Türkiye’de Yönetici Olmanın Derin Anlamı
Bey-enilir Olmak
Bir doktor arkadaşımın anlattığı bir anısını her düşündüğümde yüzümde istemsiz bir tebessüm belirir. Arkadaşım, kırsal bölgeden gelen bir hastayı muayene ediyormuş. Adam, ısrarla ona “Doktor Bey” diye hitap ediyormuş. Arkadaşım da birkaç kez düzeltmiş: “Amca, ben kadınım.” Yaşlı adam sanki bunu duyuyor, hatta kabul ediyor gibiymiş. Muayene bitmiş. Tam çıkarken bir kez daha dönüp, “Allah’a emanet ol, Doktor Bey,” demiş.
İlk bakışta bu karşılaşma komik görünebilir. Ancak aslında çok ciddi bir mesajı vardır. Yaşlı adam “bey” derken karşısındakini erkek sandığı için bu kelimeyi kullanmış olamaz. Bildiği en güçlü saygı hitabıyla arkadaşıma hürmetini göstermek istemiş olmalıdır. Burada “bey”, cinsiyeti gösteren bir kelime değildir; tanımanın, değer vermenin ve güven duymanın göstergesidir.
Bir adım daha atalım. Nişanyan, “bey” ile “beğenmek” arasında etimolojik bir bağ olabileceğini söyler. Bunu kesin ve tartışmasız doğru olarak ortaya koymaz; güçlü ve düşündürücü bir ihtimal olarak düşünmek gerektiğini vurgular. Bu ikisi ortak kökten gelmeseler bile insanın aklına yine de şu soru geliyor: Birini “beğendiğimizi” söylediğimizde, farkında olmadan onu bey gibi gördüğümüzü mü söylemiş oluyoruz? Yani onun sadece hoşumuza gittiğini değil; yerini dolduran, ehil, saygıya layık ve erdemli birisi olduğunu düşündüğümüzü mü ifade ediyoruz?
Eğer öyleyse, bir yöneticiyi beğeniyoruz demek, ondan bir bakıma “bey gibi” olmasını beklediğimizi söylemektir. Bey kelimesi, Dil Devrimi sonucunda resmî dilden çıkarılmıştı. Zamanla yerini yönetici, müdür, başkan, direktör ya da icra kurulu üyesi gibi sözcükler aldı. Ancak yaşayan bir organizma olarak dil inatçıdır. Müdürümüze hâlâ “bey” demekte ısrar edişimizin bir sebebi olmalı. Yani komik olan yalnızca arkadaşımın yaşlı hastası değil; belki hepimiziz. Bize 100 yıl önce artık “bey” demeyin denmiş ama biz hâlâ “bey” demekte ısrar ediyoruz. Birisi çıkıp, “Amcacığım, ben yöneticiyim,” dese bile, ona mesela “Ahmet Bey” demeye devam ediyoruz.
Kadınlar söz konusu olduğunda da durum değişmemiştir. Çok eski zamanlarda kadınlar için “begüm” sözcüğü kullanılmıştır; bunun da “beg”ten, yani “bey”den türemiş olduğu düşünülür. Bugün begüm değil, “hanım” diyoruz. Bu ikisi de cinsiyetten çok, insanın bulunduğu mevkiye yaraşır olduğunu ifade eder. Yani erkek için bey neyse, kadın için begüm ya da hanım odur.
Şimdi Yusuf Has Hacip’in şaheseri Kutadgu Bilig nasıl hatırlanmaz? Kutadgu Bilig, beylik, hükümdarlık ve otoriteyi hak etmenin ne demek olduğu üzerine yazılmış en büyük Türkçe eserlerin başında gelir. Beyi tanımlayarak yöneticinin nasıl olması gerektiğini anlatır. Bir nevi, yönetici bey olmayı başardığında lider olabilir, der. Bir başka şekilde ifade edersek şunu demiş olur: Bir grup insanın başına geçebilir ya da getirilebilirsiniz. Ancak bu sizi lider yapmaz. Lider olmak, size bağlı olan astlarınızın gözünde bey/begüm olmayı başarmakla olur.
Yusuf Has Hacip, hükümdarın söyledikleriyle bize beyin ya da begümün nasıl olunacağını uzun uzun anlatır. Kutadgu Bilig’ten bazı alıntılarla sözü ona vermiş olayım.
824 Hükümdar dedi ki: Bilge kişi bu adı benim doğamı güneşe benzeterek verdi.
825 Güneşe bak, küçülmez, bütünlüğünü daima korur; parlaklığı hep aynı şekilde kuvvetlidir.
826 Benim doğam da ona benzer, doğruluk ile doludur ve asla eksilmez.
827 Güneş doğar ve bu dünya aydınlanır; aydınlığını bütün halka eriştirir, kendinden bir şey eksilmez.
828 Benim hükmüm böyledir, ben ortadan yok olmam; hareketim ve sözüm bütün halk için aynıdır.
829 Üçüncüsü bu güneş doğunca yer ısınır; o zaman binlerce çiçek açılır
830 Benim bu kanunum hangi memlekete erişirse, o memleket baştan sona taşlık ve kayalık dahi olsa hep düzene girer.
…
862 Hükümdar dedi ki: Bak, kimin düşündüğü ve söylediği bir olursa, işte doğru insan odur
863 Onun içi dışı gibi, dışı da içi gibidir; doğru ve dürüst kişi böyle olur.
…
Kim bey/begüm olamaz, bunu da şöyle anlatır:
847 Benim hoşlanmadığım şeyleri sana söyleyeyim, sen onlara yaklaşma temiz olmaya çalış.
848 Benim beğenmediğim şeylerden biri yalandır; ondan sonra da zulüm edenler gelir
849 Sonra da doğası haris ve olgun olmayanlar, aceleci huylu ve gözü doymaz olanlar
850 Her işte hiddet gösterenler, içkiye düşkünler veya çalıp çırpanlar
Şimdilik burada duralım.
“Yöneticiler neden felsefe okumalıdır?” yazı dizimize dönelim bitirmeden. Bu sorumuza bugün şöyle ve bizden bir gözle yanıt vermiş olayım: Bir insan, hikmet bilimleri yani felsefe okumadan, felsefî düşünme yeteneğini geliştirmeden çok zor bey ya da begüm olabilir. Artık elimizde, yöneticiler neden felsefe okumalı sorumuza dair bir cevap daha var: Felsefe, insana yönetici olmanın derin anlamını verir. İnsan gerçek anlamda nasıl “beğenilir” olur, bunu açımlar ve yol gösterir. Yönetici, “beğenilmeyi” başararak lider hâline gelir. Öz olarak şunu demek de mümkündür: Yönetici, işleri yönetirken bey/begüm olmak için durmadan çalışmak zorundadır. Ve bu bir yan uğraş değil, işleri iyi yönetebilmek için vazgeçilmez bir vasıftır. Bana kalırsa bu bile felsefe okumak için başlı başına güçlü bir sebeptir.
