-satım ilişkisinin ötesinde; teknoloji entegrasyonuna dayalı, karşılıklı bağımlılık içeren bir yapı oluşturmuştu.
ABD’nin baskısıyla 2019’da Kanada hükûmeti, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’nin kuzeyindeki operasyonlarını gerekçe göstererek bazı askerî ve çift kullanımlı sistemlere ilişkin ihracat izinlerini askıya aldı. 2020’de ise sensör satışları tamamen durduruldu. Aynı dönemde Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almasının ardından ABD, Amerika’nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA) kapsamında yaptırımlar uyguladı ve Türkiye’yi F-35 programından çıkardı. O tarihlerde Kanada savunma sektörünün ABD üretim ağıyla yüksek düzeyde bütünleşmiş yapısı dikkate alındığında, bu atmosferin Ottawa’daki karar mekanizmalarına yansıması şaşırtıcı değildi.
ABD’nin NATO içindeki Türkiye karşıtı tutumu, iki ülkenin savunma teknolojisi alanındaki ortaklığını tamamen sona erdirmemiş olsa da belirgin biçimde yavaşlattı. Türkiye aynı dönemde savunma sanayisinin bazı kritik girdilerinde yerlileşme adımlarını hızlandırdı. Özellikle ithalatı kısıtlanan elektro-optik sistemlerde tasarım ve üretim kapasitesinin artırılması hedefine yönelindi.
Elektrifikasyon ve Katma Değerin Yer Değiştirmesi
Bugün gündeme gelen yakınlaşma, geçmişteki dar çerçevenin tekrarı olmayacaktır. Alt sistem tedarikiyle sınırlı bir ilişki ile Ar-Ge temelli, birlikte üretim sistemleri kurmayı hedefleyen daha kapsamlı bir yapı arasında önemli bir nitelik farkı vardır. 2030’lara giderken belirleyici olan, Kanada ile Türkiye arasında ortaya çıkabilecek bu yeni girişimin derinliği olacaktır.
Kanada ile savunma sektöründe gerçekleşebilecek yeni iş birlikleri, otomotiv ve katma değeri yüksek ileri imalat sektörlerine de taşınacaktır. Çünkü küresel imalat sanayisi ekosisteminde askerî ve sivil sanayiler arasındaki ayrım neredeyse ortadan kalkmıştır. Elektrikli araç platformları, batarya teknolojileri, güç elektroniği ve yazılım mimarileri iki sektörü fiilen birbirine bağlamaktadır. Böyle bir ortamda Ar-Ge ve mühendislik kapasitelerinin bir sektörden diğerine aktarılması yaygın bir uygulamadır.
Türkiye uzun süredir Avrupa merkezli sanayi üretim ağının önemli bir nodudur. Ancak bu ilişki, küresel dengeler yeniden şekillenirken ister istemez gözden geçirilecektir. Artık Türkiye’nin küresel konumlanışı yalnızca AB ile üretim ve ticaret hacmi üzerinden tanımlanan sınırlı bir çerçevede kalmayacaktır. Yeni küresel ortam, bunun ötesine geçilmesini zorlamaktadır. Türkiye bu yeniden konumlanışı en çok otomotiv ve bağlı sektörlerde yaşayacaktır. Bu geçişin ilk örnekleri, Kanada ile kurulabilecek iş birliklerinde gözlemlenebilir.
Bu bağlamda TOGG girişimi yepyeni bir anlam ve önem kazanmaktadır. Elektrikli araç sektörünün baştan tercih edilmesi ve dijital sistemlerin merkeze alınması, Türkiye’nin otomotivde rekabetçi bir konum arayışına girebilecek bir temele sahip olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede TOGG, olası Kanadalı şirket ortaklıklarıyla küresel rekabette öne çıkabilir.
NATO İçindeki Dönüşüm ve BRICS Dışında Kalmanın Sağladığı Alan
Kanada ve Türkiye NATO üyesi iki ülkedir. ABD’nin NATO içinde güvenlik yükünü yeniden tanımladığı bir dönemde ittifak içindeki görev ve güç dağılımı da yeniden şekillenmektedir. Bu ortamda Kanada ile Türkiye arasındaki yakınlaşma, NATO içindeki bu yeniden ayarlamanın bir parçası olarak değerlendirilebilir.
Her iki ülkenin BRICS içinde yer almaması da ayrıca önemlidir. BRICS üyeliği, önemli ölçüde Çin’in küresel stratejik önceliklerine daha yakın bir konumlanmayı beraberinde getirmektedir. Bu yapının dışında kalmak ise daha geniş bir hareket alanı sağlamaktadır. Hem Batı güvenlik çerçevesine dâhil olup hem de sanayi ve teknoloji önceliklerini bağımsız biçimde belirleyebilmek, orta ölçekli güçler için kayda değer bir esneklik anlamına gelmektedir. Kanada ve Türkiye bu açıdan avantajlı bir konumdadır.
Çok Kutuplu ve Çok Ağlı Dünyada Yeni Bir Örnek
Son kertede mesele iki ülke arasında imzalanacak bir mutabakat metninden ibaret değildir. Asıl mesele, çok kutuplu ve çok ağlı bir küresel düzende üretim ve teknoloji bağlantılarının nasıl örüleceğidir. Savunmadan otomotive, bataryadan yapay zekâ destekli üretim altyapısına uzanan başlıklarda kalıcı ve kurumsal bir iş birliği inşa edildiği ölçüde, Kanada ile Türkiye arasında yeni bir üretim ve teknoloji ağı ortaya çıkabilir.
Dahası, Kanada–Türkiye yakınlaşması yalnızca iki ülkenin küresel sistem içindeki ağırlığını artırmakla kalmayabilir; çok kutuplu ve çok ağlı yeni dönemin nasıl şekilleneceğine dair çarpıcı ve öğretici bir örnek de sunabilir.
